|
Zeynep Göğüş
Çokkültürlü17 Aralık sirki
|
Bir Amerikan rüyası mı gerekiyor çokkültürlü bir ulus olmayı başarmak için? Avrupa'nın ise ortak rüyası yok... Ya Türk rüyası? Willi Klymicko'nun "Çokkültürlü vatandaşlık" tanımını bizim burada nasıl uygulayacağız?
-------
En hoşuma giden tespiti Ferai Tınç yaptı: "Çocukluğumuzda İtalyan Medrano Sirki vardı, hatırlarsın. 17 Aralık bizi işte o sirkin kahramanlarına(?) benzetti!" Medrano Sirki hâlâ var, Türkiye'yi dolaşıyor üstelik. Bizler ise Avrupa'da o şehir senin bu şehir benim dolaşıp AB'ye Türkiye'yi anlatıyoruz. Bir de karavanda yatsak tam olacak.
Trapezci miyiz, yoksa aslan terbiyecisi mi belli değil. Ve işte kasım sonunda Amsterdam'da yine bir AB-Türkiye toplantısındayız. Yanımdaki koltukta oturan Ferai sirk benzetmesini yaptıktan beş dakika sonra, toplantı modundaki cep telefonum titremeye başladı. Bilinmeyen numara... Yes düğmesine basıp usulca alo dedim.
"Viyana'daki ... vakfının genel sekreteriyim. Sizi 7 Aralık'taki AB-Türkiye paneline davet etmek için arıyorum" dedi olgun bir kadın sesi.
"Çok mersi, ama bu kadar kısa sürede programımı ayarlamam mümkün değil..." Coştu bunlar.
MUHTELİF KÜLTÜRLÜ KONULAR
Hollanda'daki panelin konusu 'çokkültürlülük'. Hollanda'da yaşayan Türkler anlattılar, konuyu bilmeyen, bunu kültürsüzün karşıtı sanıyor. Esasında multiculturalism'i Türkçeye 'muhtelif kültürlülük' diye çevirmek daha doğru olurdu. Kastedilen şey aynı ülkede birden fazla kültürün yan yana ve birbirine saygı göstererek yaşaması. Çokkültürlülük icat olmadan evvel buna, 'çoğulcu toplum' denmekteydi.
Bizim buradan bakınca Avrupa'nın altı da üstü de çokkültürlü. Bu akımın karşısında olmak mümkün değil sanki. Ama işte panelde yanımda oturan Hollandalı profesör, demokrasi ile çokkültürlülüğün bağdaşmadığını söyleyiveriyor; ona göre alt kültürler, mikro milliyetçilikler derken demokrasinin canına okunuyor.
SON BALKAN FACİASI
Çokkültürlülük 21'inci yüzyılın anlamı mı olacak, yoksa buna, kaybolan bir entel sevda diye mi bakacağız? Çokkültürlülüğün sosyal eşitsizlikler karşısında felsefi yaklaşım olarak gücünü kabul etmek gerek. Ama uygulamalı hayat bizi bu noktadan daha ileriye götürmüyor.
Balkanlarda geçen yüzyılın sonunda yaşananlar çokkültürlülüğün iflası olarak henüz çok taze ve acı veren anılar. Özellikle söz hakkının birbirini öldürme hakkı diye anlaşıldığı Saraybosna deneyimi, bize çokkültürlülüğün ancak diktatörlük dönemlerinde korunabildiğini gösterdi. Tito ile birlikte farklı etnik gruplardan oluşan ülke de yok oldu.
En güçlü Batı demokrasilerine bakalım. Hepsi de toprak üzerindeki mülkiyet kavgaları sona erdikten sonra kurulmadı mı?
Ulusal kimlik, etnik kimlik, kültürel kimlik... Bunlar modern siyasetin önemli parçası. Ancak toprağa ilişkin sorunun devam ettiği yerlerde çokkültürlülük demokrasinin düşmanı.
Çokkültürlü bir ulus olmayı başarmak için, bir Amerikan rüyası gerekiyor. Avrupa'nın ise ortak rüyası yok... Ya Türk rüyası? Willi Klymicko'nun "Çokkültürlü vatandaşlık" tanımını bizim burada nasıl uygulayacağız? Yetmiyor gibi kadınlar da işin içine karışıyor, beynin öteki yarısı bambaşka bir bakış açısıyla ortaya atılıyor. Araştırmacı Susan Moller Okin, çokkültürlülüğü kadın haklarına karşı bir akım olarak tanımlıyor ve diyor ki: "Kadınlarına insan onurunu çok gören kültürler, korunmayı hak etmiyorlar. Çokeşlilik, baş örtme, çocuk yaşta evlilik, klitoris kesme, taşlama..." ------------------ Bütün bunları tartışmak için ille de önümüze 17 Aralık diye bir tarih mi konması gerekliydi? İşin iyi tarafına bakalım: 17 Aralık'ta ne olursa olsun, bugün çok farklı bir tartışma düzeyindeyiz.
Bu arada, unutmadan: Medrano Sirki'nde ne olduğumuza karar vermek gerekiyor.
5 Aralık 2004'te Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesinin 70'inci yıldönümüydü. buna kutlama diyemiyorum, çünkü şayet "Kurt masalı" sevenlerden değilseniz, ortada kutlanacak bir şey yok. 1935 Meclisi'nde 395 mebus var, 18’i kadın. Oran yüzde 4.5. 21'inci yüzyılın ilk Meclis'inde ise 550 milletvekilinin 24'ü kadın. Oran yüzde 4.3. Bir arpa boyu ilerleme olmadığı gibi, gerileme var. İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği'nin açıklamasına göre, son seçimlerde 6 milyon 492 bin kişi oyunu parmak basarak kullanmış. Bunun 5 milyon 97 bini kadınmış... Kadınları eğitsek bu tablo değişir diye umuyoruz, ama 1935'te daha mı eğitimliydik? Yeni bir Atatürk çıkmasını beklemektense, "Her iki cinsin de en az yüzde 30 oranında TBMM ve yerel yönetimlerde yer almalarını sağlayacak değişikliğin bir an evvel yapılması" ibaresinin Siyasi Partiler Kanunu ile Seçim Kanunu'na sokulmasına çalışmak. Eşitlik masalından bıkanlar iş başına!
|
13.12.04
|
|
|