Tempo Online

 
SON DAKİKA
Küresel Isınma : Avrupa Uzay Ajansı, buzulların kapladığı alanın uydudan ölçümlerin başladığı 1978'den sonraki en alt seviyesine indiğini ve Avrupa'dan Büyük Okyanus'a kutup üzerinden kestirme deniz yolunun açıldığını duyurdu   Irak : Irak'taki radikal Şii lideri Mukteda Sadr'a bağlı siyasi hareket, Şii koalisyon hükümetinden çekilme kararı aldı   Turizm : Antalya'ya hava yoluyla gelen turist sayısının 6 milyona yaklaştığı bildirildi   Afganistan : İngiltere, Taliban'ın Afganistan'daki İngiliz askerlerine saldırılarda Çin yapımı silahlar kullandığını bildirerek, Çin'e şikayette bulundu   Secret : Rhonda Byrne'ın yazdığı ve dünyada çok satanlar arasında ilk sıralarda yer alan ''Secret (Sır)'' adlı kitap, Türkiye'de de 4 aydır okurların en çok tercih ettiği eser oldu  
İmam hatipli anne babalar, çocuklarını imam hatip liselerine göndermiyor

Göster

İmam hatiplerin üzerinde yoğunlaşan baskılardan dolayı ne eski imam hatiplilik kalmıştır. Ne de imam hatiplilik iddiası

 

Bolu’ya yaptığımız yolculukta tanıştık Sabahat Emir’le. Yıllardır Türkiye gazetesinde yazıyor. İsmen zaten biliyordum. Bolu gezisinde kendimce “en”ler seçtim. Sabahat Emir gezinin hanımefendisiydi.




Sürekli muhatap olduğum soruların çok dışında bir soru sordu ve sohbetimiz o minvalde ilerledi.

Soru şu: İmam Hatip Liseleri’nde tam olarak ne öğretiyorlar, hangi dersler var?

Gelin biz bu soruyu biraz daha genişletelim. İmam Hatip’liler hangi kitapları okurlar, nasıl giyinirler, hangi filmleri seyrederler? En önemlisi bir İmam hatipliyi “işte bu imam hatiplidir” diye tanımak mümkün müdür?

* * *

Önce...

Bütün imam hatiplileri birbirine bağlayan bir “imam hatipli ruhu” vardı.

İmam Hatip Liseleri, kızlar ve erkeklerin ayrı okuduğu liselerdi. Genelde bütün imam hatipli kızların bir başörtü bağlama şekilleri vardı. Bu  bir gelenek gibiydi, herkes üst sınıflardaki ablalarından görür ve öyle bağlardı. Okulun belirlediği bir model dayatması değildi yani.

İmam Hatip liselerinde normal liselerde olan bütün derslerle birlikte, Kur’an-ı Kerim, Arapça, Fıkıh, Hadis, Kelam ve Tefsir dersleri okutulur. Bu kitaplar bildiğimiz heyetlerin hazırladığı ders kitaplarıdır. Bu dersler temel İslam kültürünün aktarılması açısından çok önemli bulunur ve üzerinde yoğun çalışılırdı.

İmam Hatip liselerinin kızların okuduğu bölümlerde en belirgin özelliği elbette derslerden ziyade başörtüleriydi. Bir de diğer lisedeki kızların formalarına nazaran etek boyları daha uzundu. Yine o dönemlerde mutlaka okul dışındaki yaşamlarında uzun pardösüler giyerlerdi.

 

* * *

Bizim dönemimizde bütün imam hatiplilerin öncelikli olarak okudukları yazarlar ve kitapları; Ahmet Günbay  Yıldız’ın Yanık Buğdaylar, Figen ve Aynada Batan Güneş’i, Şule Yüksel Şenler’in Huzur Sokağı, Hekimoğlu İsmail’in Minyeli Abdullah’ı, Mehmet Zeren’in Özyurdunda Garipsin’idir. Okunan dünya klasiklerini saymıyorum. Sonrasında ise Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Necip Fazıl Kısakürek, Mehmed Akif ve Sezai Karakoç, İsmet Özel ve Ali Bulaç okunurdu. Arapça tercüme eserlerden favori yazarlar Seyyid Kutub, Hasan el-Benna, Ali Şeriati ve Mevdudi’dir. Bu kitaplar tavsiye ile elden ele dolaşırdı.

