|
Geçenlerde bir arkadaşımla Lizbon’u konuşurken, beni en çok çarpan anımı
anlattım. İstanbul’a benzeyen bu şehir hoş, ama onu sadece ‘andıran’ bir
kenttir. Ama orada farklı bir güzellik vardır: Orta halli mahallelere, sokaklara
girdiğinizde, balkonlarda asılı pembe, sarı, kırmızı kadın çamaşırları
görürsünüz.
Mandalları bile renklidir. “Komşum görecek, babam kızıyor” diye
kendilerinden, bedenlerinden utanmazlar. Oysa burası koyu Katolik, yıllarca
faşist diktatörlük altında yaşamış bir ülkedir.
Ama onlar renkleri silmezler. Melankolik, hatta soluk kentlerini,
hayatlarını boyarlar.
İzmirli kızlar bize bu tür bir umut veriyor. Meydan okudukları,
sandığımız kadar basit bir sorun değil.
Toplumsal hayatımızdaki hastalıklı halin derinine indiğimizde, karşımıza
Freud çıkmaz mı sanıyorsunuz?
Bedenimize, ruhumuza sardığımız zincirlerimiz… Bunları biraz olsun kıran
insanların güzelliği ortaya çıkar.
İzmir kızlarının güzelliği buradan geliyor.
İnsanlıklarıyla, kadınlıklarıyla barışıklar. Hayatı kutluyor, bununla
gurur duyuyorlar.
Güzel İzmirliler, Akdeniz’deki, Latin Amerika’daki, tüm dünyadaki bilge
dostları gibi cenneti yeryüzünde arıyorlar.
Bu hafta bu arayışa biz de katıldık. Ciddi bir ekip, Sezen’in şarkısının
gazıyla İzmir ve Çeşme’nin altını üstüne getirdik. Yaptığımız en keyifli işti!
Bu sayıyı, şu fani dünyada bize yaşadığımız için her gün şükrettiren tüm
kadınlara armağan ediyoruz.
İzninizle, bizim İzmirli güzellerimizi de selamlamak istiyorum. Yazı
işleri müdürümüz Neval Barlas, haber müdürümüz Ayşegül Savur ve stajyer
muhabirimiz Sejda Olcaş… Hayatımıza Körfez güzelliği, imbat ferahlığı
katıyorsunuz… Ve genç kızlık yıllarını İzmir’de geçirmiş annem… Seni anmadan
olmaz. İzmir tutkunun ve yaşama sevincinin kaynağını şimdi anlıyorum. Bu kentin,
belki beni bile daha iyi bir insan yaptığını da...
İyi haftalar…
|