Yaşları 20-30 arasında değişen dokuz adam. Dokuzu
da Sakaryalı. Dokuzu da parasız, alaylı ve işleri güçleri sadece müzik...
Bu ortak özellikler nedeniyle, hep birlikte
yaşamaya çalıştıkları zamanlar olmuş. Yemeklerini paylaşmış, satsalar alacak
kimsenin olmayacağı kederler, kaderler yaşamışlar... Bir araya gelişleri kolay
olmamış, albüm çıkarmaları da. Grubun adı Çamur. Biz isme farklı anlamlar
yüklemeye yeltenirken, grubun solisti Çağatay Kadı durduruyor: “Elektro gitar
çalan Murat Akı ile birlikte Sakarya’da kurduk grubu. Bilemezdik ilerde dokuz
kişi olacağımızı. Son derece masumane, Çağatay ile Murat’ın ilk harflerini
birleştirdik. Ama şimdi başka anlamlar da yüklüyoruz. Kirlenmişlik, istenirse
temizlenebilirlik, toplumsal sorunlar gibi.”
Yola iki kişiyle çıkıp dokuza ulaşan grup,
yarı türkü, yarı rock, yarı arabesk tarzı bir müzik yapıyor. Kendi yaptıkları
müziğe isim koymak gibi bir dertleri yok. Onları ilk dinleyen hemen herkes Erkin
Koray’a benzetiyor. Ama Erkin Koray babaları Rock’n Coke’ta sahneye çıkarken,
onlar ‘Barışa Rock’ta sahneye
çıkıyor.
Sakarya-Ankara-Sakarya
hattı
İlk zamanlar Sakarya’da yapmaya çalışmışlar
müziklerini. Fakat Sakarya’da sahneye çıkacak yer bulamadıkları için,
bavullarını toplayıp Ankara’ya yol almışlar. Bir yıl boyunca çeşitli barlarda
müziklerini yapmanın, yeni bir yaşam kurmanın yollarını aramışlar. Ancak
çabalamak yetmemiş; sırtlarında gitarları, ceplerinde biraz para ile Sakarya’ya
geri dönmüşler. Kurdukları hayallerin yarım kaldığını biliyorlar, ama
hayatlarının sonuna kadar başka bir iş yapamayacaklarından da
eminler.
“Daha içten söylemek lazım. Kendine güvenmek lazım.
Hiçbir şeyin peşini bırakmamak lazım” diyerek, söylenerek, ilk demo kayıtlarını
doldurmuşlar. Demo, yaşamak zorunda oldukları kaderlerini değiştirmemiş; ama
1997 Mayıs’ında İzmit Eğlence Fuarı’nda sahneye çıkmaya başlamışlar. Bu noktada
Çağatay Kadı, “Şeytanın bacağını kıracağımızı biliyorduk ama nasıl, ne zaman
sorularına cevap bulamıyorduk. Doğru bildiğimizden şaşmadık, hayatımızı bu defa
da İzmit’e taşıdık. İyi şeyler de olmuyor değildi. 1998 Nisan ayında
bas gitarda Ömür Kılıçaslan, davulda Turgay Çetin aramıza
katıldı. Biz de uzun yıllar birlikte çalacak grubun ana kadrosunu oluşturmuş
olduk” diyor.
“Dokuz kişi nasıl para
kazanabilir”
“Nasıl”ın cevabı, kısa bir süre sonra kendiliğinden
gelmiş. İzmit Fuarı’ndan onları tanıyanlar, “İstanbul’da neden çalmıyorsunuz?”
diye sormaya başlamışlar. Ardından, Taksim’de pek çok bar ardı ardına teklif
yapmaya başlamış. 2003 Eylül ayında grubun diğer Sakaryalı üyeleri de sahnedeki
yerlerini almışlar. Ama para kazanabiliyorlar mı derseniz, Çağatay Kadı gülerek,
“Müzik yapma nedenimizin para olmadığını gruba şöyle bir dışarıdan bakan herkes
anlayabilir. Sahneye her çıktığımızda alınan para dokuz kişiye bölünüyor”
diyor.
Ailelerden uzak, parasız, birlikte yaşanılan
zamanlar, kız arkadaşların bir bir terk ettiği bar şarkıcılığı zamanları onları
yormuyor, aksine yeni şarkı sözleri için doluluk, yaşanmışlık
yaratıyor.
Yaşanmışlıklar, el bebek, gül bebek olmama halleri
sonucunu veriyor. 2004 Mayıs ayında 9. Roxy Müzik Günleri’nde final hakkı
kazanıyorlar ve 10-13 Mayıs tarihlerinde yaptıkları performansla ikincilik
ödülünü alıyorlar. “Allah yürü ya kulum” diyor adeta ve albüm yapmak için
eskiden tanıdıkları Kadıköy Müzik’ten teklif alıyorlar. Söz, beste çalışmaları,
stüdyo kayıtları derken geçen hafta, ‘Bu Aşkın Istırabını’ adını verdikleri
albümleri piyasaya çıktı ama ‘Derviş’ şarkısında söyledikleri gibi, “Yaşamak
ağır işmiş, sebebi yok ömrümün, baktım her şey değişmiş, düş mü yoksa gördüğüm”
sözlerinin en yaşanmış haliyle...