İmam Hatipli kızlar Eşref Ziya Terzi’nin de aralarında bulunduğu grupların seslendirdiği Bir Güneş Doğuyor, Adı İçin Yaşamak, Kalksam ve Dirilsem’i, Mehmet Emin Ay’ın “Selam İmam Hatiplim”i, Ömer Karaoğlu’nun Şehit Tahtında Rabbe Gülümser, Doğ Ey Güneş, Hesap Sor Bana, Özlem, Sızı albümlerini ezbere bilirler, genelde spor komlekslerinde verilen konserleri ise kaçırmazlardı. Bu arada iddialı hit albümü İlk Cemre’yi unutmamakta fayda var.

Feza Sineması’nda her yıl düzenlenen Haşim Aktan’ın organize ettiği Gözyaşı Geceleri’ne gidilirdi. Fetih Geceleri, Gençlik Geceleri’nde boy gösterirdi İmam Hatipliler. Bu toplantıların çoğuna Recep Tayip Erdoğan da o dönemlerde katılırdı. İbrahim Sadri, Hüseyin Goncagül, merhum Hasan Nail Canat’ın oynadıkları Başkasının Ölümü, Bana Mahşeri Anlat, Şeytan Üssü Haber Merkezi, Bir Avuç Ateş, Sen Nerdesin, Bir Adam Yaratmak, Para gibi tiyatro oyunlarına mutlaka gidilirdi.

Minyeli Abdullah, Bize Nasıl Kıydınız, Yalnız Değilsiniz, Zeynepler Ölmesin, Birleşen Yollar, Çağrı, Çizme, Sürgün gibi filmleri o dönemde  seyretmeyen bir imam hatipli yoktur sanırım.

Siyasi içerikli dergilerden aylık olanlar Mektup, İslam, İzlenim, Selam, Yaşar Kaplan’ın yönetiminde çıkan Bu Meydan, Mehmet Metiner ve Hüseyin Okçu’nun Girişim dergisi, haftalık dergilerden Cuma, Vahdet ve Yörünge dergileri, Ali Bulaç ve İbrahim Sadri’nin birlikte çıkardığı Kitap Dergisi en çok takipçisi olan yayınlardı. Ayrıca zaman zaman cılız denemeler halinde yayınlanan mizahi içerikli dergilerden Cıngar, Filit, Ustura, Dinazor’un takipçileri de az değildi. Ayrıca aileye hitap eden Gülçocuk, Kadın ve Aile, İlim ve Sanat, Sızıntı ( Sızıntı dergisinin temel özelliği, “abone olunur ve okunmaz”) gibi dergiler okunurdu.

 

* * *

Dünden bugüne imam hatiplilerde neler değişti derseniz... Şimdi.

İmam hatip ruhu diye bir şey kalmamıştır. İmam hatipler karma liselerdir. Başörtüsü İmam Hatip Liselerinin en belirgin özelliği değildir.

Artık imam hatipli kızlar da pardösüler giymiyor. Yine forma etekleri diğer liselerden uzun olmakla birlikte dışarıda illa dış kıyafet olarak pardösüler kullanılmıyor. Kendilerine yakışan özgün kıyafetler tercih ediliyor. Son yılların moda trendi ise yaz aylarında sıkça göreceğimiz dizaltı etek ve renkli çoraplar.

Minyeli Abdullah filmleri, Ahmet Günbay Yıldız’ın hidayet romanları artık rafa kalktı.

İslami içerikli müziklerden pop, hiphop, rap müziklerine geçiş oldu.

Refah partisinin belediyelere gelmesiyle birlikte şehir tiyatrolarına gitme geleneği başladı.

