|
‘Yıldız Savaşları’nın yaratıcısı George Lucas fırsattan istifade, “Benim
de Oscar’ım yok” diye bir laf attı ortaya. Spielberg, ikisinin arasından
kafasını uzatıp malumu, yani 2007’nin yönetmen Oscar’ını Martin Scorsese’nin
aldığını ilan etti.
1967’den, yani 40 yıldan beri ‘Taksi Şoförü’, ‘Sıkı Dostlar’, ‘Arka
Sokaklar’, ‘Kızgın Boğa’ gibi
birçoğu başyapıt sayılan sayısız filme imzasını atan Scorsese, sonunda bir
başyapıt ya da en iyi filmi olmasa da, iyi bir tür filmi olan ‘Köstebek’le,
almak için yıllardır azimle didindiği Oscar heykelciğine kavuştu. Üstelik
Akademi üyelerinin kendilerini affettirmek istercesine verdiği en iyi film,
kurgu ve uyarlama senaryo ödülleriyle birlikte.
İngilizlerin yıllar önce Bafta (1991), İtalyanların iki kez Davide di Donatello, Fransızların iki kez
Altın Palmiye’yle (1976-86) ödüllendirdiği, 2003 ve 2007’de de Altın Küre’yi
alan Scorsese’den, çoktan alması gereken Oscar’ın esirgenmesi, artık Akademi
üyelerinin ayıbı haline dönüşmüştü.
Scorsese’nin bu sefer Oscar’ına kavuşacağı son zamanlarda
belirginleşmişti; çünkü Akademi üyelerinin üstündeki baskı açıkça görülüyordu.
‘Iwo Jima'dan Mektuplar’ filmiyle kendisi de en iyi film ve yönetmen dalında
yarışan Clint Eastwood kameraların önünde, Scorsese’nin Oscar’ı hak ettiğini
söyledi. Amerikan Yönetmenler Birliği Başkanı Michael Apted da öyle.
Ayrıca Scorsese’nin bu ay başında dağıtılan Amerikan Yönetmenler
Birliği’nin ödülünü alması da güçlü bir işaret oluşturdu; çünkü Amerikan
Yönetmenler Birliği’nin 58 yıllık tarihinde şimdiye kadar bu ödülü alan yalnızca
altı yönetmen o sene Oscar’ı da almamış.
1942 doğumlu, İtalyan göçmeni bir aileden gelen Scorsese, rahip olmayı
düşünürken sinemayı seçiyor ve ilk kısa filmini sinema okurken 1959’da 17
yaşında çekiyor. 1967’de Harvey Keitel’ın oynadığı ‘Who Is Knocking At My Door’
adlı ilk uzun metraj filmiyle parlak bir yönetmenin gelmekte olduğunun
işaretlerini veriyor. 1973’te ‘Arka Sokaklar’ filminde oynayan Robert De
Niro’yla, ikisi için de çok yararlı ve verimli olacak bir işbirliği başlıyor.
Birlikte sekiz film yapıyorlar.
1970’lerde yaşadığı uyuşturucu problemi, 1988’de de ‘Günaha Son Çağrı/The
Last Temptation of Christ’ filmiyle bazı dini grupları kızdırması, Akademi
üyelerinin de yıllarca, Amerikan sinemasının yüz akı filmlerini çeken bu önemli
yönetmeni görmezden gelmelerine yol açtı.
Leonardo Di Caprio, Mark Walberg ve Jack Nicholson’un harika
performanslar sergilediği ‘Köstebek’, dört Oscar ödülü almasının yanı sıra çok
da iyi gişe başarısı sağladı.
Sonunda, ‘Günaha Son Çağrı’ filmiyle dürttüğü şeytanın bacağını,
‘Köstebek’ filmiyle kırmışa benziyor Martin Scorsese.
------RAKAMLAR-------
Globalleşen Oscar
* 2007’nin Oscar
sonuçlarını tahmin etmek ciddi bir muammaydı. Rakamlarla Oscar sonuçlarına
baktığınız zaman, bu kolayca görülüyor. Ayrıca 2007, Oscar’ların globalleşmeye, dünyaya
açılmaya başladığını gösteren ilginç bir yıl oldu.
