Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Kitap / Nuray Soysal / Hepsi Alev
''Tüm biriktirdiklerimi söyleme isteğim vardı''

Selim İleri, edebiyatta 40. yılını, Bizans İmparatoriçesi Irene'nin yaşamından esinlenmiş bir romanla kutluyor. 'Hepsi Alev'de İleri, iktidarla hesaplaşmasını sürdürürken; sanatla iktidarın, Doğu ile Batı'nın mücadelesinde de 1200 yıl öncesinden bugüne bakıyor.

Selim İleri
Selim İleri



Selim İleri, edebiyatta 40. yılında içinden tarih geçen bir romana imza attı. Bizans İmparatoriçesi İrene’nin iktidar hırsı, sanat tutkusu, Doğu’yla Batı’yı birleştirme emeliyle örülü romanda, bu kez çok farklı bir üslupla karşı karşıyayız.

Selim İleri, sanki biriktirdiği her şeyi, İrene’nin ağzından, dolandırmadan, en yalın haliyle aktarmış okura.

Doğu’yla Batı’yı birleştirme düşüne sahip, yüksek sanatı geniş kitlelere mal etme azmi olan, çevresindeki iktidara ve iktidarsızlığa tanık olan İrene’nin son günlerini anlatan ‘Hepsi Alev’i birkaç katmanda okumak mümkün. Roman, İrene’nin, “Doğu ve Batı daha binlerce yıl birleşmeyecek” sözleriyle bitiyor. İnsanın yüzüne tokat gibi çarpan son cümleyle, aniden, İrene’nin yaşadığı 800 yılından bugüne dönüyorsunuz. Selim İleri ile edebiyatın 40 yılını ve ‘Hepsi Alev’i konuştuk.

TEMPO: Ben ‘Her Gece Bodrum’da yakaladım sizi. Türk edebiyatında 40 yılda neler değişti?

 

SELİM İLERİ: Hem benim açımdan hem edebiyatın kendi genel çehresinde büyük bir dönüşüm oldu. Benim açımdan söylemek gerekirse, ‘Her Gece Bodrum’u ve daha öncesini yazdığım dönemlerde çok umutlu bir insandım. Yazdıklarım bana çok büyük bir mutluluk veriyordu. Yazıyla dünyanın değişebileceğine inanıyordum ve yeni bir şey yaptığımı vehmediyordum. Bu 40 yıl içinde onlar yavaş yavaş bitti. Yazının sadece karnı tok insanlara hitap ettiğinde anlamını taşıyabildiğini, -bu romanda da bir miktar var zaten- ama insanların dörtte üçünün çok zor hayat şartlarında, çok çetin koşullarda yaşadığı bir dünyada, çok da önemli bir şey olmadığını, kendi içinde önemli ama hitap etmek açısından edebiyatın çok da önemli bir şey olmadığını kırılarak fark ettim. Bu, bana hâlâ çok ıstırap veriyor.

 

* Ama devam ettiniz. Durmadınız.

Ettim; çünkü bildiğim başka bir şey yoktu ve ayrıca beni hiç yalnız bırakmayan bir okur kitlem oldu. Onlara çok büyük bir gönül borcum var. Bunun rakamı beş ila on bin kişi arasında değişti. Belki yaşları da değişti ama o insanların sayesinde ben yazma gücümü yitirmedim. Ama başka bir şey beni mutlu etseydi, başka bir alanda da bir şey yapardım; çünkü okumak ve yazmak beni en mutlu eden iki eylem. Bütün hayal kırıklıklarına rağmen, ikisi beni mutlu ediyor. Hâlâ o ilk günkü coşkuyu yaşamasam da ona yakın birtakım başka şeylerle götürebiliyorum. “Bu sefer de şunu yapabileceğim” gayesiyle götürüyorum belki. Ama edebiyatın genel çehresinde 40 yıl öncesiyle bugün arasında, diyelim ki hiçbir benzerlik yok. Bizi yetiştiren insanların yaşama biçimleri, dünyaya bakışları, ülküleri, talepleri, özlemleriyle bugünün arasında 180 derece bir karşıtlık var.

 

* Nasıl karşıtlıklar bunlar?

Yazarları suçlamak adına hiçbir şey söylemek istemiyorum; çünkü bugünün şartları içinde hepimiz aynı durumdayız. Ama 40 yıl önce düşünebiliyor musunuz, büyük afişler, billboardlar söz konusu değildi. Kimseyi kınamıyorum; çünkü kendim de bunu yapmakla meşgulüm ve yapılması gerektiğine de inanıyorum. Ama bu dönüşümde bir çehre değişikliği oldu. Yazar, edebi değerleri taşıdığı kadar, maalesef birtakım ticari işlerle de uğraşmak durumuna geldi. Günceli takip etmek meselesi var ki; bunu da edebiyatın taşıyamayacağı bir şey olarak düşünüyorum.

 

* Bu 40 yıl içinde mihenk taşlarınız oldu mu?

Pek çok oldu. Onları tanımış olmanın hayatımın anlamı olduğunu düşünüyorum. Behçet Necatigil benim için en büyük mihenk taşlarından biridir. Yazarlık yaşamına çok büyük ufuk açtıkları için Vedat Günyol, Mehmet Fuat, ayrıca Attilâ İlhan bir sanatçı olarak da sevdiğim saydığım biri oldu. 40 küsur yıllık bir dostluk var aramızda. Var diyorum, bakın hâlâ dilim varmıyor. Daha sayısız, Edip Cansever, Ahmet Oktay, Leyla Erbil, Ferit Edgü tanımaktan da mutluluk duyduğum edebiyatçılar.

