|
Bambaşka
hikâyeleri, farklı beklentileri ile sayısız insan için daha iyi bir yaşam umudu
İstanbul. Bu kent, kimini rüyalarına kavuşturur, kimini tökezletir, tüketir. Ama
onları birleştiren gizli bir bağ vardır. Hepsi, tanımlayamadıkları, belki
farkında bile olmadıkları bir aşkla bağlıdır İstanbul’a.
Kimi, kendine
yeni ufuklar arar. Kimi meşhur olma, kimi iş kurma hayaliyle, kimi başka şansı
kalmadığı için gelir buraya. Bir daha terk
edemez.
Kimi Haliç
kıyısından tarihi yarımadaya baktığında, çok uzaklarda gibi duran Antik Mısır’ı,
Afrika’yı, Roma’yı, Osmanlı’yı görür gibi olmuş, üç bin yıldır eskimeyen
güzelliğiyle İstanbul’u sevmenin en güzel aşklardan biri olduğuna inanmıştır.
Trafikteki çaresizlikleri, trajik çirkinlikte
binaları, karanlık taraflarını gördüğünde üzülmüş ama bir şekilde
kabullenmiştir.
Buranın
insanı, Sarayburnu’na, vapurlara, gelip geçen teknelere bakabileceği çay
bahçelerine, hayatın süratini hissedebileceği Beyoğlu’na, Nişantaşı’na, efkâr
basarsa İstanbul’un meyhanelerine, gecelerine sığınabileceğini bilir. Martılı,
gemi sirenli, ara sıra beliren gökkuşaklı serenatlarıyla İstanbul aşk
tazelediğinde, başka bir yerde yaşamanın imkânsızlığını içinden geçirir
yeniden...
Bu coğrafyada,
binlerce yıllık insan serüveninin bize düşen payını yaşarken, çoktan hak
ettiğimiz mutluluğun bir gün buradan başlayabileceğini düşünürüz. Önemsiz gibi
yaşadığımız hayatlarımızın, ancak burada insan serüveninin gerçek bir parçası
olduğunu hissederiz.
Bu hafta,
İstanbul’da yaşamanın kısa bir muhasebesini yaptık. Size ne doğru geliyorsa onu
yapın. Ama unutmayın, İstanbul’dan yakayı kurtarmanız kolay
olmayacaktır.
|