|
|
|
CİNSELLİĞİN ANLAMINI OLUŞTURAN TEMEL AHLÂK
Dünyaya egemen olan yaşama düzeni, cinsellik yoğun bir yaşama biçimine doğru çekiyor bizi. Neden böyle? Nedir anlamı cinselliğin? Yaşamın anlamını kavramak açısından nedir, cinselliğin anlamı? İnsanın cinsellik yoğun bir yaşama doğru itilmesinin ardından, yaşadığı anlamlar açısından bakıldığında, yaşama verdiği anlamla ilgili sıkıntıları bulunuyor. Elbette bu durumun ekonomik, toplumsal, kültürel etkenleri vardır; bu etkenlerin oluşturduğu anlam ortamında cinsellik ön plana çıkıyor: Medya, üzerine gidip, sorunlarla yaşanan bu olguyu, yaşamı cılız anlamlarla tüketen insanların ilgi odağına yerleştiriyor. Cinsellik konusunda dayatılan anlamların tazelenmesine, yeniden yorumuna gerek var.
Nerede aranabilir cinselliğin anlamı? Doğumda! İnsan türünün bu gezegendeki binlerce yıllık biyolojik geçmişi içinde, doğum iki ayrı cinsteki insanın, eril ve dişil olanın katkısıyla gerçekleşiyor. Bir kişi tek başına, kendinden doğuramıyor. Kendini doğuramıyor. Doğum, insanın birey olarak yalnız olmadığını gösteriyor. Her insan yüzünde, en azından iki farklı insanın yüzü vardır: Doğumundan gelen izdir bu. Teknoloji, belki genlerle oynayarak, klonlama yöntemlerini geliştirip, doğumda, iki ayrı bireyin varlığını ortadan kaldırabilir. Böyle bir durum, cinselliğin ayrı bireyler arasındaki ilişki olduğunu, insanların bilinmeyen bir tarihten beri farklı olanların biraraya gelmesiyle doğum yaptıkları olgusunu değiştirmez. İnsan ayrıların, farklıların bir araya gelmesiyle çoğalıyor. Kimse aynı insanın özelliklerini devretmiyor geleceğe. Kimse kendi kendini dölleyemiyor, kimse kendinden döl alarak doğuramıyor. Gelecek, farklı bireylerin geçmişinden geliyor; her yeni doğan birey, en azından iki ayrı geçmişi geleceğe taşıyor. Doğumun kendisinde farklılıkları biraraya getirme var: Doğanın bir iletisini bulabiliriz doğumda. Varlığın, insanda, temelden gelen bir izi: “Yalnız değilsin, tek değilsin, yalnızca sen yoksun, geleceğe yalnızca kendini, seninle sınırlı olanı taşıyamazsın.” Doğum öteki insanı gerektirir. Cinsellik de.
Elbette cinsellik doğuma bağlı değildir. Cinselliği doğumla ilgisi olmayan bir biçimde yaşayabilirsiniz. Ötekisiz yaşayamazsınız. Kendi kendini cinsel tatmin, cinselliğin öteki ile derin varlıksal bağının üstünü örtemez. Tenin, cinsel yolla harekete geçişi, bir diğer beden üzerindendir. Bu bedenle kurulmaya çalışılan ilişkideki çarpıklıklardan biridir mastürbasyon. Kimi durumlarda öteki bedenlere ulaşamayan beden, cinsel hazzı kendine yöneltebilir. Bedene yöneldiğinin ayırdında olmayan cinsel arayışlar da olabilir. Bütün bu öteki engelli cinsellik hâllerinin sağlıklı cinsellik olmadığını söyleyebiliriz. Öteki bilincinden yoksun, ötekiyle paylaşamayan cinsellik, doğa ile ahlâkın sağlıklı etkileşimini bozar. Doğumu, yaşamın sürdürülmesi demek olan doğumu okuyabildiğimizde: İnsan yavrusu farklılıkların bir araya gelmesiyle oluşur; yaşam, farklılığın zenginleşmesiyle üretir kendini.
Cinsellik gibi, yüzyıllarca, düşüncede, dinsel yaşamda aşağılanmış bir insan etkinliğinin köklerinde, öteki üzerinden yaşamı yenileme özelliği olduğu pek fark edilememiş. Cinselliğin öteki ile içten bağı, yenilenme ve doğuma giden yolları oluşturması, taşıdığı derin ahlâksal çekirdeği işaret ediyor. Cinselliğin içinde hem yaşamı sürdürme, yenileme sorumluluğu hem de öteki ile paylaşılan bir süreç var. Yaşamı öteki ile paylaşarak sürdürme sorumluluğu, cinselliğin temelindeki insan varoluşuyla ilgili kökten ahlâkı oluşturuyor.
