|
Mardinli kadınlar evlerindeki salçaların, Vanlı
balıkçılar giderek bereketi azalan inci kefallerinin, Erzurumlu çiftçiler
fakirliklerinin en büyük şansları olduğunu hiç düşünmemişti... Hele salçalarının
büyük otellerin mutfağına gireceğini, inci kefaliyle zengin olacaklarını,
fakirlikten gübre atamadıkları tarlalarının tam da bu yüzden değerli olduğunu
akıllarının ucundan bile geçirmemişlerdi. Ta ki birileri gelip, “Gelin her zaman
yaptığınız işleri bir de farklı bir şekilde yapın ve farklı bir şekilde tanıtın”
diyene kadar.
İşte bu farkı gösteren ve onların hayatlarını değiştiren
Anadolu’nun üç girişimci ismi, Uluslararası danışmanlık şirketi Ernst&Young
ve Milliyet gazetesinin düzenlediği ‘Yılın Girişimcisi Yarışması’na bu yıl ilk
kez eklenen ‘Yılın Sosyal Girişimcisi’ kategorisinde finale kalarak başarılarını
tüm Türkiye’ye duyurdu. Yılın Sosyal Girişimcisi yarışmasının birincisi Prof.
Dr. Mustafa Sarı, Van Gölü’nde inci kefalinin daha verimli avlanmasını sağlayan
girişim modeliyle, 2008’de İsviçre’de Schwab Vakfı Sosyal Girişimciler
Zirvesi’nde Türkiye’yi temsil edecek.
Yarışmanın diğer finalistleri de geliştirdikleri
projelerle Prof. Sarı gibi bölgelerindeki köylülerin hayatlarını değiştirdi.
Ebru Baybara Demir, Mardin’de ev kadınları ile birlikte yaptığı Süryani
yemeklerini markalaşma noktasına taşıdı. Nazmi Ilıcalı, Doğu Anadolu Tarımsal
Üreticiler ve Besiciler Birliği ile Erzurum ve çevresinde organik tarımın
gelişmesi için BM ve AB destekli projeleri hayata geçirdi.
İnci kefalinden yılda 7
milyon dolar
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Su Ürünleri
Bölümü’nde araştırma görevlisi Prof. Dr. Mustafa Sarı’nın uzmanlık alanı dünyada
sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalleri... Bu balık türünün bilinçsiz avlanma
sonucu sayı ve kalite açısından ekonomik değerini kaybetmesinin bölge açısından
yaratacağı sorunları düşünen Prof. Dr. Sarı, doktora tezini de bu balık üzerine
yapar. Yaşanabilecek sorunların önüne geçebilmek için alternatif balıkçılık
modeli geliştirir ve köy köy bu modeli anlatmak için dolaşmaya başlar. 1997’de
yaptığı araştırmaya göre, gölde sadece 47 bin ton balık kalmıştır. Bunun en
önemli nedeni de balıkçılık yapan köylülerin aşırı avlanmasıdır. Normalde yılda
7 bin ton balık avlanması gerekirken, örneğin 2000 yılında bu rakam 20 bin
tondur.
Prof. Dr. Sarı’nın çalışmalarına kamu kurumlarında
görevli olarak çalışanlar, “Bu köylüler böyle yaşamaya, böyle avlanmaya
alışmışlar. Bunu değiştiremezsin” şeklinde yaklaşmışlar. En çok dile getirilen
korku ise siyasi baskılardır. Göldeki avcılığa müdahale edilmesi, birilerinin bu
işten rahatsız olacağı anlamına da gelir. Ama bu, Prof. Dr. Mustafa Sarı’nın
mücadelesinden vazgeçeceği anlamına gelmez. “Uygulayıcılarda yeterince irade
görmeyince, mecburen işi üzerimize aldık” diye özetliyor durumu Prof. Sarı.
