|
Türk rock müziğinin bugünlere gelmesinde etkisi yadsınamayacak ölçüde
şiddetli bir grup Mavisakal. Kendilerini fena halde özleten grup, uzun bir
aradan sonra yaptıkları ‘Yeni...den!’ albümünde, yeni çalışmalarının yanı sıra
gelen istekler doğrultusunda eski parçalarına da yer vermiş. Grubun davulcusu
Murat Tümer, “Yaptığımız her işi içten yapıyoruz. Satış amacı gütmeyen, piyasaya
yönelik olmayan çalışmalarda bulunuyoruz. 20 yılda dört albüm çıkması da bu
‘içtenlik’ durumundandır. 20 albüm de yapabilirdik. Ama o 20 albümü toplasan
yine 4 albüm ederdi” şeklinde özetliyor durumu.
TEMPO:
Müzik kariyerinde 26 yılı geride kalan bir isim olarak, Türk rock müziğinin
gelişimi ve şu an geldiği durum analizini sizden daha iyi biri yapamaz
herhalde.
MURAT TÜMER: Biz müziğe
başladığımız yıllarda, iki farklı tartışma söz konusuydu. Birincisi, “Türkçe
rock müziği olur mu olmaz mı?” diğeri ise “Müzikte gitar olur mu?” tartışması.
Bizden önce Erkin Koray, Kurtalan Express, Barış Manço gibi isimler çıkmış ve
dinleniyor olmasına rağmen, 1980’lerde bu tarz tartışmalar yaşanıyordu. Fakat
akan suyun önünde duramazsınız. O su akar durur, buna engel olamazsınız. Rock
müziğindeki, gelişim de böyle oldu ve bugünlere, bu noktalara kadar gelindi.
Sular aktı ve durum bu hallere dönüştü.
- 1980’lerde
lise müzik grubuyken, bugün Türk rock müziğinin kilometre taşı niteliğinde
sayılabilecek bir grupsunuz. Bir de sizden dinleyelim şu ‘nereden nereye’
öyküsünü...
Böyle bir şeyi planlamıştık
önceden. Sadece zamanlama konusundan ötürü planın işleyişinde biraz sarkmalar
yaşandı. Lisede yatılı okurken, ders saatlerinde Satatus Quo ile beraber sahneye
çıkacağımız konserle ilgili posterler hazırlardık. İnsanlar deli gözüyle
bakardı. Fakat o zaman planladığımız çoğu şey gerçekleşti diyebilirim. Bu durum,
‘inanç’ meselesi ile ilgili. Biz bunları yapacağımıza inandık ve yaptık da. Daha
lise 2’deyken Tibet Ağırtan, ‘Manyak Olamazsın’ şarkısını bestelemiştir mesela.
Dediğim gibi bu, yaptığın işe inanmakla ilgili bir şey.
- Bir de
Status Quo davetiyle ‘Londra Wembley Arena’da sahneye çıkmışlığınız var. Nasıl
bir deneyimdi?
Tek kelimeyle muhteşem.
Sahnede titrediğimizi hatırlıyorum. Yabancı bir ülkede, tamamen Türkçe bir
konser verecektik sonuçta. Türkiye’den gelen basın ordusu, Mavi Ordu ve
yakınlarımız vardı. Bunun dışında İngilizlerin ilgisi de oldukça fazlaydı. Lise
yıllarında biz posterler hazırlarken, “Adam olmayacaksınız siz!” diyenler bile
oradaydılar. Konser sonrasında, “Adam olamadınız ama hayalinize kavuştunuz”
dediler. Neticede konser büyük yankı uyandırdı. Bu konserden sonra Avrupa’da pek
çok yerden davet aldık. Hatta Avrupa’nın çeşitli yerlerini kapsayan bir turne
teklif edildi. Fakat o zamanki şirketimiz böyle bir yatırım yapmak istemedi.
Albümlerimizin Avrupa’da satışa çıkma gibi bir durumu olmayınca, şirket de böyle
bir turneye yanaşmadı. Daha sonraysa yurtdışına açılma isteğimiz olmadı. Şöyle
ki: Bizim, olmak istediğimiz yer burası. Kendi insanımıza çalmak istedik her
zaman. Türkiye’nin bütün illerinde konser vermek istiyoruz. Amacımız en ücra
köşedeki dinleyicimize bile ulaşmak.
