|
ABD, AB, İslam ve dünya dengeleri
|
Berlin duvarıyla birlikte çöken dünyada, sol, İslami kimliğe büründü. Şimdi ABD'ye karşı adalet duygusu arayanlara Avrupa yeni bir alternatif sunabilir. Ama Türkiye'yi de kapsayan yeni bir AB olabilirse...
Yirminci yüzyılın sonunda ve bu yüzyılın başında iki olay dünya dengelerini altüst etti. Birinci olay, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve bunun temsil ettiği her şeydi. Sovyet imparatorluğu dağıldı. Sovyetlerin uydusu olan Doğu Bloku dağıldı. Doğu Bloku ülkeleri eksiksiz Avrupa Birliği’ne katılmayı seçtiler.
Bundan böyle Amerika’nın güdümünde bir Yeni Dünya Düzeni oluşacaktı. Her yere demokrasi gelecekti. Yeryüzünde özgürlük patlaması yaşanacaktı.
Ancak beklenen özgürlük ortamı eski Doğu Bloğu’nun dışında hiçbir yere hakim olamadı. ABD tek jandarmaydı. Gittiği yere de özgürlük götüreceğini vaat eden bir jandarma... Ama beklenen özgürlük bir türlü gelmedi. O zaman da Amerikan hegemonyasının meşruiyeti tartışılmaya başlandı. Bu aynı zamanda küreselleşmenin de tartışılmasıydı.
İSLAMCILAR YENİ SOLCU
Dünya dengelerini değiştiren ikinci olay ise 11 Eylül 2001’de New York’ta İkiz Kulelerin İslami terör sonucu çöküşüydü. Dünya bir daha eskisi gibi bir yer olamazdı.
12 yıl arayla meydana gelen iki olay çok farklı açılardan dünyayı altüst ettiler. Birincisi dünyadaki süper devlet sayısının bire indirmişti. İkincisi ise tek süper devlete karşı meydan okumayı başlattı.
Berlin Duvarı’nın yok oluşu komünizmin de sonuydu. Ama dünyada ezilen toplumlar ve fakirler hala vardı. Azalmadılar, çoğaldılar. Afrika açlıktan kırılıyor, yoksul ülkeler dış borçlarının altında inim inim inliyordu.
İşte böyle bir ortamda sol düşünce kendine farklı bir mecra bulacaktı. Radikal İslami örgütler, eski sol fikirlerin mirasını devralmakta hiç zorlanmadılar. Küreselleşme ortamı bu devralışı kolaylaştırdı. Nitekim küreselleşmenin karşısındaki tek engel ve karşıt gücün İslam olduğu bizzat küreselleşme kuramcıları tarafından söyleniyordu.
Eskiden terörü solun aşırı uçları yapardı. Yeni düzende bu işi İslam’ın aşırı uçları üstleniyor. Hatta öyle ki, şaka yollu bile olsa İrlanda Kurtuluş Ordusu’nun geçen temmuz ayı biterken aldığı silahları veda kararını “Ne de olsa bombaları Londra metrosundaki İslamcı teröre devrettiler” diye yorumlayanlar çıkacaktı.
ÖZGÜRLÜK MÜ İŞGAL Mİ?
Özgürlük jandarması ABD Irak savaşı ile gittiği yerde işgalci oldu. Özgürlük getirmeyi vaat ettiği ülkeyi tanımadığı için yüzüne gözüne bulaştırdı.
Ve son olarak da Katrina Kasırgası Amerikan imajını yerle bir etti.
Kendi evini düzenleyemeyen bir Amerika’dan ne beklenebilir? Süper güç sular altında kalmış. Eti ne budu ne bir Türkiye bile 17 ağustos 1999 depreminin yaralarını sarmakta koskoca Amerika’dan daha hızlı davranabilmişti.
Katrina Kasırgası Amerika’nın küresel hegemonyasındaki meşruiyet sorunun yeniden tartışmaya açtı. Küreselleşme düzenini tek taraflı olarak belirleyen bir süpergücün daha adil ve insaflı olması gerekirdi. Oysa bu süpergüç kendi halkına karşı bile adil değildi. New Orleans’ta ABD’li yoksul siyahların dünyaya verdikleri mesaj da bu oldu.
ABD, AB, TÜRKİYE
Önümüzdeki dönemde ABD’nin dünya hegemonyasını sürdürmesi için jandarmalığının doğurduğu meşruiyet sorununu aşması gerekiyor. Oysa mevcut ABD yönetimi dünyanın ihtiyacı olan adalet duygusunu hiç önemsemez görünüyor.
Türkiye’nin AB’ye girmesi işte böyle bir küresel çerçevenin içinde gelişiyor. Türkiye’nin AB’ye girmesi demek, AB’nin tüm dünyaya alternatif bir medeniyet projesi sunması anlamına geliyor.
Türkiye’nin de üye olduğu bir AB’nin sunacağı medeniyet projesi, tek başına dünya jandarmalığına savunan ABD’nin karşılaştığı tepkileri almayacaktır. AB’nin ABD’de olmayan sosyal paradigması da bunu kolaylaştıracak bir faktör. Dünya, AB’nin jandarmalığını ABD’ye göre çok daha kolay kabul edebilir, ama tabii bu role soyunan varsa.
TÜRKİYELİ AB, ABD’YE RAKİP
Türkiyeli bir AB’nin nüfusu ABD’nin iki katına ulaşacak. Bunun anlamı çok açık: Türkiye’nin üye olduğu bir AB, ölçek olarak ABD’den daha büyük bir ekonomi olacak.
Türkiye’nin bugün neden AB’ye bu kadar yakınlaştığının izahı bu değerlendirmede yatıyor, ama Avrupa’da herkes aynı derecede gelişmiş bir vizyona sahip değil.
ENERJİ SEKTÖRÜ ÖNEMLİ
Öte yandan dünya dengelerinin oluşmasında enerji sektöründeki Amerikan hakimiyeti önem kazanıyor. Kuzey Irak petrollerinin Kürtlere bırakılmasına da bu gözle bakmak lazım, Amerika’ya karşı Avrasya’da son zamanlarda Rusya-Çin-Hindistan ekseninde görülen kafa tutuşa da. Enerji sektöründeki ABD hakimiyeti sürdükçe, tek süpergücün jandarmalığı da sürer.
Dünya dengelerinin daha adil biçimde yeniden kurulması için bugün en önemli rolü Avrupa Birliği oynayabilir. Avrupa Birliği’nin bu rolü oynamaya ne kadar hevesli ve yetenekli olduğunu ise Türkiye’yi içine alıp alamama becerisiyle test edecek.
|
14.09.05
|
|
|