|
|
Füsun Saka
|
|
|
Sizin tabirinizle doktor, ben sadist bir erkekle birlikteyim. Kelimenin tam anlamıyla ondan kopamıyorum. Ne yaparsa yapsın ona tapıyorum. Tuhaf bir çekiciliği var üzerimde. Evet, ben bir avukatım ama inanır mısınız, her gece dövüyor bu adam beni. Bununla da kalmıyor ve saldırıyor sürekli, elbiselerini yırtmaya başlıyor birden, iç çamaşırlarımı, üstümde ne varsa hepsini yırtıyor, paramparça ediyor ve benimle öyle sevişmek istiyor. Bene de onun bu isteklerine katılıyorum. Artık bu durum, bir ritüel oldu ilişkimizde neredeyse.” 16 öykü, 16 ayrı hayat... Tempo dergisi editörlerinden Füsun Saka, danışanla terapist arasındaki gizli dünyada bir gezinti yaptı ve sonuçlarını ikinci kitabında anlattı. Biz de yazarla kitabı hakkında konuştuk.
- Yaklaşık bir senedir, Tempo dergisinde psikoloji sayfaları yapıyorsun. Terapi Öyküleri, buradan yola çıkarak hazırladığın bir kitap mıydı?
Aslında benim hep istediğim, ama kafamda toparlayamadığım bir şeydi. İlk önce haber konusu olarak ortaya çıktı. Ancak doktorlar bunu haber olarak yapmak istemedi. Ondan sonra kafamda iyice yerleşti. Çünkü ben de terapi gören biriyim ve kendi öykülerim de vardı. Bir kitap yapmak istediğimi söyleyince, uzmanlar da kişileri çok belli etmemek şartıyla bana yardımcı oldular.
- Sen de terapi gören biri olduğunu söyledin. İnsanların terapi süreci çok sancılı mı oluyor?
Tabii ki. Çünkü bu, insanın kendisiyle yüzleştiği bir süreç ve bazen hiç farkında olmadığın, hatta başkalarında görüp hiç sevmediğin yanlarınla birebir karşılaşmak zorunda kalıyorsun, terapistine söylemesen bile... Çünkü, sen ne kadarını söyleyebilirsen, terapist de o kadarını algılayabiliyor. Kişi kendine yalan söyleyebilen biriyse, terapistine de doğru söylemesi çok mümkün olmuyor. Gerçekten terapi yapılıyorsa, uzun ve gerçekten sancılı bir süreç. Yıllarca, belki haftada iki gün gitmek zorunda kaldığın yoğun bir çalışma.
- Yüzleşmenin yararı gerçekten oluyor mu?
Tabii ki çok yararı oluyor. Pek çok insan, "Niye gidelim canım, biz zaten farkındayız" diyor ya, yok öyle bir şey. Yüzleşip, o yüzleşme sırasında kendini kabul etmek çok önemli. Kabul ettikten sonra adım atabiliyorsun. Bu kitapta da onlar var aslında.
- Daha çok kadınlar mı, erkekler mi yüzleşmeye ihtiyaç duyuyor?
Kitabı yazmaya başladıktan sonra, sanırım 11. veya 12. öyküdeydi, fark ettim ki, o ana kadar hep kadın öyküleri yazmışım. Bu, benim de daha önceden gözlemlediğim bir şeydi: Kadınlar kendileriyle yüzleşmeye daha açıklar. Erkekler ise toplumsal baskıların kıskancında oldukları için, terapiye görmeyi bir zayıflık olarak algılıyorlar.
- Konunun uzmanı olarak, sence insanlar bu kitabı nasıl görecek?
İlk etapta, "Bu insanlar şimdi ne durumda"yı merak edebilirler. Ben bunları vermeyi çok düşünmedim, çünkü bu süreç devam ediyordu. "Burada bitti, tamamen iyileşti" gibi bir durum da yok. Çünkü artık başka bir sürece giriliyor. Terapi ona yardım ediyor.
- Bu kitabın Türkiye'de yazılmış benzerleri var mı?
Birkaç kitap var, ancak onlar genellikle tek konu üzerinde durmuşlar. Ve bunu yapan daha çok psikiyatrlar. İşin uzmanı olunca da daha teknik bir anlatım olmuş. Burada bir gazetecinin dilinden anlatım var. Belki aradaki ayrım, o olacak.
- Kitabın içinde 16 öykü var, eminim içlerinden biri ya da birkaç tanesi seni çok etkiledi?
Bağımlılık öykülerinden etkilendiğimi söyleyebilirim. Çünkü ben de bağımlı biriyim.
- Ne bakımdan?
Her bakımdan. Bağımlılık ona ya da buna diye ayırt edilemez diye düşünüyorum. Öyle ya da böyle insanlar bağımlı olmuş ve belki de çok klasik olacak ama çocukluğumuza dayanan bir şey, hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor. İşte bu öykülerinde içinde alkol bağımlılığı öyküsü, çok güncel ve insanları da çok rahatsız eden internet seksi bağımlılığı öyküleri var. Onlar beni daha çok etkiledi, yazarken de okurken de keyif aldım.
- Öykü seçiminde nelere dikkat ettin?
Belki sübjektif olacak ama aslında kendime yakın ve daha çok insanın yaşadığını düşündüğüm öyküleri seçtim. Biraz kendimizi de orada görelim istedim, insanlar benzer süreçleri yaşarken neler hissediyorlar? Eğer benzer şeyleri yaşıyorsan, tabii ki o, senin terapi sürecin değildir; ama oradaki öykülerle bir bağlantı kurarsın.
- Öykülerin tamamı uzmanlardan gelenler mi, yoksa senin de bire bir görüştüğün insanlar oldu mu?
Üçüyle birebir görüştüm ve onların terapistleriyle de görüştüm.
- Terapistten aldığın öyküyle, kişinin kendisinden aldığın öyküler arasında büyük farklar var mıydı?
Çok fark vardı. Bana göre onlar çok daha derinlikli oldu. Çünkü yaşayanın anlatışı çok daha farklıydı. Terapistler bana gerçekten çok yardımcı oldu, ama öyküyü ikinci bir kişinin bakış açısıyla dinliyorsunuz. Hasta ise doğal olarak başka bir yerden bakıyor. O iki bakışın birleştiği öyküler, bana göre çok farklı oldu.
- Terapi Öyküleri'nin devamı niteliğinde başka bir projen var mı?
Yalnızca bir kişinin hayatı ve terapi sürecine ilişkin bir çalışmam daha var. Ancak ne zaman bitecek, bilmiyorum. Tek bildiğim onu yazmayı çok istediğim.
-
Arzu ERDOĞAN
|