Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Perde Arkası / Çiğdem Kömürcüoğlu
Sonunda şeytanın bacağını kırdı

Geçen pazartesi sabaha karşı, televizyon ekranının karşısında Oscar törenini izleyen birçok kişi gibi, ödül verilmek üzere sahneye bir değil, üç usta Hollywood yönetmeni Francis Coppola, Gerge Lucas ve Steven Spielberg'in geldiğini görünce, ''Tamam, bu sefer oldu bu iş'' dedim

‘Yıldız Savaşları’nın yaratıcısı George Lucas fırsattan istifade, “Benim de Oscar’ım yok” diye bir laf attı ortaya. Spielberg, ikisinin arasından kafasını uzatıp malumu, yani 2007’nin yönetmen Oscar’ını Martin Scorsese’nin aldığını ilan etti.

 

1967’den, yani 40 yıldan beri ‘Taksi Şoförü’, ‘Sıkı Dostlar’, ‘Arka Sokaklar’,  ‘Kızgın Boğa’ gibi birçoğu başyapıt sayılan sayısız filme imzasını atan Scorsese, sonunda bir başyapıt ya da en iyi filmi olmasa da, iyi bir tür filmi olan ‘Köstebek’le, almak için yıllardır azimle didindiği Oscar heykelciğine kavuştu. Üstelik Akademi üyelerinin kendilerini affettirmek istercesine verdiği en iyi film, kurgu ve uyarlama senaryo ödülleriyle birlikte.

 

İngilizlerin yıllar önce Bafta (1991), İtalyanların iki kez  Davide di Donatello, Fransızların iki kez Altın Palmiye’yle (1976-86) ödüllendirdiği, 2003 ve 2007’de de Altın Küre’yi alan Scorsese’den, çoktan alması gereken Oscar’ın esirgenmesi, artık Akademi üyelerinin ayıbı haline dönüşmüştü.

 

Scorsese’nin bu sefer Oscar’ına kavuşacağı son zamanlarda belirginleşmişti; çünkü Akademi üyelerinin üstündeki baskı açıkça görülüyordu. ‘Iwo Jima'dan Mektuplar’ filmiyle kendisi de en iyi film ve yönetmen dalında yarışan Clint Eastwood kameraların önünde, Scorsese’nin Oscar’ı hak ettiğini söyledi. Amerikan Yönetmenler Birliği Başkanı Michael Apted da öyle.

 

Ayrıca Scorsese’nin bu ay başında dağıtılan Amerikan Yönetmenler Birliği’nin ödülünü alması da güçlü bir işaret oluşturdu; çünkü Amerikan Yönetmenler Birliği’nin 58 yıllık tarihinde şimdiye kadar bu ödülü alan yalnızca altı yönetmen o sene Oscar’ı da almamış.

 

1942 doğumlu, İtalyan göçmeni bir aileden gelen Scorsese, rahip olmayı düşünürken sinemayı seçiyor ve ilk kısa filmini sinema okurken 1959’da 17 yaşında çekiyor. 1967’de Harvey Keitel’ın oynadığı ‘Who Is Knocking At My Door’ adlı ilk uzun metraj filmiyle parlak bir yönetmenin gelmekte olduğunun işaretlerini veriyor. 1973’te ‘Arka Sokaklar’ filminde oynayan Robert De Niro’yla, ikisi için de çok yararlı ve verimli olacak bir işbirliği başlıyor. Birlikte sekiz film yapıyorlar.

 

1970’lerde yaşadığı uyuşturucu problemi, 1988’de de ‘Günaha Son Çağrı/The Last Temptation of Christ’ filmiyle bazı dini grupları kızdırması, Akademi üyelerinin de yıllarca, Amerikan sinemasının yüz akı filmlerini çeken bu önemli yönetmeni görmezden gelmelerine yol açtı.

 

Leonardo Di Caprio, Mark Walberg ve Jack Nicholson’un harika performanslar sergilediği ‘Köstebek’, dört Oscar ödülü almasının yanı sıra çok da iyi gişe başarısı sağladı.

 

Sonunda, ‘Günaha Son Çağrı’ filmiyle dürttüğü şeytanın bacağını, ‘Köstebek’ filmiyle kırmışa benziyor Martin Scorsese.



                                                                                                    

------RAKAMLAR-------

Globalleşen Oscar

* 2007’nin Oscar sonuçlarını tahmin etmek ciddi bir muammaydı. Rakamlarla Oscar sonuçlarına baktığınız zaman, bu kolayca görülüyor. Ayrıca 2007,  Oscar’ların globalleşmeye, dünyaya açılmaya başladığını gösteren ilginç bir yıl oldu.

