|
Tekneler balık avına değil, mazot kaçakçılığına yelken açıyor
Akaryakıt kaçakçılığı denince akla ilk gelen Güneydoğu’da faaliyet gösteren kamyon şoförleri oluyor. Zula tabir edilen yedek depolarına yurtdışından doldurdukları ucuz mazotu, ülkemizde satarak devleti büyük vergi kaybına uğrattıkları bilinen bir gerçek. Ancak, yılda 3 milyar dolara ulaşan bu vergi kaybının baş rol oyuncusu ise kamyoncular değil, gemi ve tekne sahipleri. Kaçakçılığın yüzde 80’inin denizden yapıldığını belirten bir bürokrat, “Siz kamyon şoförlerini bırakın da, gemi ve tekne kaptanlarına bakın. Bu gidişte Karadeniz’de balık rekoltesi iyice düşebilir. Zira denize açılan birçok tekne balık avına değil, mazot kaçakçılığına gidiyor” diyor.
Evet, son yıllarda aynı kamyonlardaki gibi birçok teknede zula depolar yapılmış. Rotasını açık denize çeviren bu tekneler de, ucuz mazotu aldıktan sonra iç piyasaya yaklaşık yüzde 30 karla satmaya başlamış. Kaçakçılıkta iki yol izleniyormuş. Direkt kaçakçılığa hizmet eden gemilerin yanı sıra, özellikle kontrolün az olduğu Romanya, Bulgaristan ve Rusya gibi ülkelerden akaryakıt getiren gemiler, manifesto fazlası yakıtlarını kanunsuz olarak bu teknelere satıyormuş. Balıkçı tekneleri de kaçak yoldan ucuza aldığı bu akaryakıtı zulalarında taşıyarak iç piyasaya sürüyormuş.
En çok kullanılan bir diğer yöntemde ise kaçakçıların yabancı gemiler ile yurt dışına sefer yapacak olan Türk gemilerinin gümrük vergilerinden muaf olarak aldıkları akaryakıtı yurtiçine satmaları yoluyla gerçekleşiyormuş. Örneğin, balıkçı teknesine litresi 900 kuruşa mal olan mazot, iç piyasaya 1.20 YTL civarında satılıyormuş. Bilindiği üzere ülkemizde mazotun perakende satış fiyatı 2.12 YTL.
Bu işin peşine düşen maliye yetkilileri ise Karadeniz Bölgesi milletvekillerinin duyarsızlığından ve müdahalelerinden şikayetçi. “Son 10 yılda ülkemizde motorinle çalışan araç sayısı yüzde 63 artarken, motorindeki pompa satış artışı yüzde 12 civarında. Bu oran bile kaçakçılığın hangi boyutlara geldiğini gösteriyor. Önlem için düğmeye basılmazsa, mazot kaçaklığından üç dört misli para kazanan balıkçı tekneleri hiç ava çıkmayacak” diyor.
Haşema
Gettosu'ndan Tepki
Son birkaç aydır, İslamcı kesim tarafından inanılmaz e-mail ve mektup bombardımanına tutuluyorum. Kimi nazik, kimi sert, kimi de hakarete varan ölçülerde “Haşema Gettosu Oluşuyor” başlıklı yazımı eleştiriyor. İsterseniz önce özetle ne yazdığıma, sonra da eleştirilerin içeriğine bir bakalım.
“Türkiye’nin ilk beş yıldızlı muhafazakar oteli ‘Caprice Otel’, Akbük ve Didim’deki sosyal yaşamı da etkilemeye başladı. Bu lüks otelde, haremlik-selamlık havuzlar, tenteyle dış dünyaya kapatılan plajlar günlerce basını meşgul etmişti.
Akbük’deki bu muhteşem otelde, hizmet anlayışı bakımından bu yıl da değişen pek bir şey yok. Yine İslami sosyetenin tatil merkezi konumunda ve çevresi sıkı güvenlik çemberi içinde. Caprice Otel’le birlikte, çevredeki otel, pansiyon ve yazlık evlere haşemalı ve türbanlı tatilcilerden büyük akın başlamış. Değerinin üstünde fiyatlarla ev alan ve kendi özel mekanlarını yaratmak isteyen İslamcı kesimin akın akın geldiği bölgede, otel, motel ve pansiyon rezervasyonları da aylar öncesinden tamamlanıyor. AKP’nin iktidara geldiği şimdilerde, paranın kimde olduğu da düşünülecek olursa Akbük ve Didim’in çehresi değişiyor. Gündüz plaj, gece çarşı merkezinde, türbanlı, hatta kara çarşaflı hanımları sıkça görmeniz mümkün.
Bu durum da zaman zaman tartışmalara neden oluyor. Hanımları için özel denize giriş yeri isteyen, hatta siteler içinde cami ve mescit açılmasını talep edenlerle ağız dalaşları her an sert kavgaya dönüşebilir.”
İşte bu yazım İslamcı kesim tarafından tepki topladı. Tepkilerin genelini temsil eden bir yazıya göz atacak olursak: “Caprice otelin bu yaptığından gayet memnunuz. Biz diğer otellerden memnun değiliz. Rahatça ailemizle gidebileceğimiz bir sahil veya koy kalmadı, her yer çıplaklar kampı oldu çıktı.”
Görüyor musunuz düşünce yapısındaki çarpıklığı. Sen, muhafazakar yapısıyla bilinen Akbük ve Didim’in bütün sahil şeridini çıplaklar kampı ilan et ve serzenişte bulun. Koloninin hacmi genişledikçe, Didim’de sosyal yaşam daralıyor. Üstelik sırf 5 bin İngiliz’in konut satın aldığı bu güzelim beldede bir yandan ülke imajı bozuluyor, diğer yandan da yabancı düşmanlığı körükleniyor. İşte, benim vurgulamak istediğim konu bu.
|
14.09.05
|
|
|