|
Birincisi, dünyamızdaki yaşamın sonunu bile getirebilecek bu tehdit
hepimizi korkutuyor doğal olarak. Fizikçiler de geçenlerde 1947’de geliştirilen
ve dünyanın sonunu sembolik olarak gösteren kıyamet saatini 2 dakika ileri
almışlar. Saat artık gece yarısına 5 kalayı gösterecekmiş.
İkincisi de çok ciddi önlemler, zor kararlar alınması gerekiyor. Bu da
başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere kimsenin işine
gelmiyor.
Amerikalı yetkililer sanayicilerin tepkilerini göğüslemeyi göze
alamadıkları için yıllarca çevre konferanslarının kararlarını engellemeye
çalışıp durdular. Biri hariç.
Clinton döneminde ABD Başkan Yardımcısı olan Al Gore, politik kimliğinin
yanı sıra hayatı çevre için verdiği mücadeleyle geçmiş biri.
Bu hafta sinemalarımızda gösterime giren, belgesel dalında Oscar adayı
Uygunsuz Gerçek/An Inconvenient Truth,
2000 yılında George Bush karşısında başkanlık yarışını kaybettikten sonra
kendisini iyiden iyiye bu mücadeleye veren Al Gore’u Amerika’ya ve dünyaya
yeniden tanıtırken, küresel ısınma
sorununu tüm yönleriyle ele almaya çalışıyor.
Belgeselde multimedya bir presentasyon yapan Al Gore, küresel ısınma
sorununun siyasal değil ahlaki bir konu olduğunun üstünde önemle duruyor.
Zamanımızın ne kadar kısaldığını göstermek için bir yıl içinde dünyanın dört
köşesinde büyük hızla artan sel felaketlerinden, kasırgalardan, hortumlardan
örnekler veriyor.
Oysa başta ormanları tahrip etmek olmak üzere, kurallarını hiçe sayıp,
hiç düşünmeden dengesini sorumsuzca bozup durduğumuz doğa öylesine müthiş bir
mucize, öylesine hassas bir dengeye sahip ki…
Epey önce, çevre felaketi konusu bu kadar güncelleşmemişken Le Monde
Diplomatique dergisinde okumuştum. Amazon ormanlarında kauçuk üreticileri
üretimi artırmak için kendileri de kauçuk ağaçları ekmeye başlıyor. Doğada
büyüyen ağaçlar asırlardır dimdik ayakta, onların diktikleri ağaçlar hemen
kuruyor.
Uzun süre bu muammayı çözemiyorlar. Sonunda nedeni buluyorlar. Doğada
kendiliğinden büyüyen ağaçlar arasında parazitlerin bir ağaçtan diğerine
ulaşamayacağı bir mesafe var. Ama kendi diktikleri ağaçların arasında yok.
Parazitler oradan oraya kolayca ulaşınca ağaçlar kuruyup gidiyor.
Isındı ısınmadı, buzlar eridi erimedi derken küresel bir felakete doğru
tüm dünya olarak uygun adım ilerliyoruz. Ünlü yazar Mark Twain “Başımızı derde
sokan kötü gelişmelerin kaynağında bilmediğimiz şeyler değil, başımıza asla
gelmeyeceğinden emin olduklarımız vardır” dermiş.
Bizim ise “Bile bile lades” gibi daha veciz bir sözümüz var.
Filmde Al Gore sadece veri ve bilgileri sunup, kararı bize
bırakıyor.Yolunuz Uygunsuz Gerçek’in oynadığı sinemadan geçsin
lütfen!.
|