* En iyi film ve yönetmen dâhil, 4
Oscar’la en çok ödülü ‘Köstebek’ aldı. Onu üç ödülle, Meksika’nın ‘Pan'ın
Labirenti’ filmi izliyor. ‘Pan'ın Labirenti’, yarıştığı ‘yabancı dilde film’
dalında Oscar’ı Almanya’nın ‘Başkalarının Hayatı’ filmine kaptırdı. Ancak sanat
yönetimi, görüntü, makyaj dalında üç Oscar’la en çok ödül alan ikinci film oldu.
* Onu ikişer ödülle belgesel
dalında Oscar alan ‘Uygunsuz Gerçek’, ‘Rüya Kızlar’ ve ‘Little Miss Sunshine’
izliyor. En iyi film dalının favorileri ‘Babil’ ve ‘İwo Jima'dan Mektuplar’ ile
‘Kraliçe’ ise yalnızca bir Oscar alabildiler.
* Bu sene üç Meksikalı yönetmenin
filmleri Oscar için yarışırken, bir İspanyol, bir Meksikalı, bir Japon, iki
İngiliz, bir Avustralyalı oyuncu da en iyi oyuncu dalında adaydı. Meksikalı
yönetmenler Guillermo del Toro ile Alfonso Cuaron; Meksikalı senarist Guillermo
Arriaga ve Japon senarist Iris Yamashita’yla birlikte orijinal ve uyarlama
senaryo dallarında yarıştılar.
* Bu sene Meksikalı sinemacılar
Oscar’a ciddi bir ağırlık koydular
-------EN İYİ
KADIN------
Helen Mirren
Köpeklerden
anlamış
İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in Helen Mirren’in kendisini
canlandırarak Oscar’ı da alması konusunda ne düşündüğünü belki de hiç
öğrenemeyeceğiz. Ancak Mirren’in kocası, yönetmen Taylor Hackford, Mirren’i
sinemada 2. Elizabeth olarak görünce çok gülmüş. BBC’nin Talking Movies
programında, “Karımı sinemada Kraliçe kılık kıyafeti içinde görünce gülmeye
başladım. Gerçekten çok iyiydi. Heyecan vericiydi” dedi. Mirren’le Hackford
geçen sene Antalya’da Avrasya Film Festivali’nin konuğuydu. Mirren’e bu rolü
nasıl çıkardığı sorulduğunda, “Önce çok zorlandım. Bir süre ne yapacağımı
bilemedim. Ancak kostümleri giyip saçımı onunki gibi yapınca, bir yürüyüş
biçimini yakaladım. Arkası geldi. Ben prova yaparken köpekler huzursuzlanınca,
rolü çıkardığımı anladım” diye anlatmıştı
gülerek.
---------------------
-------EN İYİ ERKEK------
Forest Whitaker
Çok zor
olmuş
Forest Whitaker da yine hafızalarımızda çok canlı biri. ‘Son
İskoçya Kralı’ filminde canlandırdığı Uganda diktatörü İdi Amin rolüyle aldı ilk
Oscar ödülünü. Whitaker da bunun kendisi için çok zor bir performans olduğunu
söylüyor. Ciddi bir ön çalışma gerçekleştirmiş, Uganda’ya gidip İdi Amin’i
tanıyanlarla görüşmeler yapmış. “Bambaşka bir vücut dilini öğrenmek zorunda
kaldım” diyor. Ama filmi izlerken göreceksiniz, Amin’i oynamıyor, yaşıyor. Peter
O’Toole, Leonardo DiCaprio gibi güçlü rakipleri alt etmeyi başardı.
Haberler Haberler
Haberler
*
30. dönem TÜRSAK Sinema Seminerleri 10 Mart-9 Haziran 2007
tarihleri arasında gerçekleşecek. Sinema kültürünün geliştirilmesini hedefleyen
semineri sektörün önemli isimleri verecek. Dersler cumartesi günleri 11:00-15:30
saatleri arasında yapılacak. Bilgi için 0 212 244 52 51
* İyi gişe başarısı yakalayan ‘Mumya’ filmlerinin
üçüncüsünü Rob Cohen çekecek. İlk film 1999’da 155, ikinci film de 2001’de 202
milyon dolar kazanç sağlamıştı. Oyuncular henüz
açıklanmadı.
|