|
Birbirlerinden binlerce kilometre uzakta yaşayan iki kadın birbirine değen iki roman yazdılar.
'Kadınca Bir Hayat' ile 'Kadın ve Kocası' iki farklı kadının hikâyesi. Ortak noktaları ise kadın olmaları.
Bir yanda kariyer, bir yanda aşk hayatları ile baş etmek zorunda kalan iki romanın kahramanları, bu yoğun yaşam savaşında kendi kimliklerini bulmaya çalışıyorlar.
Her iki yazara göre, modern yaşamda kadının ortak sorunu başkaları tarafından şekillendirilmeye çalışılan kimlikleri ve mükemmel olma kaygıları.
Doğan Kitap, Ekim ayında iki kadın yazarın romanını Türkçeye kazandırdı. Bunlardan biri, orijinal adı "Jane'in Sorunu" (Le Probleme Avec Jane) olan, "Kadınca Bir Hayat"tı. Bir Amerikan Üniversitesi’nde Fransızca bölümünde ders veren Catherine Cusset'nin kahramanı Jane de bir Amerikan Üniversite'sinin Fransızca bölümünde ders veriyor. Jane, bir gün kapısının önünde bir roman taslağı buluyor. Okudukça romanın birebir kendisinin yaşadıkları olduğunu görüyor. Kitap boyunca Jane, romanı kimin yazdığını bulmaya çalışıyor. Bu arada, devreye Jane'in kadınca sorunları giriyor: Kariyer hırsı, aşkı, bağımsızlık kaygıları, kimliğinin başkaları tarafından belirlenmesi. Catherine Cusset'nin anlatımını Tuna Kiremitçi'nin yalın anlatımına benzetmek mümkün. Fransız edebiyatının o ağır tasvirleri yerine yazar, Amerikan romancılarının görsel anlatım tekniğini benimsemiş. Kadının iç dünyasına eğilen bir başka yazar da Catherine Cusset'den kuş uçuşuyla yaklaşık 9 bin 200 kilometre uzakta, Kudüs'te yaşayan İsrailli yazar Zeruya Şalev. Zeruya Şalev'in Türkçe olarak yayınlanan ikinci romanı "Kadın ve Kocası", evli bir kadının iç dünyasını anlatıyor: Kocasının zaman zaman fiziksel sorunlar olarak dışa vuran psikolojik sorunları, kızı, annesi ve işi arasında mükemmel olmaya çalışan Naama'nın yaşamı, kocasının onu terk etmesiyle altüst oluyor. Artık 40 yaşlarında olan Naama, çocukluğundan beri birlikte olduğu kocası tarafından terk edilince hayata tutunmanın yollarını arıyor. Zeruya Şalev de, Catherine Cusset gibi kadınlık hallerini irdeliyor romanında: Kadınların mükemmel olma çabaları, kimlik problemleri sadece onun ülkesine ait değil, tüm modern dünyaya ilişkin sorunlar. Cusset ve Şalev, röportaj yapacağımız ve aynı zamanda kitaplarını imzalayacakları Nişantaşı D&R Mağazası'na yarım saat geç geldiler. Sorunun trafik olduğunu sanıyorduk ancak Cusset itiraf etti: "Biz yazarız, ama rehberlerimiz bizim aynı zamanda kadın olduğumuzu unuttular ve Kapalıçarşı'ya götürdüler. Tabii ki çıkamadık bir türlü. Ben bir çift küpe aldım, Zeruya da bir pantolon." Cusset ve Şalev'le romanlarını, modern kadının evrensel sorunlarını konuştuk.
-
-
Ülkemde yaşananlardan yazınımı korudum
'Kadın ve Kocası'nın kahramanı Naama, Kudüs'te yaşıyor ama her yerde yaşayabilir. O İsrail'de yaşananları değil, kendi iç dünyasında yaşananları dert ediyor. Kocasının hastalığı, kızı, işi, terk edilmesi... Şalev Norveç'in Oslo kentinde bir kadının gelip "benim hikayemi yazmışsınız" dediğini anlatıyor. Mesele duygular olunca kültürel sınırlar işte böyle aşılıyor.
Almanya'da kitabınız best seller oldu? Bu nasıl oldu, anlatır mısınız?
Bu benim için de sürpriz oldu. Kitabım birçok ülke de yayınlandı ve bazılarında çok sattı: Örneğin Polonya'da da çok satanlar arasında. Sanırım oralardaki kadınlar, kahramanımla kendilerini özdeşleştirdiler. Çünkü kahramanım evrensel bir tip. Dünyanın her hangi bir yerinde yaşayan bir kadın da böyle şeyler yaşayabilir. Belki Almanya'da doğru zamanda çıktı. Birçok tv şovuna çıktım ve kitabım tanıtıldı. Soykırımın üzerinden sadece 60 yıl geçmiş olmasına rağmen kitabımın Almanya'da bu kadar çok satılması şaşırtıcı ve sevindiriciydi.
İsrailli bir yazarı okuduğumuz zaman, bu ülkede yaşanan çatışmalarla ilgili bir şeyler bulmaya alışkınız. Oysa sizin romanınızda hiç böyle bir şey yok. Kahramanlarınızı, kendinizi ve yazınızı nasıl bu çatışmalardan koruyabiliyorsunuz?
