|
Nuriye Akman, ilk romanı 'Nefes'le okuru dillerin, tasavvufun, yaşamın, ölümün dünyasına götürüyor
Beş yıldır bu romana gebeyim
Nuriye Akman şu sıralar bir loğusa. Tebrikleri kabul ediyor, yeni doğan romanının mutluluğunu yaşıyor. Yaşamın anlatıldığı 'Nefes'te Akman, usta edebiyatçıları kıskandıracak dili ve kurgusuyla şaşırtıyor.
|
|
|
|
Nuriye Akman
|
|
|
|
|
Düşünün ki, beyin cerrahısınız ve -Allah göstermesin- Gazi Yaşargil'e beyin ameliyatı yapacaksınız; ya da kalp cerrahısınız ve hastanız Mehmet Öz; mimarsınız, yapacağınız binada ünlü mimar Cengiz Bektaş oturacak. İşte Nuriye Akman'la röportaj yapmak böyle bir şeydi. Bir de bütün profesyonelliğimden sıyrılıp kendimi romanın muhteşem dünyasına kaptırınca, Nuriye Akman'ın karşısına beceriksiz bir yeniyetme sıfatıyla çıktım.
Annesi onu doğururken ölmüş bir bebek, onu evlat edinen bir köy ebesi ve o köyün gassali (ölü yıkayıcısı)... Ebe ve gassal, konuşamayan ama aslında tüm dilleri (ağaçların ve böceklerinkini bile) konuşan çocuğa doğum ve ölüm öyküleri anlatıyorlar. Hepsi, kendi durdukları yerden başlangıcı ve sonu (ki o da bir başlangıçtır) dillendiriyorlar. Bu masal yolculuğunun içinde, okuru yaşamın gerçeklerine döndüren, köye yolu düşen ama orada kalan Amerikalı dilbilimci Jon, PKK'lı kaçak Deral ve arada bir sahneye girip birkaç cümle söyleyen siyah kedi var.
Nuriye Akman'ın kahramanları, tapınak fahişelerinden bu yana doğumların öykülerini; tasavvuftan, kutsal kitaplardan ödünç alınmış sözlerle ölümün ikinci bir doğum olduğunu ve diller dahil dünyada hiçbir şeyin ölmediğini, ustaca bir kurgu ve yeryüzünde çok az insana nasip olabilecek güzellikte bir dille anlatıyor. Peki nasıl olur da bir ilk roman bu kadar mükemmel olabiliyor ve Nuriye Akman, nasıl oldu da gazeteci dilinden sıyrılıp edebiyatın diline büründü. Kekeleyerek de olsa, hepsini sordum.
---
Nuray Soysal
|
21.10.04
|
|
|