Hazırladığı broşürler ve bilgilendirme notlarıyla köy köy dolaşmaya başlar.
400 kilometrelik gölün çevresini kimi av sezonlarında 10
kere dolaşır. 2003’te Doğa Gözcüleri Derneği’ni kurar Prof. Sarı. Bugün 20’si
gönüllü, altı tam zamanlı çalışanı bulunan dernek, çalışmalarını olanca hızıyla
devam ettiriyor. Prof. Sarı başkanlığındaki bu ekibin çalışmaları ve Ankara’da
yürütülen lobi faaliyetleri sonucunda gerekli yasal düzenleme de yapılır. Göl
çevresinde bulunan 15 köyün 13’ü artık Prof. Sarı’nın üretim modelini kabul
etmiş durumda.
Doğa Gözcüleri Derneği’nin ve Prof. Sarı’nın çalışmaları
sonrasında ortaya çıkan tablo şöyle olur: 1996’da inci kefalinden sağlanan gelir
3 buçuk milyon dolarken, bugün 7 milyon doları aşmış durumda.
1 metrekare
ağdan 2-3 kilo balık çıkarken, bugün 8 kiloya ulaşmış durumda. Aşırı avcılığa
bağlı olarak 1996’da ortalama boyu 16 buçuk santime düşmüşken, bugün 19
santimetrenin üzerine çıkmış. 1996’da avlanan 15 bin ton balığın 12 bin tonu
kaçak olarak avlanırken, bugün 10 bin tonun 4 bin tonu kaçak durumda. 2001
yılına kadar kendi imkânları ve yakın çevresinin olanaklarıyla çalışan Prof.
Sarı, 2001 yılından beri Birleşmiş Milletler’den aldığı yardımlarla bütün bu
işleri yürütüyor.
***
Süryani mutfağı Mardin’de bir
kadın hareketi yarattı
***
Mardinli bir ailenin kızı olan Ebru Baybara Demir’in
ailesi bundan 32 sene önce İstanbul’a göç etmiş. Babanın İstanbul’a gelişinin en
önemli nedeni ise kız çocuklarının okuması konusundaki isteği. Üniversiteden
mezun olduktan sonra rehberlik yapmaya başlayan Demir, yaşanan krizlerden
etkilenen mesleğinde çok da fazla gelecek olmadığını görünce, başka bir şeyler
yapmak gerektiğini düşünüyor. Bu sıkıntı, köklerinin olduğu topraklara
yönelmesini sağlar. Mardin’e gidip orada turizmle ilgileneceğini söyleyince,
karşısına önce baba engeli çıkar. Babasının ‘gitme’ demesine rağmen Ebru Baybara
Demir Mardin’e döner. Demir, şehrin tek oteline ve restoranına müşteri getirmeye
başlar.
Bir gün şehre gelen bir Alman grubunu çalıştığı restorana
götürür. Ancak gruptakiler buranın yemeklerini beğenmezler. Ertesi gün başka bir
yerde yemek istediklerini söylerler. Ancak yapacak çok fazla bir şey yoktur,
şehirde gidilebilecek tek restoran burasıdır. Demir’in aklına, yengesiyle
beraber yaşadığı ölen dayısının evi gelir. Mahalledeki kadınlardan ve
yengesinden 28 kişilik bir yemek hazırlamasını ister. Mahalleli, eve misafir
gelecekmiş gibi elbirliğiyle bir yer sofrası hazırlar. Sofrada Mardin’in yöresel
tüm tatları mevcuttur. Ertesi gün gelen Alman grup, yemekten o kadar çok
hoşlanır ki gezi programını aksatma pahasına fazladan dört saat daha oturur.
Bu durum Demir’in artık nasıl bir işle uğraşması
konusunda çok net bir mesajdır ve o da bu mesajı kolayca okur. Sonrası çorap
söküğü gibi gelir. Bu işten mahalleli de memnundur. Çünkü ağırlanan her grup,
onlar için para kazanma olanağıdır aynı zamanda. 2001 yılı Demir ve komşuları
için uğurlu bir yıldır. Artık onlar müşteri aramaktan vazgeçmişler, müşteriler
onları arar olmuştur.
