|
Yazar Mehmet Uzun, son kitabında sözlü edebiyatın özelliklerinden bir adaptasyon yaratıyor
Savaşa karşı edebi manifesto
'Dicle'nin Sürgünleri' öyle bir roman ki, Mir Bedirhan isyanıyla başlasa da günümüzle birebir örtüşebiliyor
"Savaşa karşı edebi bir manifestodur bu kitap. Şu anda tarihi bir tekrar yaşanıyor" diyor Mehmet Uzun
İki cilt halinde yayımlanan kitabı, Suriye'deki sürgün zamanlarında, dengbejlerle konuşarak ortaya çıkarmış
|
|
|
|
Mehmet Uzun
|
|
|
|
|
Hümanist Kürtlerin, Kürtçe yazan biricik yazarı Mehmet Uzun, son kitabı 'Dicle'nin Sürgünleri'nin yüzü suyu hürmetine Türkiye'deydi. Hal böyle olunca, Türkiyeli Kürt, İskandinavyalı İsveç Mehmet Uzun'la İsveç'ten Mezopotamya'ya doğru bir uzanalım dedik... Mehmet Uzun'la, uzun sürecek söyleşimizin ilk durağı İstanbul entelijansiyasının yegâne mekânı Kaktüs. Sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen Mehmet Uzun paneline gideceğiz. Söyleşi bitiyor, panel bitiyor, sıra yemek yemeye geliyor. Üniversitenin karşısındaki Kürt kebapçıya giriyoruz. Garsonlar hemen gelip kitaplarını imzalatıyorlar. Mehmet Uzun, çevresinde Türk-Kürt öğrenciler anlatıyor, soruları cevaplıyor. Sanki karşılarındaki kırk yıllık arkadaşları, hocaları. Kimileri Kürtçe soruyor soruları, kimileri Türkçe. Bilen bilmeyene çeviriyor. Konumuz, temelleri ta 1980'lerde atılmış 'Dicle'nin Sürgünleri'. İki cilt halinde yayımlanan kitabı Suriye'deki sürgün zamanlarında dengbejlerle konuşarak, 3000 sayfalık araştırmalar sonucu ortaya çıkarmış Uzun. Hepsini İsveç'te bir manastırda toplayıp yazmış. Romanda tüm bunları bize bir dengbej olan Bıro anlatıyor. Dengbejler meclislerde türküler söyleyip efsaneler anlatan ses sanatçıları oluyorlar. Sözlü kültürle yazılı edebiyatı bir güzel buluşturuyor Mehmet Uzun. Üstelik bunları kendi içerisinde birçok lehçeye ayrılan Kürtçeyle yapıyor. Mehmet Uzun'u Mehmet Uzun yapan biraz da bu. Kürtçeyi 18 yaşında hapishanedeyken Musa Anter'den öğreniyor. Sonra kafaya takıp çalışıyor, çalışıyor ve kendi dilini oluşturuyor. Çünkü çocukluğunun sesleri orada saklı. 'Dicle'nin Sürgünleri' de bu sesler üzerine kurulmuş. Boğaziçi Üniversitesi'nde kendisine sorulan soruları duyunca bir şeylerin artık değişmeye başladığını anlıyor insan. "Biz nasıl Kürtçe yazarız", "Böyle bir dil oluşturmak için neler okumalıyız", "Kendimizi nasıl geliştirmeliyiz" vs... Bu durumda siyasetin tahtına edebiyat oturuyor. Üstelik bu, sadece İstanbul'da böyle değil. Mehmet Uzun, Doğu Anadolu diyarlarından yeni gelmiş. Yaşlı teyzelerden koruculara, aşiret reislerinden çobanlara kadar yüzlerce insana kitaplarını imzalamış.
Devamı bu hafta Tempo'da
Röportaj: Berrin Karakaş
Fotoğraf: Ergun Candemir
|
2 5 2003
|
|
|