Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Red Bull Music Academy'yi yerinde gözlemledik
Seattle bahane müzik şahane

İlki 1998'de Berlin'de gerçekleştirilen Red Bull Music Academy, bu yıl yağmurlu müzik diyarı Seattle'daydı. Yepyeni jenerasyonun, yepyeni müziklerinden haberler getirdik.

Seattle denince akla ilk olarak yağmurlu bir hava ve Seattle’dan çıkma, biricik grunge grubu Nirvana’nın genç yaşta intihar etmiş efsane solisti Kurt Cobain geliyor elbette; lakin gelin görün ki, Seattle’da bu güzel insanın esamisi okunmuyor neredeyse. Oysa ki, Seattle öncesi görmeyi beklediğimiz manzara, her dükkânda Cobain posterleri, tişörtleri vs. şeklindeydi. 21. yüzyıl itibarıyla gerek müzik, gerekse yaşam şekli olarak dertten, kasavetten artık bıktığımız için; Seattle’da gördüklerimiz de bu minvaldeydi elbette. Özetle: “Yepyeni, cool ötesi jenerasyon işbaşında.” Madem öyle, Red Bull Music Academy’nin kapısından girerek başlayalım işe.

 

1998’den beri gerçekleşen Red Bull Music Academy, gerçekten de şimdiye kadar gördüğümüz en şahane organizasyonlardan. Red Bull’cular, o yıl Academy’yi nerede kurmaya karar veriyorlarsa, orada boş bir bina buluyorlar ilk iş olarak. Academy’nin kurulacağı şehirdeki sanatçılar giriyor ardından devreye ve boş binayı bir güzel dekore ediyorlar. Seattle’daki çalışmanın da gayet başarılı olduğunu hemen belirtelim. Dış görünüş itibarıyla minik bir kitapçı dükkânını andıran Academy, kapıdan girer girmez bambaşka bir müzik evine dönüşüyor. Her katta stüdyolar, konferans salonları... Kocaman cool bir dünya. Seattle’lı sanatçılar, binanın duvarlarına tam da bu cool duruma yaraşır şekilde desenler yapmışlar. Koltuklardan espresso makinesine her şey kıvamında. Hal böyle olunca, Şili’den Güney Afrika’ya, bütün Academy katılımcılarının ağızları kulaklarında. İlk gün itibarıyla bu ağzın kulaklara varma oranı Seattle ve katılımcıların memleketlerindeki zaman farkı sebebiyle biraz düşük olsa da, bir gecelik zaman, ertesi gün herkesin açılıp saçılmasına ve kaynaşmasına yetiyor. İlk günkü muhabbet, elbette şaşmış uyku saatleri demek olan ‘jetlag’ üzerine. “Sen kaçta yattın, ben kaçta kalktım?” muhabbeti sonrası, sırada müzik var. Dünyanın dört bir yanından gelme, müziğe gönül vermiş 24 katılımcı ve Red Bull’un davetlisi DJ’lerle muhabbetten daha güzel ne olabilir ki?

 

Red Bull Music Academy’ye katılmak için öncelikle karakter analizi testini geçmeniz gerekiyor. Müzikten önce, “Ne kadar insansınız”, “Ne kadar ilginç bir insansınız”a bakıyor Red Bull’cular keza. Hal böyle olunca, her memleketten, en nevi şahsına münhasır insanlar seçiliyor Academy’ye. Ve bu durumda muhabbetin kalite ayarı da pek yüksek oluyor elbette. Türkiye’den katılan hanım DJ’imiz Ahu’nun, Academy’de ne kadar takdir topladığını da belirtmek isteriz bu arada. 24 katılımcı arasında sadece üç tane hanım DJ olduğunu da belirtmek lazım. Singapur’dan Debbie, Rotterdam’dan Emma ve Türkiye’den Ahu. Bize bu gururu yaşatan 23 yaşındaki hanım DJ’imiz Ahu, aynı zamanda FG ve Lounge FM’de program yapıyor. Her pazartesi 21:00-22:00 arası Lounge’ta ve her cuma 17:00-19:00 arası FG’de dinleyebilirsiniz kendisini.

 

“Uzaylılar! Kaçırın beni”

 

Academy’nin ilk günü, dünyanın dört bir yanından gelen DJ’leri, Red Bull’cuların enteresan sorularıyla tanıma vakti. “Başınıza gelebilecek en ilginç şey ne olabilirdi” örneğin. Şili’den Christian’ın cevabı: “Uzaylılar tarafından kaçırılmak.” Ya da “Akşam yemeğine kimi davet edip, ne pişirmek isterdiniz?” Güney Afrika’dan Melik’in cevabı: “Saddam’a biftek.” Bu arada, hazır Saddam demişken, Academy’deki her Amerikalının azılı bir Bush karşıtı olduğunu da atlamayalım. Tanışma sonrası akademide her öğleden sonra yapılacak olan konferans zamanı. İlk günün konuğu, şahane funk insanı Mr. ?uestlove. Yani Ahmir Thompson. Thompson, Academy’ye katılan pek çok DJ prodüktör adayının hayran olduğu, elektronik müzik dünyasının güzel isimlerinden.

