Tempo Online

 
SON DAKİKA
Küresel Isınma : Avrupa Uzay Ajansı, buzulların kapladığı alanın uydudan ölçümlerin başladığı 1978'den sonraki en alt seviyesine indiğini ve Avrupa'dan Büyük Okyanus'a kutup üzerinden kestirme deniz yolunun açıldığını duyurdu   Irak : Irak'taki radikal Şii lideri Mukteda Sadr'a bağlı siyasi hareket, Şii koalisyon hükümetinden çekilme kararı aldı   Turizm : Antalya'ya hava yoluyla gelen turist sayısının 6 milyona yaklaştığı bildirildi   Afganistan : İngiltere, Taliban'ın Afganistan'daki İngiliz askerlerine saldırılarda Çin yapımı silahlar kullandığını bildirerek, Çin'e şikayette bulundu   Secret : Rhonda Byrne'ın yazdığı ve dünyada çok satanlar arasında ilk sıralarda yer alan ''Secret (Sır)'' adlı kitap, Türkiye'de de 4 aydır okurların en çok tercih ettiği eser oldu  
YAZAR ''BİR DÜŞÜNÜN'' DEDİ

Göster

Huzursuzluğun nedeni hukuksuzluk

 

Ben diyorum ki...

Devletin derin departmanlarında görevlendirilen memur arkadaşlar var ya...

Onlara paso Amerikan filmi seyrettirilsin.

Öyle bir iki tane falan değil, mümkünse çuvalla.

Bu arkadaşların Amerikan filmlerini ezberlerine almalarında büyük menfaat görüyorum.

Önce Amerikalılığa hakaret diye bir suç şekli olmadığını öğrenirler.

Ama asıl fayda...

Devletin gizli kapaklı işleri nasıl kotarılır, o konuda...

Ne zaman devletin alengirli faaliyetleri eleştirilecek olsa birtakım kendinden görevli arkadaşlar itiraz ediyorlar.

İtiraz ediyorlar da, ne diyorlar...

“Bu işler dünyanın her tarafında böyle yapılıyor” diyorlar.

Evet ama kafayı çalıştırın biraz...

Devletin gizli iş yapması ne demek...

Kanunsuz iş yapması demek.

Öyle olmasa alenen yapar zaten, kim ne diyebilir ki...

Devlet gizli iş yapabilir ama kanunsuz iş yapamaz.

İşte o Amerikan filmlerini hakkıyla izlerlerse görürler ki...

Gizli iş yapan devletin adamı...

Açığa çıkarsa... Yakalanırsa... Deşifre olursa...

O adam hukukun öngördüğü cezayı çeker.

Devlet onu tanımaz!

Tanımazlıktan gelir!

Tanırsa ne olur?

Kanunsuzluğa, hukuksuzluğa, gayrı nizami iş yapmaya prim vermiş olur.

Herkes aynı yolu izlemeye kalkarsa...

Kendinde bu hakkı bulursa ne olacak?

Bu işlerin altından kim, nasıl kalkacak?

Bir düşünün dedim.

 

 

YAZAR “GELEN BASIYOR, GİDEN BASIYOR” DEDİ

 

Allah aşkına, söyler misiniz ne olacak bu düğmenin hali?

Ben böyle düğme görmedim.

Sanırsın, Cemal Süreya’nın “masa”sı.

Gelen basıyor, giden basıyor...

Maşallah, düğme “bana mısın” demiyor.

Ha derseniz ki, düğmeye basılıyor da ne oluyor, bir şey olduğu yok...

Ülkeye Susurluk kamyonunun çarptığı günden bu yana her şey eskisi gibi.

Bunu farketmek pek iç açıcı olmasa da...

Hoşumuza gitse de, gitmese de...

Maalesef gerçek bu.

Müsaade ederseniz, çok hoşuma gidiyor, şu düğmeye bir de ben basıvereyim...

Artık sıkıldığımız filmi, hatta filmleri bininci defa seyrediyoruz ya...

İşte o filmlerin sonuncusu da ülkede yeni bir iktidar alternatifinin aranıyor olması.

Ve fekat anlaşılıyor ki, kimsenin hazırda bir formülü yok maalesef.

Ve fekat yine anlaşılıyor ki, gerekli makamlardan icazet tamam, hızlı bir arayış başlamış.

Ne var ki, düğmeye basıldığı için mi başlamış...

Yoksa bazıları hızla arayışa başlamış, ki yapabilecek konumdaki birileri, “tamam vakit geldi” diye havaya girip düğmeye bassın... diye mi?..

Serazat telaffuz edilenler arasında alfabenin en olmaz harflerinden oluşturulmuş öyle “partiler koalisyonları” var ki...

Duyunca...

İnsanın sırtı ürpermesin, tüyleri diken diken olmasın da...

Ne olsun!

DYP, MHP hatta CHP bile şahlanıyor maşallah da...

Erkan Mumcu’nun ANAP’ı neden o kadar kavruk bırakılıyor anlayabilmiş değilim.

Benim anlayabildiğim kadarıyla...

Son zamanlarda dar tabanına yaranmaya çalışan AKP’ye gözdağı veriliyor.

İktidarda kalmak istiyorsan “geniş düşün” denmek isteniyor.

