Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Savaşa karşı bir gencin kaleminden anılar: Gelibolu'dan Kafkaslara Birinci Dünya Savaşı
'Ahdettim ki sebepsiz bir kurşun atmayayım'

  • İsmail Hakkı Sunata'nın yedek subay olarak katıldığı Birinci Dünya Savaşı anıları İş Kültür Yayınları'ndan çıktı
  • Savaşmaktan çok farklı idealleri olan genç hukuk öğrencisi, savaşın taktik ve teknik değil, insan yüzünü anlatıyor
  • İngiliz siperlerinden gelen bayram tebriki, açlıktan ölümler ve bir fincan sütü askere iki gümüş kuruşa satan tabur imamı; kömür yolsuzlukları
  • Irak'a asker göndermenin konuşulduğu şu günlerde bir ders: Mustafa Kemal, Galiçya'ya asker gönderilmemesi için nasıl bir oyun oynadı?
  • Birinci Dünya Savaşı'nın patladığı yıllarda, İsmail Hakkı Sunata, 22 yaşında bir hukuk öğrencisidir. Dünyada ve memlekette olanlarla ilgili bir öğrenci olarak Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na gireceğine inanmıyor. Bu yüzden de "Bizim bu yorgan kavgasıyla bir ilgimiz yok. O yüzden hepimiz müsterihiz. Zaten dövüşe katılacak halde değiliz" diye yazıyor.
    Ama öyle olmuyor. Osmanlı, 3 Ağustos'ta seferberlik ilan ediyor, ardından da Sunata, yedek subay olarak talimgâha çağrılıyorlar. İlk talim gününü de şöyle anlatıyor:
    "Sabahleyin Kanlıca'dan ayrılırken askerlik ödevine başlamak ne kadar aklımızdan uzaksa, şimdi böyle bir talime başlamamız yıldırım gibi bir hakikat. Hele içlerinden bazıları bastonla, bazıları Beyoğlu'ndan aldıkları öte beri paketleriyle gelmişler. Bunları bir yere bırakmaya vakit bulamadan sıraya girmişler. Böylece sağa sola dönüp duruyorlar."
    Sunata, talimler boyunca umudu kaybetmiyor: "Bugünkü şiddete bakılırsa ve bugünkü silah gücü göz önüne getirilirse, harp altı ayda sona erer" diye yazıyor ama öyle olmuyor.
    Kendisi gibi eli silah tutanlarla birlikte önce İzmir, ardından da Çanakkale'de buluyor kendini. Anlamsız bulduğu savaşın tam göbeğinde, ilk kez düşmanla, siperlerle, esirlerle ve ölümle karşılaşıyor. Karşılaştığı ilk İngiliz cesetlerinin ardından da şu notu düşüyor defterine: "Ne ben şu İngilizleri tanırım, ne onlar beni. Ah, bizi böyle karşı karşıya getirmeye sebep olanlara ne diyeyim bilmem ki. Ahdettim ki sebepsiz yere bir kurşun atmayayım."
    İsmail Hakkı Sunata, Çanakkale zaferinin ardından Doğu cephesine gönderiliyor. Orada da, zaman zaman siperlerde, bazen köy odalarında, bazen de çadırda, savaşın başka yüzüyle karşılaşıyor: Açlık, soğuk ve katliamlar...
    Dört yıl boyunca, insanlık dışı gelen bu savaşın her türlü ayrıntısını kaleme alıyor Sunata. Sonuçta, savaşın insani yüzünü bütün ayrıntılarıyla anlatan, sorgulayan, okuyana orada yaşananları derinden yaşatan anılar ortaya çıkıyor.
    Anılar, İsmail Hakkı Bey'in İstanbul'a dönüşü ile bitiyor, ancak anılarının yayımlanma öyküsü de en az onlar kadar ilginç.
    Kızı, Tomris Birtürk'ün anlattığına göre İsmail Hakkı Bey, savaştan sonra yarım bıraktığı Hukuk Fakültesi'ne dönüyor. Annesine ve kardeşlerine bakabilmek için, üniversite rektörlüğünde katiplik işi buluyor. Fakülteyi bitirdikten sonra hâkim ve savcı olarak yurdun çeşitli yerlerinde görev yapıyor. Son olarak, 1958 yılında, Tekirdağ Ağır Ceza Reisliğinden emekli oluyor ve İstanbul'a yerleşiyor. Bu arada, günlüklerini yeni harflere çeviriyor ve dağınık olan notlarını toparlıyor. İsmail Hakkı Sunata, 1988 yılında, 96 yaşında vefat ediyor.
    Anıların yayınlanması ise, ancak ölümünden 15 yıl sonra, kızlarının girişimleriyle mümkün oluyor.

    KİTAPTAN / SUNATA'NIN ANILARI

    Çanakkale-----------------------------

    İngilizler ve keten örtüler

    İngilizler de pek akılsız ve ihtiyatsız. Meçhul bir memlekette, dere içinde, sabah kahvaltısı için sofra kurmuşlar. Reçeller, bisküviler, şekerler, çikolatalar, yağlar, peynirler, çatallar, peçeteler. Hele peçeteler halis ketenden. Kahvaltıda ansızın basılmışlar. Birkaçı ölmek üzere, ne feci. (sf:136) Bir ara "Bir şehit" dediler. Bizim zavallı bir nefer. O da İngilizler gibi kokmuş. Ve günlerdir İngiliz ölüleriyle kardeş kardeş yatmış, hiç kavga etmemişler. Hey Allah’ım, demek insanları kavgaya sürükleyen hayat denen şey. Ölünce hepsi sessiz, sakin, birbirlerine saldırmadan yatıyorlar. Sağlıklarında da böyle iyi geçinseler ya.

    Allah kimden yana?

    Bir müddet sonra sağdan soldan uğultulu sesler gelmeye başladı. İlk anda anlayamadım. Bizim bulunduğumuz yer de buna iştirak edince anladım: "Allahu ekber, Allahu ekber, la ilahe illallah." Bayram tekbiri getiriyorlar. Hey yarabbi, bu Allah'tan gelen bir felaket değil ki, buna dua ve tekbir ile ve ona sığınmakla kurtulunsun. Allah Müslümanlarla beraber olsa, İngilizlerin toplarına ot tıkar, topları ateş almazdı. (sf:160) Bu harpte tanrı da şaşırdı herhalde. Biz Osmanlı Devletinin ve bütün Müslümanların halifesinin ordusuyuz. İngilizler, Müslüman Mısırı yanlarına aldılar. Yüz milyonlarca Müslüman tebasından asker toplayıp İslam halifesinin üstüne yürüdüler. İslam halifesi, Alman İmparatorunun haçlı nişanlarını, halife ordusu zabitlerinin göğüslerine taktırdı. Allah, bunların hangisine taraftar acaba?

    İngilizlerden bayram tebriki

    Galiba (bayramın) dördüncü günü idi, düşman kâğıda sarılı bir bomba attı. Bomba patlamadı. Neferler alıp getirdiler. Kurban bayramımızı tebrik ediyorlar. Bizim kurban kesemediğimizi, fakat kendilerinin kurban keserek bayram yapmış olduklarını, kendi taraflarına gelecek olursak her türlü rahata kavuşacağımızı ve bolluk içinde yaşayacağımızı bozuk bir yazıyla yazmışlar. (sf:174)

    -------
    Nuray Soysal

    17 9 2003

    [ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
    © Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
    Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.