Yaşanana baktığımızda ise, haz merkezli, bencil bir cinselliğin kuşattığını görüyoruz dünyayı. Öteki insanın, farklı olanın, öteki gücün yaşanmadığı bir cinsellik. Bir tarafın öteki tarafı sömürdüğü, kullandığı ya da insanların kendi bedenlerine tıkıldığı ilişkiler. Bedeninin yeme-içme, boşaltım gibi bir süreci olarak görülen, öteki ilişkisinin farkedilmediği bir cinsellik. Benliğine kapanmışlık, iki kişilik tek kişi olma, iki kişilik mastürbasyonları ortaya çıkarıyor. Cinsellikte paylaşılanlarda öteki yok! Ahlâk anlamında öteki yok! Karşımızdakinin bedeni, kalçaları, göğsü, adaleleri var, kendisi yok. Bizden farklı olan, içinde sonsuzluk taşıyan insan yok. Arzularımızı doyuracağımız bir beden var. Belki o beden bile yok. Kendi bedenimiz var yalnızca. Sözde seviştiğimiz insan, bizim kendi kendimizi doyurmamıza yardımcı oluyor yalnızca. Cinsellik, dürtülerin körlüğü içinde yaşanıyor: Dürtüler arası ahenk çoğu zaman kirleniyor! Cinsellikle sanat, cinsellikle estetik, cinsellikle düşünce, cinsellikle cinsellik dışı olana ilişkilendirilemiyor!
Tatmin olmak, tatmin etmek mi cinselliğin amacı? Salt doyumlar üzerine mi kurulmuş cinsellik? Bir arayış, bir haberleşme değil mi? Tenini bulduğumuz sevişme arkadaşımızın, ruhunu aramak değil mi? Oysa tenini bile bulamıyoruz. Çoğu zaman sevişme arkadaşımızı göremiyoruz bile. O bir vesile olabiliyor yalnızca kendi kendimizi doyurmada. Onun yerine başkalarını koyabiliyoruz. O, salt kullandığımız biri oluyor, bedenimizdeki bir organ gibi.
Tenini farkettiğimiz birinin insan olduğunu, öteki olduğunu farkedebiliyor muyuz? Sevişme, bir söyleşme değil mi aynı zamanda? Bir konuşma. Sevişerek söyleşenler, konuşanlar yok mu? Bir iletişim değil mi tenden tine (ruh, manevî varlık!)? Teninden ruhuna uzun bir yolculuğa başlamıyor muyuz; benim tenimden ruhuma yürümüyor musun sevişirken? Karşılıklı yolculukların bir harmanı değil mi sevişme? Bir insanla olduğunu duyma değil mi? ( Bir haz makinesi, bir haz kölesi değil de!)
Kendi tenimin hapishanesinden, kendi ruhumun duvarları üstünden sıçrayıp aşmak değil mi kendimi? Ötekine uzanan bir olanak değil mi? Teni ve tiniyle sevgili önünde bir can bahçesi olmak değil mi?
Tenlerin bile sevişmediği birlikteliliklerde tin neylesin? Bir köşede acılı, mahzun duracaktır. İçindeki yaşam atılımıyla, sarıldığım kişinin tenini görmeyi cinsellik ahlâkı açısından başarmalıyım. Evrendeki yaşama duyduğum sorumluluk açısından. Tenini görmeye başlayınca, tini de görülür olacaktır. Teninin, benim tenimin uzantısı olmadığını, benim mülküm olmadığını anlamam gerekecektir.
Tenlerin farklılığı, tenler arasındaki kapatılamaz boşluk, tinler arasındaki boşluğu da fark ettirebilecektir. İşte, cinsel birleşme, sevişme olarak, bu boşluklar üzerine atılmaya çalışılan köprüleri kurma uğraşıdır.
Salt bedensel, salt haz yoğun fantezilerle üstü örtüldüğü için henüz yeterince yaşanamayan cinsel ahlâk, gezegenimizdeki insan yaşamının evrendeki yaşama karşı duyduğu sorumlulukla, kendisinden farklı, öteki insanı arama, ona ulaşma çabasında, onu, sonsuz, sınırsız varlık kılmaya hazırlayacak temel ahlâktır.
|
15.09.05
|
|
|
|