Ne var ki, kendilerini açıkça ifade etme alışkanlıkları olmadığından, cumhurbaşkanlığı seçimi felan bahane edilip bütün suç gariban düğmenin üzerine yükleniyor.

Kusura bakma düğme kardeş, bu da geçer!

 

 

YAZAR “ŞU ŞANSSIZLIĞA BAK SEN” DEDİ

 

Şeytanın rakam değiştirmesinin âlemi var mıydı?

Külliyatına vakıf olduğum Amin Maalouf sevdiğim yazarlardandır.

“Yüzüncü Ad”ını nasıl da keyifle...

Tadını çıkara çıkara okumuştum.

Samih Rıfat’ın temiz, duru ve mükemmel Türkçesi nasıl da içimi ısıtmıştı...

Vantuzu sayfalarında, okuyanı içine çeken iyi bir kitabın vereceği zevki...

Dünya üzerindeki en bilinen sınırlı sayıdaki haz kaynaklarıyla kıyaslayabilirim...

Hiç çekinmeden.

Orgazm da insan beyninde başlayan ve sonuçlanan bir mekanizmadır.

Nitekim “Baldassare’nin Yolculuğu” o kitaplardan biriydi benim için.

Şeytan’ın sayısını (666) temsilen 1666 yılına girerken tüm dünyada yaşanan çılgın telaşı anlatıyordu.

Tanrı’nın ele geçirilmesi neredeyse imkânsız bir kitapta yazılı bulunan yüzüncü adını bulabilirlerse felaketler yılında şeytanın gazabından kurtulabileceklerine inananların macerasını okuyordunuz, nefes nefese!

Ve fekat heyhat!

Ne oldu!

Koca kitap boşa gitti!

Heba oldu, helak oldu, mundar oldu, gitti.

Bild Gazetesi şeytanın gerçek sayısının zannedildiği gibi 666 değil, 616 olduğunu açıkladı.

Amin Maalouf için üzüldüm.

Diyorum, yetenek yetmez, insanda şans da olacak!

 

 

YAZAR “TARTIŞMAK SAĞLIĞA FAYDALIDIR” DEDİ

 

Daha iyi seviştikleri söylenen Rus kadınların öğretmeni kim?

Bu aralar sevgili Şule Çizmeci’nin Radikal’deki müthiş dizisinin tiryakilerindenim.

Kocasını Rus kadınlarına “kaptıran” bir Türk kadın hezeyan halinde çırpınıyor:

“Bunlar sevişmeyi çok iyi biliyor, bizim gibi değiller, küçük yaşta anneleri öğretiyor, şöyle otur, böyle kalk diye. Bizim onlarla rekabet edebilmemiz mümkün değil!”

Tek örnek değil.

Türkiye bu sosyal olguyu keşfetmiş durumda...

Sosyolojik gerçekliğe dönüştürmek üzere...

Kafamın yatmadığı bir nokta var, hangi milletten olursa olsun hangi anne kızıyla bu kadar yüzgöz olabilir?

Annelerinden öğreniyor olamazlar, iddia edildiği gibi...

Acaba Rus kadınları bu kadar iyi sevişmeyi kimden öğreniyorlar sizce?

 

 

YAZAR “BU KADARI DA FAZLA” DEDİ

 

Rica etsem, beni dağa kaldırır mısınız lütfen!

İnsanoğlu tuhaftır diye başlayıp...

Ayıp fiillerle biten bir deyiş vardır da şimdi burada adlı adınca telaffuz etmek...

Aslında tam da yeri ama...

Yine de yersiz kaçar.

Bu yaşadığımız yılların büyük trendleri arasında...

“Emniyeti garantili macera yaşama talebi...”

Gibi netameli bir şıkkın var olduğunu biliyor ve çelişkinin keskinliğinden faydalanarak şaka niyetine sağda solda anlatıyordum da...

Ama bu...

Ama bu...

Yooooo, bu kadarı fazla!

İspanya’da bir girişimci eşkıya turizmini başlatmış!

Bandelero arkadaşlar, yüz euro ödeyen turistleri, otobüsle bir yere giderken durdurup, rehine ayaklarında, ellerini ve gözlerini bağlayarak “tam gün” dağa kaldırıyorlar.

“Yarım gün” isteyen olursa, günahı elli Euro.

Flamenko yapıyorlar, açık alandaki ateşte barbekü partisi düzenliyorlar ve sonra da güya uslu duran turistleri serbest bırakıyorlar.

Amaçları masum: İspanyol eşkıyasını otantik olarak dünyaya tanıtmak!

Amerikalı turistlerin ilgisi inanılmaz seviyedeymiş!

Nasıl olur diyenlere cevap veriyorum:

İşte size “emniyeti garanti edilmiş macera!”

 

 

“YAZARBEĞENDİ”

 

Çuval modası

Bu yıl gerçekten bir miktar ilginç geçti.

Her şeyi gibi modası da değişikti.

En havalı kıyafetlerden biri...

Dünyanın neredeyse bütün coğrafyalarında...

Kafaya geçirilmiş çuval resmiydi.

New York Times Magazine...

Bu gerçeği tespit eden yayın organlarından sadece biriydi!

04.02.06



[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.