Kadınlar bir süre sonra Cercis Murat Konağı’nı
kiralayarak yeni merkezleri olarak belirler. Haziran 2001’de kiralandığında
harap bir halde olan konak, elbirliği ile yapılan tadilatla 35 gün içinde
yenilenir. Artık Süryani mutfağının en güzel örnekleri, Mardinli kadınların
elinden burada sunulmaya başlanır. Aradan geçen zaman içinde sadece yemek yapıp
satmak yerine, Türkiye’deki pek çok otelin mutfağına Mardin’e özel bulgurdan
salçaya, katkı malzemelerini hazırlayıp satmaya başlarlar. 2004’te de Mardin’e
özgü mahle şarabını üretirler.
Bugün devletten aldıkları hibe ile üretim yelpazelerinde
olan tüm dalları tek bir çatı altında toplayacak tesisi yapma kararı alırlar.
Bugün Cercis Murat Konağı, reçelden salçaya, şaraptan kurutulmuş sebzelere kadar
geniş bir üretim yelpazesi olan Mardin merkezli çok önemli bir marka haline
gelmiş durumda.
***
Organik Nazmi’nin
başarısı
***
Nazmi Ilıcalı, Erzurum’un fakirlikten gübre atılamamış
topraklarının aslında tam da bu yüzden ne kadar değerli olduğunu göstererek,
bölgede ‘organik tarım’ hareketi yarattı. Üç bin köylüye organik tarımı öğreten
Ilıcalı’ya, bölge halkı da bir lakap hediye etti: ‘Organik Nazmi’.
Erzurum Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü, Atatürk
Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu Nazmi
Ilıcalı, “Benim bölgem Türkiye’nin doğusunda, 2000 metre rakımlı ve yılın 150
günü toprakları karla örtülü bir bölgedir. Bu nedenle hiç kimse gelip de oralara
yatırım yapmıyor” diyor.
Ekonomik açıdan kurtuluşun tek yolunun tarım olduğunu
gören Ilıcalı, verimin ve kalitenin düşük olması nedeniyle Erzurum’da üretilen
buğdayın ulusal pazarda pek de şansı olmadığını fark edince, organik tarımın
güçlendirilmesi için kolları sıvıyor. Bu konuda Erzurum çok şanslıdır. Bölge
halkının fakirlikten dolayı üretim yaparken gübre kullanmaması Erzurum’un şansı
olur. Ilıcalı bölgede organik tarımın geliştirilmesi için ciddi bir örgütlenmeye
giderek Doğu Anadolu Tarımsal Üreticiler ve Besiciler Birliği’ni kurar. BM ve AB
destekli projelerle bölge halkını bilgilendirmek için çalışmalara başlar. 2001
yılında kurulan birliğin bugün 12 tam zamanlı, 6 yarı zamanlı, 30 kadar da
çalışanı var. Birlik hiçbir kâr amacı da gütmeden çalışıyor.
Bugüne kadar onlarca projenin altına imza atan birliğin
yaptığı çalışmalardan bazıları şöyle: Organik Süt Toplama Merkezleri
Projesi, Organik Un Bakliyat İşleme Ambalajlama ve Organik Yem Üretim Projesi,
Organik Keten Tohumlu-Isırgan Otlu Peynir Üretim Projesi, İstanbul’a Göçün
Önlenmesi ve Sözleşmeli Organik Tarım Projesi... Bugün 3 bin çiftçi ile organik
tarım yapan bir birlik konumuma gelmiş durumdalar.
_____________________
Güçlü ÖZGAN
Fotoğraf: Çağrı
KILIÇÇI
(1006 – 15 Mart 2007)
|