- Müzik
hayatınız 80’lerde başlamasına rağmen ilk albümünüzü 1992 yılında çıkardınız. 10
yıl uzun bir süre. O zamanki şartlar bunu mu gerektiriyordu?
Mecburen böyle bir durum
oluşmuştu. O zamanlar, şirketler bu tarz albümlere yatırım yapmaya pek
yanaşmıyorlardı. Kendi imkânlarımızla demo kayıtları yapmış olsak da ilk
albümümüz ‘Çektir Git’ ancak 1992’nde çıktı. Zamanında bu zorlukları
yaşadığımızdan, her zaman gençlerin önünü açmak, gençlere destek olmak lazım
diye düşündük. Ve her zaman bu düşünceyle hareket ettik. Bu yüzden ‘Sing Your
Song’ yarışmasını kurguladık. Böyle bir yarışma başlatmamızdaki amaç
‘popstar’lar üretmek değil, yetenekli seslere yardım eli uzatabilmekti. Sonuçta
çok da yararlı bir yarışma oldu, önemli ve yetenekli sesler keşfedildi. Manga,
Emre Aydın bu isimlerden birkaçı. Çok memnun ve mutluyuz sonuçtan. Bugün bu
isimleri görüce gururlanıyorum!
- Birden her
kuşağa hitap eden bir grup oldunuz. Yıllar geçtikçe daha geniş bir dinleyici
kitlesine sahip oluyorsunuz...
Bu muhteşem bir duygu.
Bizimle bu yola başlamış olan, yıllar boyu Mavisakal şarkılarıyla yaşamış olan
bir kesim var. Biz bunlara ‘Mavi Ordu’ diyoruz. Diğer taraftan Mavi Ordu’nun
çocukları da Mavisakal parçalarını keşfederek, büyük bir hevesle dinliyorlar.
Onlar da orduya yeni üye olma yolunda ilerliyorlar.
- Yeni albüme gelelim...
Hayırlı, uğurlu olsun öncelikle. Albüm hikâyesini bir de sizden
dinleyelim.
Artık söyleyeceğimiz şeyler
birikmişti. ‘Dürtü’ denen şey oluşmuştu artık. Dediğimiz gibi, her zaman içten
gelerek bir şeyler yaptık. Zorlama işe her zaman karşı olduk. Belki de bu yüzden
zamanında ‘beş yılda üç albüm’ gibisinden kontratlara yanaşmadık. İçi
boşaltılmış bir popülerlik istemedik açıkçası. ‘Yeni...den!’ samimi, içten bir
çalışma oldu. Bu albümde ‘grup müziği’ yaptık diyebiliriz. Bunun enerjisini
taşıyan bir albüm oldu. Albüm çalışmalarında açığa çıkan bu enerji, albümün
geneline ve konser performanslarına yansıdı. Daha önce besteciler, evde besteler
stüdyoya getirirdi. O zamanlar beğenip beğenilmemesi kaygısı ve grubun diğer
elemanlarının içine sinip sinmemesi endişeleri oluyordu. Bu albümde bir araya
gelip hep birlikte ürettik. Ortaya özgür, belli bir kalıba sığmayan bir çalışma
çıktı.
Sperm
mevzusu
- Albümün
kapağı da içi de beyaz. “Beyaz bir sayfa açtık” durumu mu söz
konusu?
Albüm umut dolu, neşeli ve
aydınlık. Daha olumlu, daha pozitif bir albüm oluşturmak istedik. Gençlere de
olumlu bakmaya, iyi hisler barındırmayı yöneltmek lazım. Eğer pozitif olursan
evren sana pozitif enerji verir. Kendinizi ‘ağlak’ ya ‘güler yüzlü’ olarak iki
farklı şekilde ifade edebilirsiniz. Güler yüzlü olmanın çok daha yapıcı olduğu
kanısındayım. Bunun için beyaz kullandık. Mavisakal olarak da müzikal anlamda
‘beyaz bir sayfa’ açıyoruz. Üretkenlik ve yeniliklerle dolduracağız bu
sayfaları. Albüm kapağında bir de keçi sakallı bir sperm var. Dikkat ederseniz
sakalı mavidir. O da ‘Mavi Sperm’ anlayacağınız. Vücudumuz yaklaşık bir milyon
tane sperm üretiyor. Spermlerin bir tanesi başararak hayata geliyor. Onu başaran
da Leonardo Da Vinci oluyor!
_____________________
Ali Tufan KOÇ
(1003 – 22 Şubat 2007)
|