Tempo Online

 
SON DAKİKA
Küresel Isınma : Avrupa Uzay Ajansı, buzulların kapladığı alanın uydudan ölçümlerin başladığı 1978'den sonraki en alt seviyesine indiğini ve Avrupa'dan Büyük Okyanus'a kutup üzerinden kestirme deniz yolunun açıldığını duyurdu   Irak : Irak'taki radikal Şii lideri Mukteda Sadr'a bağlı siyasi hareket, Şii koalisyon hükümetinden çekilme kararı aldı   Turizm : Antalya'ya hava yoluyla gelen turist sayısının 6 milyona yaklaştığı bildirildi   Afganistan : İngiltere, Taliban'ın Afganistan'daki İngiliz askerlerine saldırılarda Çin yapımı silahlar kullandığını bildirerek, Çin'e şikayette bulundu   Secret : Rhonda Byrne'ın yazdığı ve dünyada çok satanlar arasında ilk sıralarda yer alan ''Secret (Sır)'' adlı kitap, Türkiye'de de 4 aydır okurların en çok tercih ettiği eser oldu  
Unutulmaz şarkılar

Göster

Hafıza kararsız, çünkü neyi saklayacağı hiç belli olmuyor. Bir gün şaşarak fark ediyoruz; en sarsıcı olayların gölgesi bile kalmamış.

Şimdi hatırlanmayan bir şarkı ya da eski bir aktörün kaderini paylaşmış onlar da; zamanın kumları örtmüş üzerlerini. İstanbul mehtabına karşı yorgun hicaz, Floransa'da güneşli kış sabahı ya da Tatyos Efendi'nin puslu bir bestesi...

Floransa'da tertemiz bir kış sabahı.

 

Isıtmadığını bile bile, iyi niyetle parlıyor güneş.

 

Piazza della Republica'daki pastanenin radyosunda Fransız şarkıcı Barbara, unutulmaz bir şarkı mırıldanıyor.

 

Size bir sır vereyim: "Unutulmaz", aslında "unutulmuş" demek.

 

Mesela, "unutulmaz bir oyuncu" sözünün anlamı şu aslında: "Kendisi zamanında büyük bir oyuncuydu ama şimdi pek kimse hatırlamıyor. Lütfen onu hatırlayalım, unutuluş girdaplarında yitmesine izin vermeyelim".

 

Ya da "unutulmaz bir şarkı" derken niyetimiz şu: "Unutulmayı hak etmeyen, kederli bir ezgiden bahsediyorum size"

 

"Unutulmaz" derken "unutulmuş" demek istiyoruz çünkü. Bu iki karşıt sözcük zamanla, tuhaf bir şekilde kaynaşıp aynı anlama gelmiş.

 

"Hüseyin Rahmi'nin unutulmaz romanı" cümlesi, uyarı aslında: "biraz da eskilere bakın!" demiş oluyoruz böylece okurlara.

 

Aynı şekilde, unutulmaz dediğimiz sevdalar bazen ilk unutulanlar oluyor.

 

Yaşarken kalbimize kanat takmış, ruhumuzu yıkamış, depremleriyle yıkılıp güneşleriyle ısındığımız sevdalar bile zamanın hızı karşısında silik birer anıya dönüşebiliyor, usulca.

 

Yirmi birinci yüzyılda hiçbir ağıt uzun sürmüyor çünkü. Süremiyor. Bizse Aragon'dan beri soruyoruz kendimize: "Mutlu aşk var mı?" diye.

 

Aslında mutlu aşk var, evet. Zaman zaman çıkıyor da karşımıza. Sağda solda rastlıyoruz, frezya kokulu sevinçlerle zamana diş geçiren aşklara. Kadının erkeğe bakışıyla, erkeğin kadına dokunuşuyla, bir kış sabahı mutfaktan yayılan kızarmış ekmek kokusuyla, unutulmuş bir şarkının nakaratıyla çoğalan, hayatın engin bilgisiyle dolu aşklar...

 

Unutulmaz aşklar hepsi de. Yani çoktan unutulmuş aşklar. "Mutlu aşk yoktur" diyen ihtiyar komüniste inat, seher rüzgârlarıyla başlayıp gece sevişmelerinde tazeleniyorlar.

 

Kadınlığın ve erkekliğin ötesine geçtiğimiz o ürperme aşksa eğer, mutlu aşk var, evet. Mutlu aşkta edebiyatın işine yarayacak bir şey yok ama. Mutlu mutlu yaşanıp gidiyor onlar. "Allah tamamına erdirsin" demek dışında elimizden bir şey gelmiyor.

 

Ama ne zaman bitmeye yüz tutuyor rüya, aşkın içinde bir çatlak beliriyor. İşte o zaman romanların, piyeslerin ya da senaryoların konusu olan bir bahçeye girdiğimizi hissediyoruz. Gülleri ve dikenleri var o bahçenin. Bir bakıyoruz yüreğimiz kanamış.

 

Unutulmaz unutulmuş şarkılar eşlik ediyor yüreğimizdeki yaraya; Hümeyra "Kördüğüm"ü söylüyor, o karanfil kokulu sesiyle.

 

Çünkü unutulmaz sanıyoruz aşkı; unutuluyor ama. Tozlu raflarda unutulmuş bir "unutulmaz şarkılar" plağına benziyor; zamanın kaydırağından akıp giderken uzaklara.     

 

Hafıza kararsız, çünkü neyi saklayacağı hiç belli olmuyor. Bir gün şaşarak fark ediyoruz; en sarsıcı olayların gölgesi bile kalmamış.

 

Şimdi hatırlanmayan bir şarkı ya da eski bir aktörün kaderini paylaşmış onlar da; zamanın kumları örtmüş üzerlerini. İstanbul mehtabına karşı yorgun hicaz, Floransa'da güneşli kış sabahı ya da Tatyos Efendi'nin puslu bir bestesi...

 

Küçücük, önemsiz bir olayın anısı yaşayıp gidiyor oysa: Çok güzel bir genç kadınla bir Akdeniz kentindeki ucuz bir restoranda pizza yemişsiniz.

 

Babanız bir yaz ikindisi uçurtma uçurmayı öğretmiş size. Dudaklarında külü uzamış bir sigara, şimdi hüzünle hatırlanan bir gülümseyiş taşıyor gözlerinde. Komşu teyzenin memeleri içinizde yeni bir kamaşma yaratmış. Onun narçiçeği rengindeki ojeleri yüzünden henüz bilmediğiniz bir şey akıyor kasıklarınıza.

 

İlan-ı aşklar ve ilan-ı harpler unutulurken bunlar kalmış eleğin üzerinde. Her şeyi hayalete çeviren hafıza bunları silmeye kıyamamış. Gücü yetmemiş ya da, onlardaki saf insani öze dokunmaya.

 

Floransa'daki Cumhuriyet Meydanı'nda tertemiz bir sabahmış ya da. "Gilli" pastanesinde oturmuş bunları yazmışsınız.

 

Ve saçınıza değerek geçip gitmiş zaman, "unutulmaz" şarkılara doğru.

30.01.06



[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.