 

Türk katılımcı Ahu, çocukken kendisiyle evlenme hayalleri kurarmış mesela. Bu durum bendenizi bayağı düşündürdü. Keza bizim zamanımızda Erol Evgin vardı ve biz mecburen Erol Evgin’le evlenme hayali kurardık ki, bu da dünyanın ve müziğin ne kadar değiştiğini anlamak için şahane bir şoktu. Mr. ?uestlove’a geri dönersek, kendisi modern hip-hop ve R&B’nin biricik isimlerinden.

 

Babası da 1950’li yılların funky müzisyenlerinden olduğu için, hayatı sahnede geçmiş Thompson’ın. Anne ve babası bebek bakıcılarına güvenmedikleri için nereye giderlerse onu da götürmüşler yanlarında. Hal böyle olunca, yedi yaşında perküsyon çalmaya başlamış Thompson. Kendisinin bu uzun sahne ve müzik tecrübelerini gece gittiğimiz kulüpte tastamam tecrübe ediyoruz elbette. Nixon, Mao ve Stalin’in dev portreleriyle kaplı sahnede, 1980’lerden 1950’lere, çalınmadık kapı bırakmıyor Mr. ?uestlove. Gerisi dans, dans, dans... Bir dolu memleketten bir dolu insanla beraber dans etmek gibisi yok. Hele de bizim “Dans etmeyin, koluma çarpıyorsunuz” gibi tepkilerle sık sık karşılaştığımız kulüpleri düşününce.

 

Pinochet’nin bıyığı Douglas İngilizcesi

 

Mr. ?uestlove’ın müziği eşliğindeki muhabbetimiz devam ediyor. Şili’den Christian’a, Bulutsuzluk Özlemi’nin ‘Şili'ye Özgürlük’ parçasını çevirmeye çalışıyorum. Pinochet’nin bıyığı, Douglas İngilizceye ne kadar çevrilebilirse... Ardından, Meksika’dan Cesar Garcia dahil oluyor muhabbete. Köklerini araştıra araştıra en sonunda nasıl Müslüman olduğunu anlatıyor. İspanyol Araplarından olduğunu keşfetmesiyle birlikte başlayan Arap müziği sevdasını. Bu, kök, köken araştırması çerçevesinde yolu bizim memlekete de düşüyor elbette. Cesar Meksika’da çalıştığı radyoda sık sık Burhan Öçal çaldığını anlatıyor. Özetle; müzik şahane, muhabbet şahane, hiç dönmesek keşke memlekete.

 

Berlin Berlin

 

Seattle günleri, gündüz Academy’de kurulu stüdyolarda DJ’lerin müziklerini ve konferansları dinlemek, akşam da partilemek şeklinde geçiyor. Partilerde öncelik, katılımcıların. Sonrasındaysa has be has DJ’lerin sahne. İkinci günün güzel konuğu, son olarak Shakira’nın son albümüne emeği geçmiş, ‘Depeche Mode Remixes’ albümüne katkıda bulunmuş Ewan Pearson. Kısa zaman önce Londra’dan Berlin’e taşınmış Pearson, ilk iş olarak İngiltere’deki gazetecilerin nasıl da geyik olduklarını, İngilizlerin nasıl da kendilerini beğenmiş olduklarını anlatıyor. Bu durumda Berlin’i neden tercih ettiği de anlaşılıyor. Berlin entelektüel ve insanların daha bir kankagiller şeklinde takıldığı bir memleket çünkü. Ve Berlin’in en hip adamı, Gwen Stefani, The Chemical Brothers gibi müzisyenlerle çalışan Pearson’ı dinleme vakti. Bu kez bir başka kulüpteyiz. Pearson’ın electro house müzikleri eşliğinde muhabbetteyiz. Ne yazık ki Seattle’da kulüpler 02.00 itibarıyla kapanıyor. Bu arada sokaklarda alkol almanın kesinlikle yasak olduğunu da belirtelim hemen. Öyleyse son olarak; “Seattle’ın tüm şahane hallerine rağmen, ‘sabaha kadar dans dans dans’ şeklinde takıldığımız memleketimiz de bir başka güzel” diyelim ve Academy’ye veda edelim.

                                                                ________________________________

Haber: Berrin KARAKAŞ

02.01.06

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.