Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Kitap / Nuray Soysal / Yazı Odasında Yolculuklar
Paul Auster ile okumanın gerçek anlamı

Paul Auster, ABD'de yayımlandıktan 15 gün sonra Türkçeye çevrilen son romanı 'Yazı Odasında Yolculuklar'da kendisiyle, kahramanlarıyla ve okurlarıyla hesaplaşıyor

Paul Auster
Paul Auster


Altmış yaşına basan romancı Paul Auster, son romanıyla, geçen yıl 100. doğum günü kutlanan Samuel Beckett’a, hatta James Joyces, Kafka ve Jorge Luis Borges gibi romancılara saygı duruşunda bulunuyor. Paul Auster’in ‘Yazı Odasında Yolculuklar’ı da zor olanı deniyor, bizi alternatif bir dünyaya, kahramanların gerçek olabileceği hayatlara götürmek yerine, sözcükleri okumanın zevkini veriyor. Üstelik de bu zevki, zamanla ve mekânla değil, sadece sözcüklerle yapıyor.

Roman baştan sona bir yazı odasında geçiyor. Nerede olduğu, hatta kilitli olup olmadığı bile bilinmeyen, bir masa, sandalye ve yatağın olduğu bir oda burası.

 

Yazar bu kısa roman boyunca, okura okur olduğunu asla unutturmuyor ve kitabın sonuna kadar, asla okuru rahat bırakmıyor. ‘Yazı Odasında Yolculuklar’, Auster’in okuru ve yazdıklarıyla hesaplaşması. Kitap, ABD’de yayımlandıktan 15 gün sonra Can Yayınları’ndan Türkçe olarak çıktı. 

 

Yaşlı adam, Bay Boş, küçük bir odada uyanır. Kendisi ve hayatı hakkında neredeyse hiçbir şey hatırlamamaktadır. İlk satırlarda, Baş Boş hakkında, “Bildiği tek şey, yüreğinde dolup taşan inatçı bir suçluluk duygusunu söküp atamadığıdır” diye yazar. Ancak kahraman, “Aynı zamanda korkunç bir haksızlığa uğradığı duygusundan da kurtulamamaktadır”.

 

Bay Boş’un odasına bazı insanlar gelir, onu dikkatle yıkar, yedirir ve ilaçlarını verirler. Bay Boş, bu insanlardan bazılarını hayal meyal hatırlamaktadır. Masa’nın üzerine tamamlanmamış el yazmaları vardır.

 

“Uzayın merkezden uzak noktalarından seyredildiğinde, yeryüzü bir toz zerresinden daha büyük değildir. Bundan sonra bir daha yazılarında insanlık sözcüğünü kullanırsan bunu hatırla (Sf: 12)” Bu cümleler, Bay Boş’un aslında Paul Auster’in kendisi olduğunun ilk ipuçlarını veriyor. Bay Boş’u ziyarete gelenlerden bazıları onun daha önce tehlikeli görevlere gönderdiği kişilerdir ve hepsi de Auster’in önceki romanlarının kahramanlarıdırlar. 

 

‘Yazı Odasında Yolculuklar’, bir masa, yatak ve koltuktan oluşan odada geçiyor. Odanın nerede olduğu belli değil. Tepedeki kamera yaşlı adamın her hareketini ve odadaki her sesi kaydediyor. İsimsiz bir anlatıcı, okurun, masanın üzerinde duran fotoğraflar, tamamlanmamış el yazmaları ve yaşlı adamın kameranın kaydedemediği duygularıyla Bay Boş’un öyküsünü anlamasına yardımcı oluyor.

 

Ancak anlatıcının da yaşlı adamın neden burada olduğuna, kameraların ne işe yaradığına dair bir fikri yoktur: “Bir odada mıdır, evet bir odadadır, ama odanın içinde bulunduğu bina nerededir? Bir evin içinde mi? Bir hastanede mi? Bir hapishanede mi? Ne kadar zamandır burada olduğu ya da buraya getirilmesine neden olan koşullar hakkında hiçbir fikri yoktur. Belki hep buradaydı; belki doğduğu günden beri yaşadığı yer burasıydı.”

 

‘Yazı Odasında Yolculuklar’ın temelinde yazarın sorumlulukları var. Bay Boş’a göre, “Eğer iyi bir öykü anlatmak istiyorsan, merhamet gösteremezsin”. Eğer bu doğruysa, yazar ahlaklı biri olabilir mi? Bay Boş’un (ya da Auster’in) yarattığı ve daha sonra öldürülen ya da tehlikeye atılan insanlara karşı bir sorumluluğu var mıdır? Romanlarından birinin kahramanı olan avukatı Daniel Quin, Bay Boş’a hakkında birçok suçlama olduğunu söyler.

 

Belki de bu yüzden bitmemiş bir el yazmasını tamamlaması istenmektedir. Yine Auster’in roman kahramanı olan yazar John Trause’nin romanı 19. yüzyıl Amerika’sına benzer bir ülkede geçmektedir. Bay Boş bir kez daha can verdiği karakterleri tehlikeye atacak mı? Ne de olsa daha önce bunu defalarca yapmıştı. Bay Boş’u ziyaret eden roman kahramanları, bu kaprisli yazara her gün kendi ilacını vermektedirler.

 

Roman boyunca Bay Boş, kapısının kilitli olup olmadığını merak eder ama şüphelerinin doğru çıkması endişesi yüzünden bunu denemez bile. Sadık okurları bilirler ki kilitli odalar Auster’in romanlarında en sık kullandığı mecazdır. Kilitli oda yazar ve kurgu arasındaki metafizik bağlantıdır.

 

‘Yazı Odasında Yolculuklar’da Paul Auster, kendini merkeze koyarak büyük bir cesaretle kapıyı kilitliyor ve yazarın sorumluluğunu sorguluyor. 

 

Paul Auster, 1947 yılında ABD’nin New Jersey eyaletinde, Newark’ta doğdu. Columbia Üniversitesi’nde Fransız, İngiliz ve İtalyan edebiyatı okuduktan sonra dört yıl Fransa’da yaşadı. Burada çeviriler yaptı, 20. yüzyıl Fransız şiiri üstüne antoloji hazırladı. İlk kez 1987’de New York Üçlemesi ile büyük ilgi gördü.

 

Auster’in Türkçeye çevrilen romanları şunlar: ‘Ay Sarayı’, ‘Cebi Delik’, ‘Kehanet Gecesi’, ‘Köşeye Kıstırmak’, ‘Levithan’, ‘New York Üçlemesi’, ‘Son Şeyler Ülkesinde’, ‘Şans Müziği’, ‘Timbuktu’, ‘Yalnızlığın Keşfi’, ‘Yanılsamalar Kitabı’, ‘Yükseklik Korkusu’.

22.02.07

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.