Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Sinema / Mutluluk / Çiğdem Kömürcüoğlu
Yaşamanın dayanılmaz cazibesi

Töre kurbanı bir genç kız, hayatından bıkmış bir profesör ve geleneklerin kıskacında katil olması istenen genç bir adamın, Doğu'dan Batı'ya, gelenekselden gelişmişliğe doğru çıktıkları yolculuğun öyküsü 'Mutluluk', izlenmeyi hak ediyor.

Sinema dilinde buna serbest uyarlama deniyor. Bu hafta sinemalarımıza gelen Abdullah Oğuz’un yönettiği ‘Mutluluk’, Zülfü Livaneli’nin çok satan, övgüler ve ödüller alan romanına dayanıyor. Ama gayet serbest bir biçimde sinemaya aktarılmış. Filmin finali farklı. Yapısı da bayağı farklılaşmış. Film olarak ‘Mutluluk’ ayrı bir yaşam kazanmış sanki.

 

Abdullah Oğuz’un yönetimi ve Özgü Namal, Talat Bulut, Murat Han, Mustafa Avkıran, Meral Çetinkaya’nın üstlendiği oyunculuklar başarılı. Mirsad Heroviç’in görüntüleri çok güzel, çok temiz. Kurgu akıcı. 

 

Töre gibi ağır bir konuyu ele almasına rağmen rahat seyredilen, zaman zaman içindeki mizah duygusuyla insanı gülümseten, duygulu, duyarlı bir film olmuş. Töre konusu ele alınırken de irkiltici değil, etkili ve düşündürücü olması için çok dikkatli davranılmış.

 

Kubilay Tunçer, Elif Ayan ve Abdullah Oğuz’un imzasını taşıyan senaryo 14 kere yazılmış. Livaneli her seferinde okuyup fikrini söylemiş.

 

Romanın sonunda köylü kızı Meryem kendi ayakları üstünde durmaya doğru gidiyor. Oysa filmde aşka yelken açıyor. Bir de Talat Bulut’un oynadığı profesörün karakteri daha değişik. Filmde daha iyi bir insan olmuş.

 

“Bunu çok tartıştık. Film daha kitle sanatı olduğu için biraz daha değişik. Benim kitapta özellikle koyduğum bir şey vardı. Başlangıçta, yaralı bir kuş gibi tanıdığımız o zavallı kızın, romanın sonunda en güçlü karakter haline gelmesi. O iki erkeği de kaderlerine terk edip, kendi yoluna gitmesiydi. Romanla film arasında en önemli fark bu. Bir aşk hikâyesinin geliştirilmiş olması. Bunu da ben filmin mantığının ayrı olmasıyla açıklıyorum” diyor yazar Livaneli.

 

Konuya kısaca göz atarsak, film 17 yaşındaki Meryem’in (Özgü Namal) bacaklarının arasında kurumuş kan lekeleriyle perişan bir halde göl kıyısında baygın bulunmasıyla başlıyor. Doğu’da bir köyde yaşayan aile, özellikle de baba Tahsin (Emin Gürsoy), kızının bir namussuzluk yaptığı ve töre gereği öldürülmesi gerektiği konusunda ağabeyi Ali Rıza’nın (Mustafa Avkıran)  büyük baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Öldürme görevi ise askerden dönem amcaoğlu Cemal’e (Murat Han) veriliyor.

 

Kamera İstanbul’a çevriliyor. Harvard’da eğitim görmüş, tanınmış sosyoloji profesörü İrfan Kurudal (Talat Bulut), sürdürdüğü yabancılaşmış hayat dolayısıyla yaşadığı kimlik bunalımına, ölüm korkusunun da eklenmesiyle İstanbul’u ve sosyetik karısını (Lale Mansur) terk ederek tekneyle denize açılıyor. Ancak ondan önce Ege’de yaşayan, yıllardır aramadığı annesine giderek, ne düğününe çağırdığı ne de babasının cenazesine geldiği için gönlünü almaya çalışıyor. Çıktıkları ölüm yolculuğunda, Meryem’le onu bir türlü öldüremeyen Cemal’in yolları, beklenmedik bir şekilde profesörle kesişiyor. İkili, profesörün teknesinde yaşayıp çalışmaya başlıyor.

 

O güne kadar yazgılarını belirleyen kaderlerine karşı özgürlüğe ve yeni bir yaşam şansına yelken açmak isteyen üç kişinin öyküsünü anlatan filmde, Özgü Namal ‘Beynelmilel’ ve ‘Polis’le yakaladığı başarılı çıkışa bir çivi daha çakıyor. Bir yandan utangaç, kapalı, ezik bir köylü kız, bir yandan da cin gibi zeki, değişime ve geleceğe açık, yaşamak isteyen 17 yaşındaki Meryem’de çok başarılı bir portre çiziyor. Filmin akışı içinde büyük bir değişim sergiliyor. Ama filmin en büyük kazancı Türk sinemaseverlere tanıştırdığı, amcaoğlu Cemal’i oynayan Murat Han.

 

Bilkent’te tiyatro okumuş, arkasından Los Angeles’ta oyunculuk eğitimi görmüş, filmlerde rol almış olan Murat Han; düzgün fiziği, yetkin oyunculuk tekniği ve yeteneğiyle Türk sineması için büyük kazanç. Filmin hoş sürprizlerden biri de profesörün annesi rolünde Meral Çetinkaya’yı izlemek oldu. Yalnız onlar değil, başta Talat Bulut, tüm oyuncuların başarılı performansları filmin zenginliğini oluşturuyor.

 

Filmin müzikleri de Zülfü Livaneli’ye ait. Yanık ve ezik bir ses veren Azerilerin Balaban dedikleri enstrümanı, ana enstrüman olarak kullanarak bazen insan sesine bazen de çığlığa dönüşen bir beste yapmış Livaneli. Livaneli’nin ‘Sus Söyleme’, ‘Gün Olur’ parçalarının enstrümantal versiyonları da kullanılmış filmde.

 

Cemal’in “Ben hiç günah işlemedim” diyen Meryem’i viyadükten atamadığı; profesörün yaşlı annesiyle yüzleşmesi gibi çok etkileyici sahneler var filmde. İzlemenizi öneririm.

           MUTLULUK

Yön. Abdullah OĞUZ
Oyuncular. Özgü Namal, Talat Bulut
Dağıtım Kenda

            DRAMA

22.03.07

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.