Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Peyami Safa
74 yıl sonra bestseller

'9. Hariciye Koğuşu' ve 'Fatih Harbiye' romanlarını 250 biner adet basıp ucuz fiyattan satışa sunan Alkım Yayınevi'nin bu uygulaması sayesinde, iki roman da yazıldıktan 74 yıl sonra en çok okunanlar arasında yer aldı.

Peyami Safa
Peyami Safa Göster

Peyami Safa, 1931 yılında 9. Hariciye Koğuşu’nu ve ‘Fatih Harbiye’ romanlarını yazdığında, bir gün gelecek iki romanının da bestseller olacağını bilseydi, ne düşünürdü acaba? Alkım Yayınları, 2004 sonunda Peyami Safa’nın ‘9. Hariciye Koğuşu’ romanını 250 bin adet bastı ve 1.95 YTL’den satışa sundu. Roman, birkaç ay içinde neredeyse tükendi. Ardından 2005 Mayıs’ında, Peyami Safa’nın ‘Fatih Harbiye’ romanı yine Alkım Yayınları tarafından 250 bin adet basıldı ve 2.95 YTL’den satışa çıktı. Roman, tükenme noktasında.

Bir önceki kuşak solcular tarafından edebi gücü teslim edilen, ancak biraz gerici ve -İkinci Dünya Savaşı yıllarında Nazizm’i desteklediği için- faşist bulunan Peyami Safa, ne oldu da 74 yıl sonra bestseller yazarlardan daha çok satan bir yazar haline geldi? Peyami Safa’nın romanlarının, -psikolojik tahlilleri çok güçlü olsa da- televizyon, internet, test usulü sınavlar vs. sayesinde uzun metinlerden uzak duran yeni nesil için uygun olduğu söylenemez. Kaldı ki, yazar da Ali Ulvi ile yaptığı son röportajlardan birinde, “Kitaplarımda okuyucuyu yormamak endişesinden uzağım. Çapraşığı, en küçük unsurunu feda etmeden, sade bir şekilde ifade etmeye daima çalışırım. Fakat bunun mümkün olmadığı yerlerde sadeliğe hiçbir değeri feda etmem” diyor.

Soruya dönersek; kitaplarının Milli Eğitim Bakanlığı’nın tavsiye ettiği yüz eser arasında yer alması mı Peyami Safa’nın romanlarını bestseller yaptı; yoksa ucuz olmaları mı? Alkım Yayınevi’nin sahibi Başar Arslan’ın anlattıklarından, birkaç unsurun birden bu başarıyı sağladığını anlıyoruz: Bunlardan birincisi; tabii ki Peyami Safa’nın iki romanının da klasik olması. ‘9. Hariciye Koğuşu’, yalnız ve hasta bir çocuğun aşkını, sevgisiyle hasta bedeni arasındaki ilişkiyi anlatır. Fatih Harbiye ise modern Beyoğlu ile eski Fatih arasında sıkışmış bir kızın bunalımlarının öyküsüdür. Kısacası her iki romanın öyküsü de eskimeyen, güncelliğini yitirmeyen konulardır. İkincisi; liselerde önerilen yüz kitap arasında yer almaları. Ancak Alkım Yayınevi’nin sahibi Başar Arslan klasiklerin, özellikle de Peyami Safa’nın ders kitabı gibi dayatılmasını istemiyor. Bu nedenle de, her iki romanı da şık kapaklarla sunuyor ve kitap kapaklarında da “Tavsiye edilen 100 eser arasında” gibi bir ibare bulunmuyor. Üçüncüsü ise, bir pazarlama başarısı. Alkım Yayınevi, Peyami Safa’nın romanlarını hem ucuz, hem de yaygın bir dağıtım ağıyla ulaşabildiği her yere gönderiyor. Hatta kitapçı ya da kırtasiye bulunmayan yerlerde bakkallara, marketlere bile kitap ulaştırılıyor. Yayınevi bunun için Ankara merkezli bir pazarlama ekibi kurmuş.

Kartlarla İzliyor

Başar Arslan’ın ofisini, İstanbul Kadıköy’deki Alkım Kitabevi’nin asma katına kurmuş. Ofise ulaşmak için kitabevinden geçerken, sağ ve sol tarafta yığılmış Ahmet Altan, Peyami Safa kitapları var. Asma kata çıktığınızda ise, hemen sol tarafta, rahat koltuklara kurulmuş okurlarla karşılaşıyorsunuz. Ekşi Sözlük’te yazılanlara ve Başar Arslan’ın anlattıklarına bakılırsa, burası gün boyunca kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği, hatta bir kitabı baştan sona okuyup gidebileceğiniz bir alan.

Başar Arslan, Türk klasiklerini ucuz fiyata yeniden basmaya Peyami Safa’yla başladıklarını, bunun da doğru bir tercih olduğunu söylüyor; çünkü Peyami Safa, kitabevlerinden de takip ettikleri kadarıyla, Reşat Nuri Güntekin ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte en çok okunan üç Türk yazardan biri... Bunu biliyorlar, çünkü Alkım Kitabevi’nin okurlarına verdiği kartlar sayesinde, müşterilerin en çok satın aldıkları kitapları, yönelimleri izleyebiliyorlar. İşte bu kartlar sayesinde de, biliyorlar ki, Peyami Safa’yı sadece öğretmenlerinin isteğiyle gelen lise öğrencileri değil, her yaş grubundan insanlar okuyor.