Baştan beri yazar olarak buna karar verdim. İsrail'de yaşananlardan yazılarımı korumalıydım. Bu tercihti. Dış dünyayı yazılarımı sokmadım. Bu yüzden insanların ilişkilerine odaklandım. İnsanlar birbirlerine nasıl aşık oluyor, ya da ikili ilişkiler nasıl bozuluyor. Bunlar evrensel duygular. Ben de bunlara yoğunlaştım.
Evet ama ülkede derin bir güvenlik sorunu var. Bundan etkilenmiyor musunuz? Edebiyatınız, yaşamınız...
Tabii ki etkileniyor. Mesela, çocuklarımı okula gönderirken asla otobüse bindirmiyorum. Ben de binmiyorum. Arabamdayken bile bir otobüsün yanından geçerken gaza basıyorum. Her an ambulansların sesini duyuyorum. Çevremde yaşanan çok fazla trajedi var. Sürekli yazmak için, röportajlarımı yapmak için gittiğim bir kafe vardı ve bir intihar bombacısı tarafından havaya uçuruldu. Kudüs'ün hiçbir yerinde kendim güvende hissetmiyorum. Ama yine de dışarıda ne olursa olsun, insanın iç dünyası bir şekilde kendi dengesinde yürüyor. İnsanlar aşık oluyor, boşanıyor, bir sürü şeyle başa çıkıyorlar. Ben de bu trajediler hakkında değil, insanların iç dünyaları hakkında yazmak istiyorum. (O sırada bir ambulans sesi duyuluyor) Görüyor musunuz? Kudüs'te bu sesi sürekli duyuyorum ve ne yazık ki, hayal gücüm hep en kötüsünü düşünüyor. Oysa ben hayal gücümü sadece yazmak için çalıştırmalıyım. Bu sesi duyduğumda çok sinirleniyorum ve korkuyorum.
Ülkeler, Tevrat hikayeleri arasında benzerlikler kuruyorsunuz. İlişkiler ülkeler gibi midir?
Benim için Tevrat önemlidir. Ailem dindar değildi ama babam üniversitede Tevrat okuturdu. Ben de teoloji eğitimi aldım. Babam bize küçükken Tevrat okurdu. Ben de büyürken Tevrat'ı hayatımın her alanında okuyacağım açık bir kitap olarak gördüm. Benim yazdığım duygular, çok eski duygular: Aşk, nefret, heyecan. Bunlar sadece modern yaşama ait değiller, Tevrat'ta bile vardır bu duygular. Aileler, ilişkiler, ülkeler arasında büyük benzerlikler var tabii. Her şey duygularla ilgili.
Sizce bütün kadınların mükemmel olmak gibi bir derdi var mı?
Genelleme yapmak istemem. Her kadın diğerinden farklıdır ama modern yaşam kadınlar için çok daha zor. İşte, evde ilişkilerinde hep iyi olmak zorundalar. Onlardan beklenen mükemmel anne, eş ve iş kadını olmaları. Yaşamak veya hissetmek için zamanları yok. Üstelik kadınların kendilerini ihmal etmek gibi bir özellikleri var. Genellikle kendileri için de listenin sonunda yer alırlar. Biz kadınlar, kendimiz için bir şey istediğimizde kendimizi suçlu hissederiz. Sanırım bu konuda biraz çaba göstermeliyiz. Mükemmel olmak zorunda değiliz, biraz kendimizle ilgilenmeli, yeter demeyi bilmeliyiz. Kadınların iç dünyası dışarıdan görüldüğünden çok daha karmaşıktır.
Kitabınızda Tevrat'la birlikte erotizm de var...
İlk kitabımı okudunuz mu? Orada daha da fazla erotizm var. Benim erotizmim, ilişkinin bir parçasıdır. Erotik şeyler yazdığım zaman bunu tıpkı doğayı, insanı tanımlar gibi yazıyorum. Özellikle ilk kitabımda bazı eleştiriler aldım. Bazı insanlar bu kadar açık saçık yazmak zorunda mısın diye soruyorlar ama bu da ilişkinin bir parçası. Oradaki sevişme, ilişkinin biçimini de gösteriyor. Seks öncesi ve sonrası duygular, ilişkinizi belirler.
Küresel edebiyattan söz edilebilir mi?
Nasıl yazdığınıza bağlı. Bence edebiyat küreselleşmiyor. İnsanlar küreselleşiyor. İtalya'da Norveç'te öyle kadınlarla karşılaştım ki, kahramanımla aynı şeyleri yaşamışlardı. Oslo'da bir kadın bana geldi, sarışındı, uzun boyluydu ve bana "Ben Naama'yım, benim ve erkeğim hakkında bir kitap yazmışsınız" dedi. Bu bir mucize gibiydi. Edebiyatla kültürel sınırları nasıl aştığınızı gösteriyordu bu. Edebiyat duygulardan söz ettiği sürece herkese dokunuyor. Dünyanın neresinde olursa olsun.
Nuray Soysal
Foto: Ergun Candemir
|