 

* Dikkat ettim, ağırlıklı olarak -hiç şiir yazmamış olmanıza rağmen- şairlerden bahsettiniz.

Evet. Ben şiir yazamadığım için şiir yazmıyorum. Şiir yazmayı çok isterdim, çok kötü şeyler yazdığım için bir daha denemedim. Ama benim anlatımımda, kılavuzum olan yazarların dörtte üçü şair. Düzyazıdan tercih ettiklerimse şairliğe çok yakın olanlar. Mesela Leyla Erbil, çok şiirsel bir anlatımı vardır. Oktay Akbal, Sait Faik hep kılavuzum şiir oldu. Ezber tarafı çok zayıf bir insan olmakla birlikte, bu okumalardan bazı şiir sesleri kalıp halinde bende hep yankılanıp durur.

 

* Son romanınız ‘Hepsi Alev’, üzerinde sizin imzanız olmasa, “Bunu Selim İleri yazmış” diyebileceğim bir kitap değil. Bambaşka bir dil kullanmışsınız. Bu, sizin bilerek yaptığınız bir şey miydi, yoksa bu roman mı onu gerektiriyordu?

İkisi de. Bu roman hiç hesapta olmadan ortaya çıktı. Böyle bir şey yazmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Uzanmak istediğim tarihsel dönem Osmanlı idi. IV. Murat’la ilgili bir şey yazmak çabası içindeydim. Fakat o sırada IV. Murat acaba Bizans’ı düşünseydi, ki mutlaka düşünmüştür. Bizans’ta neyle ilgilenirdi diye Bizans tarihini karıştırırken, karşıma İrene çıktı. Ne çekti tam bilmiyorum ama kendi söylemini kendi geliştirdi. Başta bir roman olduğunu bile düşünmüyordum; ama bir yerden sonra kendi içimde de bugüne kadar biriktirdiğim bir şeyleri burada konuşmak ve tartışmak ihtiyacını duydum.

*Oysa Türkiye’de çok fazla Bizantolog yoktur biliyorsunuz. Unutulmuş bir dönem...

Unutturulmuş. Dikkatle işin içine girdiğinizde, pek çok kurumsal yapının Bizans’tan bugüne kadar varlığını koruduğunu görüyorsunuz. Ayrıca şehrin doğası da bin yıllar içinde hâlâ varlığını sürdürüyor. Bana, hipodrom önünde seyyar satıcıların olması o kadar şaşırtıcı geldi ki... Siz ne kadar Bizans’ı toprak altına gömmeye çalışsanız da bunun gibi pek çok benzerliği bulmak mümkün.

* Kitabın birkaç katmanda okunabileceğini düşündüm. Sanat, iktidar, Doğu-Batı... Kişisel olarak sanat bakışıyla okumaya başladım ve Doğu-Batı hüsranıyla bitirdim.

Onu baştan itibaren planlamıştım. Baştan itibaren Doğu ve Batı’nın birleşmemesi fikriyle bitirmek bana çok çekici geliyordu. Tabii sanatın neden bu şartlar altında yıkıma yol açacağı meselesi vardı. En büyük ideali, yüksek sanatı kitleye mal etmekti ve onunla dünyanın kurtulacağına inanıyordu, ki gençliğimde ben de böyle şeylere inanmıştım. Ama onun olamayacağını, bugün hangi koşullar altında olabileceğini çok iyi biliyorum. Onun yansımasını çok istedim. Tabii bu arada iktidar. Ömrümün hesaplaşması iktidarla oldu. Gençlik yıllarımda muktedir olmayı galiba bilinçsiz bir şekilde istedim. Küçük hırslarım vardı yazar olarak. Sonra bunlar bana 40’lı yaşlarımı devirdikten sonra fevkalade anlamsız gelmeye başladı. İktidarın sadece kötülük getirebileceğini gördüm. İnsan iktidar hırsından kurtulabilir mi? Onu bilmiyorum. Ama en azından bunu telaffuz edebilir.

 

* İnsanları mutlu etmiyorsa sanat neden var?

Sanat insanları mutlu edecek, mutlaka edecek ama bugünkü dünyamızda değil. Güzel ve mutluluk verici olan her şeyin sanatla mümkün olabildiğine inanıyorum. Ama ne yazık ki onun yaygınlığı; siyaset ve ekonomi tarafından öylesine kıstırılıyor ki o yüzden daha büyük bir patlayış gösteremiyor. Fakat ben hâlâ insanlığın anlamlı nesi varsa, sanat eserinden geçtiğine inanıyorum. İrene kadar umutsuz değilim.

 

* Sanki bütün biriktirdiğiniz hüznü bu kitaba aktarmışsınız.

Yüzde yüz katılıyorum bu tespitinize. Evet, gerçekten öyle. Zaten bu kadar üslubun değişmesi... Genelde ben biraz daha yayarak anlatan bir insanım. Ama burada çok kristalize edilmeye çalışılmış bir şey var. Pek çalışılmadı; kendiliğinden ortaya çıktı. Bütün biriktirdiklerimi söyleme isteğim vardı. Kendimle, dünyaya bakışımla tartışma isteği vardı.

07.02.07

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.