Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Kitap / Enis Tayman / Kültür Başkenti İstanbul
Kültür Başkenti magandaların elinde

Gazeteci yazar Tuna Köprülü, İstanbul'un 75 tarihi ve modern eserini anlatan 'Kültür Başkenti İstanbul' adlı kitabını piyasaya çıkardı. Kitap Roma, Bizans ve Osmanlı devrini kapsıyor ve yazarın ifadesiyle, üç semavi dinin canlı olarak halen yaşatıldığını kanıtlıyor

Tuna Köprülü
Tuna Köprülü

Gazeteci yazar Tuna Köprülü’nün ‘Kültür Başkenti İstanbul/The Capital of Culture’ adlı İstanbul’un kültürel potansiyelini mimari eserler üzerinden ortaya koyan kitabı geçen hafta içinde piyasaya çıktı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür A.Ş. tarafından bastırılan 264 sayfalık Türkçe-İngilizce kitap, tema olarak iki ana dönem üzerine odaklanıyor. Roma ve Bizans dönemlerinde (MÖ 627-1453) İstanbul’da yapılan eserlerin tanıtımı ile başlayan kitapta; Osmanlı eserleri de on farklı bölümde anlatılıyor. Ayrıca İstanbul’daki tarihi ve modern müzeler de kitabın tamamlayıcı unsuru olarak göze çarpıyor.

 

Ne var ki Köprülü, İstanbul’un bugünkü durumunu ‘acıklı’ olarak niteliyor ve şöyle konuşuyor: “İstanbul’u topyekûn yok etmeye çalışan bir millet olmuşuz. Tabii bunun nedenleri çok. Kent, magandaların eline düşmüş durumda. Eline İstanbul’un bir parçasını geçiren, ‘Para kazanacağım’ diye aklına gelen her şeyi yapıyor. Güzelliği yok oluyor, dinleyen yok.”

 

Bunun nedenini ise “Demokrasiyi yanlış anlamışız biz ya da yanlış izah etmişler. Türklere bakarsanız demokrasi; özgürlük, kanunsuz ve kuralsız yaşama eşit olmuş” cümleleriyle açıklayan Köprülü, kentte saygının da terbiyenin de dibe vurduğunu düşünüyor ve sık sık karşılaştığı kabalıklardan birini şu cümlelerle özetliyor: “Düzenli olarak Yeniköy’den Tarabya’ya yürürüm. İnsanları terbiye etmeye çalışıyorum, ‘Yere atmayın sigara kutunuzu’ diyerek. Adam bana, ‘Çöpçü müsün? Sen topla o zaman’ diyor.”

 

Köprülü’nün İstanbul’a dair en önemli bulduğu sorunların başında ise trafik geliyor: “Araba parkı bir rezalet, kovboy filmlerinde görürüz, atından indiği yere bağlar ya, İstanbul’da da öyle. Arabayı kapıdan başka yere par etmek yok, eğer mümkün olsa merdiven çıkaracak” diyen Köprülü, çözüm olarak da İstanbul’da bir trafik ihtilali yapmak ve ortalığı altüst etmek gerektiğini savunuyor ve şöyle konuşuyor:

 

“İnsanların canını ağlayıncaya kadar acıtmak lazım. Bu millet sopa ile adam oluyor maalesef. Başka türlü bir şey bu. İnsanın içinden gelmesi, dövülmeden, sövülmeden, içten gelmesi lazım; ama yok maalesef. Büyük cezalar lazım. Bütün İstanbul’un sokaklarında bunu yapmak gerekiyor. Ben Başbakan’a katılıyorum aslında. Söylediği çok doğru. Araç sayısı azaltılmalı, sınırlandırılmalı, insanların canı acıtılmalı. Belediye bir trafik bürosu kurarak sert önlemler almalı. İnsanlar yürümeye alışacak.”

 

“İstanbul’un bu hale gelmesinde iktidarların dahli var mı?” sorumuza ise Köprülü şu yanıtı veriyor: “Demokrasilerde maalesef politikacılar yapmadıklarını oy avcılığı ile örtbas etmeye çalışıyor. Demokratik rejim gelmiş, böyle olmuş. Altındağ vardır Ankara’da. Orada ilk kez tapular dağıtılınca emsal gören herkes yaptı.”

