|
Huzursuzluğun nedeni
hukuksuzluk
Ben diyorum
ki...
Devletin derin departmanlarında
görevlendirilen memur arkadaşlar var ya...
Onlara paso Amerikan filmi
seyrettirilsin.
Öyle bir iki tane falan değil, mümkünse
çuvalla.
Bu arkadaşların Amerikan filmlerini
ezberlerine almalarında büyük menfaat görüyorum.
Önce Amerikalılığa hakaret diye bir suç
şekli olmadığını öğrenirler.
Ama asıl
fayda...
Devletin gizli kapaklı işleri nasıl
kotarılır, o konuda...
Ne zaman devletin alengirli faaliyetleri
eleştirilecek olsa birtakım kendinden görevli arkadaşlar itiraz
ediyorlar.
İtiraz ediyorlar da, ne
diyorlar...
“Bu işler dünyanın her tarafında böyle
yapılıyor” diyorlar.
Evet ama kafayı çalıştırın
biraz...
Devletin gizli iş yapması ne
demek...
Kanunsuz iş yapması
demek.
Öyle olmasa alenen yapar zaten, kim ne
diyebilir ki...
Devlet gizli iş yapabilir ama kanunsuz iş
yapamaz.
İşte o Amerikan filmlerini hakkıyla
izlerlerse görürler ki...
Gizli iş yapan devletin
adamı...
Açığa çıkarsa... Yakalanırsa... Deşifre
olursa...
O adam hukukun öngördüğü cezayı
çeker.
Devlet onu tanımaz!
Tanımazlıktan
gelir!
Tanırsa ne
olur?
Kanunsuzluğa, hukuksuzluğa, gayrı nizami iş
yapmaya prim vermiş olur.
Herkes aynı yolu izlemeye kalkarsa...
Kendinde bu hakkı bulursa ne
olacak?
Bu işlerin altından kim, nasıl
kalkacak?
Bir düşünün
dedim.
YAZAR “GELEN BASIYOR, GİDEN BASIYOR”
DEDİ
Allah aşkına,
söyler misiniz ne olacak bu düğmenin hali?
Ben böyle düğme
görmedim.
Sanırsın, Cemal Süreya’nın
“masa”sı.
Gelen basıyor, giden basıyor...
Maşallah, düğme “bana mısın”
demiyor.
Ha derseniz ki, düğmeye basılıyor da ne
oluyor, bir şey olduğu yok...
Ülkeye Susurluk kamyonunun çarptığı günden
bu yana her şey eskisi gibi.
Bunu farketmek pek iç açıcı olmasa
da...
Hoşumuza gitse de, gitmese
de...
Maalesef gerçek
bu.
Müsaade ederseniz, çok hoşuma gidiyor, şu
düğmeye bir de ben basıvereyim...
Artık sıkıldığımız filmi, hatta filmleri
bininci defa seyrediyoruz ya...
İşte o filmlerin sonuncusu da ülkede yeni
bir iktidar alternatifinin aranıyor olması.
Ve fekat anlaşılıyor ki, kimsenin hazırda
bir formülü yok maalesef.
Ve fekat yine anlaşılıyor ki, gerekli
makamlardan icazet tamam, hızlı bir arayış
başlamış.
Ne var ki, düğmeye basıldığı için mi
başlamış...
Yoksa bazıları hızla arayışa başlamış, ki
yapabilecek konumdaki birileri, “tamam vakit geldi” diye havaya girip düğmeye
bassın... diye mi?..
Serazat telaffuz edilenler arasında
alfabenin en olmaz harflerinden oluşturulmuş öyle “partiler koalisyonları” var
ki...
Duyunca...
İnsanın sırtı ürpermesin, tüyleri diken
diken olmasın da...
Ne olsun!
DYP, MHP hatta CHP bile şahlanıyor maşallah
da...
Erkan Mumcu’nun ANAP’ı neden o kadar kavruk
bırakılıyor anlayabilmiş değilim.
Benim anlayabildiğim
kadarıyla...
Son zamanlarda dar tabanına yaranmaya
çalışan AKP’ye gözdağı veriliyor.
İktidarda kalmak istiyorsan “geniş düşün”
denmek isteniyor.
Ne var ki, kendilerini açıkça ifade etme
alışkanlıkları olmadığından, cumhurbaşkanlığı seçimi felan bahane edilip bütün
suç gariban düğmenin üzerine yükleniyor.
Kusura bakma düğme kardeş, bu da
geçer!
YAZAR “ŞU ŞANSSIZLIĞA BAK SEN”
DEDİ
Şeytanın rakam
değiştirmesinin âlemi var mıydı?
Külliyatına vakıf olduğum Amin Maalouf
sevdiğim yazarlardandır.