 

* En iyi film ve yönetmen dâhil, 4 Oscar’la en çok ödülü ‘Köstebek’ aldı. Onu üç ödülle, Meksika’nın ‘Pan'ın Labirenti’ filmi izliyor. ‘Pan'ın Labirenti’, yarıştığı ‘yabancı dilde film’ dalında Oscar’ı Almanya’nın ‘Başkalarının Hayatı’ filmine kaptırdı. Ancak sanat yönetimi, görüntü, makyaj dalında üç Oscar’la en çok ödül alan ikinci film oldu.

 

* Onu ikişer ödülle belgesel dalında Oscar alan ‘Uygunsuz Gerçek’, ‘Rüya Kızlar’ ve ‘Little Miss Sunshine’ izliyor. En iyi film dalının favorileri ‘Babil’ ve ‘İwo Jima'dan Mektuplar’ ile ‘Kraliçe’ ise yalnızca bir Oscar alabildiler.

 

* Bu sene üç Meksikalı yönetmenin filmleri Oscar için yarışırken, bir İspanyol, bir Meksikalı, bir Japon, iki İngiliz, bir Avustralyalı oyuncu da en iyi oyuncu dalında adaydı. Meksikalı yönetmenler Guillermo del Toro ile Alfonso Cuaron; Meksikalı senarist Guillermo Arriaga ve Japon senarist Iris Yamashita’yla birlikte orijinal ve uyarlama senaryo dallarında yarıştılar.

 

* Bu sene Meksikalı sinemacılar Oscar’a ciddi bir ağırlık koydular

                                                                                                    

-------EN İYİ KADIN------

 

 

Helen Mirren

 

Köpeklerden anlamış

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in Helen Mirren’in kendisini canlandırarak Oscar’ı da alması konusunda ne düşündüğünü belki de hiç öğrenemeyeceğiz. Ancak Mirren’in kocası, yönetmen Taylor Hackford, Mirren’i sinemada 2. Elizabeth olarak görünce çok gülmüş. BBC’nin Talking Movies programında, “Karımı sinemada Kraliçe kılık kıyafeti içinde görünce gülmeye başladım. Gerçekten çok iyiydi. Heyecan vericiydi” dedi. Mirren’le Hackford geçen sene Antalya’da Avrasya Film Festivali’nin konuğuydu. Mirren’e bu rolü nasıl çıkardığı sorulduğunda, “Önce çok zorlandım. Bir süre ne yapacağımı bilemedim. Ancak kostümleri giyip saçımı onunki gibi yapınca, bir yürüyüş biçimini yakaladım. Arkası geldi. Ben prova yaparken köpekler huzursuzlanınca, rolü çıkardığımı anladım” diye anlatmıştı gülerek.

 

---------------------

-------EN İYİ ERKEK------ 

 

Forest Whitaker

 

Çok zor olmuş

Forest Whitaker da yine hafızalarımızda çok canlı biri. ‘Son İskoçya Kralı’ filminde canlandırdığı Uganda diktatörü İdi Amin rolüyle aldı ilk Oscar ödülünü. Whitaker da bunun kendisi için çok zor bir performans olduğunu söylüyor. Ciddi bir ön çalışma gerçekleştirmiş, Uganda’ya gidip İdi Amin’i tanıyanlarla görüşmeler yapmış. “Bambaşka bir vücut dilini öğrenmek zorunda kaldım” diyor. Ama filmi izlerken göreceksiniz, Amin’i oynamıyor, yaşıyor. Peter O’Toole, Leonardo DiCaprio gibi güçlü rakipleri alt etmeyi başardı.

 

Haberler Haberler Haberler

 

* 30. dönem TÜRSAK Sinema Seminerleri 10 Mart-9 Haziran 2007 tarihleri arasında gerçekleşecek. Sinema kültürünün geliştirilmesini hedefleyen semineri sektörün önemli isimleri verecek. Dersler cumartesi günleri 11:00-15:30 saatleri arasında yapılacak. Bilgi için 0 212 244 52 51

 

* İyi gişe başarısı yakalayan ‘Mumya’ filmlerinin üçüncüsünü Rob Cohen çekecek. İlk film 1999’da 155, ikinci film de 2001’de 202 milyon dolar kazanç sağlamıştı. Oyuncular henüz açıklanmadı.

08.03.07

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.