Başar Arslan, Peyami Safa’nın seçiminde başka teknik ayrıntıların da etkili olduğunu anlatıyor. Örneğin; telif meselesi. Peyami Safa’nın tek varisi, İtalya’nın Elbe Adası’nda yaşayan yeğeni Behçet Safa. Ressam Behçet Safa, amcasının eserlerinin yeniden basılması için 35 bin Euro almış. Daha sonra Elbe’ye giden Hürriyet yazarı İhsan Yılmaz’la görüşen Behçet Safa, münzevi bir hayat yaşadığı adada amcası yüzünden rahatsız edildiği için biraz öfkeli, ama havadan gelen paradan da memnun, şunları söylüyor: “Yıllar sonra yine çıktı amcam karşıma. Geldiler bana para verdiler. Hortladı birden amcam. Bunları alıp yakabilirim diye de düşündüm. Ama hayatımda ilk defa havadan para geldi. Aldığım parayla sağa sola borçlarımı kapatayım dedim, baktım 20 bin Euro zaten borcum varmış."

Oysa yaşamını yazıyla kazanan Peyami Safa, hiçbir zaman rahat bir yaşam sürecek para kazanmamıştır. Gazeteci yazar Gürbüz Azak, şöyle anlatır: "1960 belki 61. Tam hatırlamıyorum. Matbaacı Ergun Bey (Ergun Göze) Nuruosmaniye Caddesi'nden geçen birini gösterdi pencereden. Göründüğü kadarıyla ufak tefek, sırtında ceketi bile iğreti duran, hafifçe kamburumsu kişiyi takip ediyorum.
- Kim ki bu?
Ergun Bey'in yüzünde acılı-kırık bir tebessüm.
- Ona Peyami Safa diyorlar.
- Niye bir tuhaf yürüyor? Ne diye koskoca bir ceketin içinde?
- Bu muhteşem yazar, ömrü boyunca yeni bir elbise alacak para sahibi olamamıştır. Ceketleri, elbiseleri o yüzden hep eski ve iğretidir."
Başar Arslan, Peyami Safa'nın da, yüksek tirajla ucuz fiyata bastıkları klasiklerin de devam edeceğini söylüyor. "Sırada Peyami Safa'nın 'Cingöz Recai' serisi var" diyen Arslan, "Türk klasiklerinin yeteri kadar tanıtıldığına inanmıyoruz. Güzel kapaklar, yaygın dağıtım ve uygun fiyatla daha çok insanın okumasını sağlamayı amaçlıyoruz. Bunlar zorunluluk değil, zevkle okunacak kitaplar" diye tamamlıyor sözlerini.

Peyami Safa: Acı dolu bir yaşam.....

Peyami Safa, Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa’nın oğludur. 1899’da İstanbul’da doğan Peyami Safa, Sultan Abdülhamit’in sürgüne gönderdiği babasını, iki yaşındayken Sıvas’ta kaybetti. Bu yüzden Sultan Abdülhamit’ten hep nefret etti. Dokuz yaşında kemik veremine yakalanan Peyami Safa, maddi sıkıntılar yüzünden İstanbul Vefa Lisesi’ndeki eğitimini tamamlayamadı. Önce Keaton Matbaası’nda daha sonra Posta ve Telgraf Nezareti’nde çalıştı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Rehber-i İttihat Mektebi’nde öğretmenlik yaptı. O yıllarda kendi çabalarıyla Fransızca öğrendi. Fransızca bilgisinin bir sözlük yazacak kadar mükemmel olduğu söylenir. Gazetecilik ve yazı hayatına 1918’de Yirminci Asır gazetesinde ‘Asrın Hikâyeleri’ adlı öyküleriyle başladı. Sırasıyla Son Telgraf, Tasvir-i Efkar, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazan Peyami Safa, 1961 yılında, tek oğlu Merve’yi kaybetti. Askerde olan oğlu, mayın patlaması sonucu ölmüştü. Peyami Safa, ‘Cumbadan Rumbaya’ isimli romanı ve ‘Cingöz Recai Polis Hikâyeleri’ni Server Bedi imzasıyla yayımladı. Bunlar o dönem çok satan ve hayatını idame ettirmesini sağlayan kitaplardı. Bu yüzden de “Efendim, bendeniz Server Bedi’nin evinde oturuyorum” demişti. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nasyonal Sosyalizm’e yakınlık duyan Peyami Safa, Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Sabiha ve Zekeriye Sertel, Aziz Nesin’le çeşitli polemiklere girdi. Yeğeni Behçet Safa’nın anlattığına göre, Peyami Safa’da Hitler imzalı ‘Kavgam’ kitabı vardı.

-
Nuray SOYSAL

22.06.05

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.