 

Böyle konuştuğu zamanlarda yanlış anladığından da dem vuran Köprülü, “Bakın ben Anadolu’ya ya da köylülere karşı değilim” diyor. Anne memleketi Menemen’de çiftliklerinin ve tarlalarının olduğunu belirten Köprülü, “Köylüleri tanırım. Bu insanlar değil onlar. Nedense İstanbul’un taşından toprağından altın bekliyor herkes. Birbiriyle didişen, anlamsız bir toplum halindeyiz” diyor. Köprülü’nün bir şikâyeti de yakın çevresine dair. Onlardan üzücü tepkiler aldığını söylüyor ve “Ama ben bunları söylüyorum ya, kendi arkadaşlarım tarafından da eleştiriliyorum. ‘Rahatsız oluyorsan git dışarıda otur’ diyorlar. ‘Burası düzelsin’ diyen yok. Yeter ki tenkit etmeyeyim, ‘Burası Türkiye, böyle yaşayacağız’ diyeyim. Olur mu böyle şey? Kimse kendisinden feragat etmek istemiyor. Hep almak istiyor” diyor.




“Kitabım, İstanbul’u İstanbul yapan güzelliklerden bir demet”

 

İçinde 75 İstanbul yapısını barındıran ‘Kültür Başkenti İstanbul’ adlı kitabın öyküsünü Tuna Köprülü şöyle anlatıyor; “Geçen yıl yapılan Lale Festivali sergisinde Kadir Topbaş’a gelen bir telefonla İstanbul, Avrupa Parlamentosu tarafından 2010 Kültür Başkenti olarak ilan edildi. Sergiyi gezerken, başkan bana ‘İstanbul'daki yabancı saraylar kitabı çok beğenildi. Acaba elinizden bütün kitaplarımızı geçirerek bir İstanbul kitabı hazırlayabilir misiniz?’ dedi.

Bu vasıtayla İstanbul hakkında Beyoğlu ve Atatürk Kütüphanesi’ndeki neredeyse bütün kitapları inceledim. Hakikaten İstanbul bir hazine ve kitaptaki eserleri tespit etmek çok zor oldu. Bu yüzden İstanbul’u İstanbul yapan güzelliklerden bir demet diye bakıyorum kitabıma.”

 

Tuna Köprülü’ye göre kitabın özelliklerinden biri de muhtemelen ilk kez İstanbul’un 2700 yıllık tarihini dönemlere ayırarak incelemiş olması. Köprülü, bunu, “İstanbul’un tarihini çorba gibi karıştıranlara karşı yaptım” diyor ve ekliyor: “Biz İstanbul’u Ayasofya, Topkapı, Aya İrini, Sultanahmet, Süleymaniye ve Kariye dışında neredeyse hiç göstermiyoruz ve bunu karmakarışık biçimde yapıyoruz. Bunu düzene sokmak gerekiyordu. Bu yüzden de Roma, Bizans ve Osmanlı dönemi olarak ele almaya karar verdim. Biz kültür mozaiğini ortaya çıkarmamışız kitaplarda. Söylemişiz ama canlı örneklerini ortaya sermemişiz. Sanmıyorum ki turistler Haliç’in Patrikhane bölgesine götürülsün. Eyüp civarında gezdiriliyorlardır en fazla. Patrikhane’nin Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun, Fener Lisesi’nin gezildiğini hiç sanmıyorum. Oysa İstanbul’da çeşitli dinler bir arada yaşadı, yaşıyor ve ibadet yerleri hâlâ herkese açık. Kitabım biraz da bunun kanıtı olsun istedim.”

 

 

-Kimdir? / Tuna Köprülü

İzmir’de doğdu. Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Filolojisi’ne devam etti. Eşi Ertuğrul Köprülü’nün Washington Basın Ataşeliği’ne tayin edilmesiyle Amerika’ya gitti. 15 yıl süresince Beyaz Saray, ABD Kongresi, Dünya Bankası ve IMF’yi gazeteci olarak izledi. Washington’da 25 yıl kaldıktan sonra Türkiye’nin Monako Fahri Başkonsolosu oldu. Monako Prensi Rainier tarafından “Chevalier de St. Charles” liyakat nişanıyla ödüllendirildi. Yazarın yayımlanmış eserleri arasında; ‘Beyaz Saray Anılarım’ (2002), ‘İstanbul'daki Yabancı Saraylar’ (2005) ve ‘Kültür Başkenti İstanbul’ (2006) bulunuyor.

31.01.07

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.