|
Önceki hafta,
bir Moldova haberi yayımladık. Moldovalı dostlarımızı, hiç hakkımız olmadan
üzdük. Eleştiriler, yazıdaki yoksulluk, fuhuş ve Gagavuz Türkleriyle ilgili
değerlendirmelere yönelikti. Moldova Büyükelçisi Mihail Barbulat, bizi dergide
ziyaret ederek; Moldovalılar, ülkelerinden İngilizce e-mail’ler göndererek;
Türkiye’deki Moldovalı misafirlerimiz ve Moldova’da çalışan Türk okurlarımız da
e-mail’ler ile yazılanları, yanlış ve incitici bulduklarını söyledi.
Önce,
samimiyetle bir noktayı vurgulamak istiyorum. Yazının genel tonu, tepeden bakan
bir ton değildi, olamazdı. Muhabirimiz, bazı tespitlerini aktardı. Bu tespitler,
‘genelleme’ olma iddiasında değildi.
Her ülkede
olduğu gibi, Moldova’da da yoksulluk çeken insanlar var. Hayatın tatsız yanları
vurucu olabiliyor. Yazıda bunlara da yer verildi. Bazıları derinlemesine
araştırılmamış bilgilerdi. Hepsini aktarmak gerekmeyebilirdi.
Ülke, ulus
kavramlarının hâlâ çok hassas olduğu bir çağdayız. Bu hassasiyeti daha çok
dikkate almalıydık.
İşgalleri,
savaşları, sosyalizmi görmüş; tarihi Roma İmparatorluğu’na kadar uzansa da yeni
bağımsız olmuş, genç, onurlu bir ülke Moldova. Şimdilerde bağımsız bir devlet
olarak Avrupa Birliği’ne girme çabasında, bizimle kader birliği ediyor.
Türkiye’deki
Moldovalı göçmenler, tekstil firmalarında, evlerde ya da nerede iş
bulabilirlerse çalışarak yaşam savaşı veren dostlarımız. Ama bizden bir farkları
var. Ve hiç beklemediğimiz bir anda, Puşkin’den bir çift satır okuyarak, bu
farkın ne olduğunu bize hatırlatabilirler.
Moldova’nın
karakterini, striptiz kulüpleri ya da troleybüslerdeki kirlilik anlatmıyor.
Diğer güzellikleri görememek ya da yeterince yansıtamamak bizim hatamızdı.
Bize de
oluyor
Geçen hafta,
Fransız Paris Match dergisinde, İstanbul ile ilgili bir haber vardı. Açılış
sayfasında Ortaköy Meydanı, aşağıda “Burası Venedik değil, İstanbul” ibaresi...
Bazı
gazeteler, bu fotoğrafı övünerek haber yaptı. Bir sayfa daha çevirselerdi,
İstanbul’a gelen çiftin, Türkiye’de iğrenç bir fuhuş teklifiyle
karşılandıklarını göreceklerdi.
Dergideki
koskoca spotu okuduğumda, önce teklifi yapan aşağılık adama ve kendimize kızdım.
Çarpıcı bir olaydı ve dergi bunu sansür etmek zorunda değildi. Sonra biraz daha
düşündüm. Aynı olay Londra’da yaşansaydı ne olurdu diye... Çift, serserinin biri
deyip geçer, yazıda bahsetmeyebilirdi. Ama ‘Midnight Express’in Türkiyesi
imgesinin alıcısı hâlâ vardı. Tıpkı striptiz kulüpleriyle Moldova gibi… Nerede
hata yaptığımızı o zaman anladım.
Moldovalı
dostlarımızdan özür diliyoruz.
|