Şimdilerde imam hatip enerjisini az da olsa taşıyanlar Gerçek Hayat, Semerkant, Anadolu Gençlik, Yeni Dünya, Altınoluk, Umran dergilerini okusalar da bu genelin içinde küçük bir azınlığa hitap ediyor. 

 

Uzun lafın kısası imam hatiplerin üzerinde yoğunlaşan baskılardan dolayı ne eski imam hatiplilik kalmıştır. Ne de imam hatiplilik iddiası.

 

Dünden bugüne pek çok şey değişti. Bir imam hatipliyi, “işte şu imam hatipli”dir diye tanımlamak eskisi kadar kolay değil. Artık elden ele dolaşan kitaplar yok gibi, herkes kendi bildiğince okumalar yapıyor ya da eskisi kadar okunmuyor. Kendisi imam hatipli olan anne babalar, çocuklarını imam hatip liselerine göndermiyor. Belki istenen, belki de istenmeyen bir şeyler oluyor. Ama oluyor.

 

KÖROĞLU’NUN DİYARINDA BİR HAFTA SONU

 

 

Bolu Beyi’ne kızıp dağları mesken edinen Köroğlu misali değil benim gidişim... Kültür ve Turizm Bakanlığı Bolu İl Turizm Müdürlüğü’nün davetlisi olarak gittim. Gittiğime de hiç pişman olmadım. İyi ki gitmişim. Ülkemizdeki güzellikleri fark edemediğimizden yakınırız ya hep, bu geziden de artakalan yine aynı düşünce oldu. Alternatif tatil imkânlarını görebilmek için gerçekten de bu güzelliklerin "farkına vardırılması" gerekiyor. Farkına vardırmak yetmiyor, turizm konusunda hemen her şehrimizin idarecilerinin koordineli bir şekilde ciddi yatırımlar yapması gerekiyor. Hani un var, şeker var, yağ var misali, biz de bu gezide unu, yağı, şekeri ayrı ayrı gördük ama helva nerde deyince, yetkililer de kendilerince bürokratik sıkıntılardan söz ediyorlar. Fakat en azından un, yağ ve şekerin elimizde mebzul miktarda bulunduğunun farkına varılması bile güzel. Özellikle Bolu Turizm İl Müdürü Salih Efiloğlu ve Vali Yardımcısı Mustafa Öztaş’ı bu hususta bir hayli heyecanlı buldum.

 

Hafta sonuna sıkıştırılmış yoğun bir program çerçevesinde Bolu’yu yaşadım.  Sarı menekşeler, mor sümbüller, dağ laleleri bile sadece Aladağ yaylalarını görmeniz için yeterli bir sebep. Hakeza Arkut dağının henüz erimemiş karları da öyle. Yeni yeni kış turizmi ve kayak müsabakaları için çalışmalar başlamış. O da genç bir kayak hocasının heyecanıyla...

 

Mudurnu ve Göynük ise tarihin içinde günümüzü yaşayan kültür varlıklarımız. Fatih’in hocası, İstanbul’un manevi fatihi Akşemseddin’in türbesinin bulunduğu İpek Yolu üzerindeki Göynük, Safranbolu kadar görülesi yerlerden biri...

 

Bu gezide farkına ilk vardığım şey, baharın metropollerde doyasıya yaşanmadığı oldu. Dağlarda, köylerde, yaylalarda baharın coşkusu öyle güzel yaşanıyor ki, her zerresine yeniden hayat yürüyen tabiatın coşkusunu ruhunuzda hissedebiliyorsunuz. Dallarındaki baharların rengine, şekline bakıp ağaçları tanımaya çalışmak ve binbir türlü çiçeklerin adını birbirimize sormak hem çok keyifli, hem de üzüntü vericiydi. Dağ yamaçlarını ve vadileri süsleyen rengârenk çiçekleri ve yeni yeşeren taptaze otlara yumulmuş sürüleri gördükçe hemen otobüsü durdurup fotoğraf çekmeye koşmanın keyfini asla unutmayacağım. Abant gölünde yaptığım kısa at gezintim ise galiba her şeye değerdi.

20.04.06



[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.