“Yüzüncü Ad”ını nasıl da
keyifle...
Tadını çıkara çıkara
okumuştum.
Samih Rıfat’ın temiz, duru ve mükemmel
Türkçesi nasıl da içimi ısıtmıştı...
Vantuzu sayfalarında, okuyanı içine çeken
iyi bir kitabın vereceği zevki...
Dünya üzerindeki en bilinen sınırlı sayıdaki
haz kaynaklarıyla kıyaslayabilirim...
Hiç çekinmeden.
Orgazm da insan beyninde başlayan ve
sonuçlanan bir mekanizmadır.
Nitekim “Baldassare’nin Yolculuğu” o
kitaplardan biriydi benim için.
Şeytan’ın sayısını (666) temsilen 1666
yılına girerken tüm dünyada yaşanan çılgın telaşı
anlatıyordu.
Tanrı’nın ele geçirilmesi neredeyse imkânsız
bir kitapta yazılı bulunan yüzüncü adını bulabilirlerse felaketler yılında
şeytanın gazabından kurtulabileceklerine inananların macerasını okuyordunuz,
nefes nefese!
Ve fekat heyhat!
Ne oldu!
Koca kitap boşa gitti!
Heba oldu, helak oldu, mundar oldu,
gitti.
Bild Gazetesi şeytanın gerçek sayısının
zannedildiği gibi 666 değil, 616 olduğunu açıkladı.
Amin Maalouf için
üzüldüm.
Diyorum, yetenek yetmez, insanda şans da
olacak!
YAZAR “TARTIŞMAK SAĞLIĞA FAYDALIDIR”
DEDİ
Daha iyi
seviştikleri söylenen Rus kadınların öğretmeni
kim?
Bu aralar sevgili Şule Çizmeci’nin
Radikal’deki müthiş dizisinin tiryakilerindenim.
Kocasını Rus kadınlarına “kaptıran” bir Türk
kadın hezeyan halinde çırpınıyor:
“Bunlar sevişmeyi çok iyi biliyor, bizim
gibi değiller, küçük yaşta anneleri öğretiyor, şöyle otur, böyle kalk diye.
Bizim onlarla rekabet edebilmemiz mümkün değil!”
Tek örnek
değil.
Türkiye bu sosyal olguyu keşfetmiş
durumda...
Sosyolojik gerçekliğe dönüştürmek
üzere...
Kafamın yatmadığı bir nokta var, hangi
milletten olursa olsun hangi anne kızıyla bu kadar yüzgöz olabilir?
Annelerinden öğreniyor olamazlar, iddia
edildiği gibi...
Acaba Rus kadınları bu kadar iyi sevişmeyi
kimden öğreniyorlar sizce?
YAZAR “BU KADARI DA FAZLA”
DEDİ
Rica etsem, beni
dağa kaldırır mısınız lütfen!
İnsanoğlu tuhaftır diye
başlayıp...
Ayıp fiillerle biten bir deyiş vardır da
şimdi burada adlı adınca telaffuz etmek...
Aslında tam da yeri
ama...
Yine de yersiz
kaçar.
Bu yaşadığımız yılların büyük trendleri
arasında...
“Emniyeti garantili macera yaşama
talebi...”
Gibi netameli bir şıkkın var olduğunu
biliyor ve çelişkinin keskinliğinden faydalanarak şaka niyetine sağda solda
anlatıyordum da...
Ama bu...
Ama bu...
Yooooo, bu kadarı
fazla!
İspanya’da bir girişimci eşkıya turizmini
başlatmış!
Bandelero arkadaşlar, yüz euro ödeyen
turistleri, otobüsle bir yere giderken durdurup, rehine ayaklarında, ellerini ve
gözlerini bağlayarak “tam gün” dağa kaldırıyorlar.
“Yarım gün” isteyen olursa, günahı elli
Euro.
Flamenko yapıyorlar, açık alandaki ateşte
barbekü partisi düzenliyorlar ve sonra da güya uslu duran turistleri serbest
bırakıyorlar.
Amaçları masum: İspanyol eşkıyasını otantik
olarak dünyaya tanıtmak!
Amerikalı turistlerin ilgisi inanılmaz
seviyedeymiş!
Nasıl olur diyenlere cevap
veriyorum:
İşte size “emniyeti garanti edilmiş
macera!”
“YAZARBEĞENDİ”
Çuval
modası
Bu yıl gerçekten bir miktar ilginç
geçti.
Her şeyi gibi modası da
değişikti.
En havalı kıyafetlerden
biri...
Dünyanın neredeyse bütün
coğrafyalarında...
Kafaya geçirilmiş çuval
resmiydi.
New York Times
Magazine...
Bu gerçeği tespit eden yayın organlarından sadece biriydi!
|