|
Nedim Gürsel,
1980’lerin başında yazdığı “Sevgilim İstanbul” kitabının iki öyküsünden yola
çıkarak, yine “Sevgilim İstanbul” adını taşıyan bir senaryo yazdı ve bu senaryo
Türk-Yunan ortaklığıyla, yönetmen Seçkin Yasar tarafından filme çekildi. 10
Nisan’da vizyona girecek filmde Yunan oyuncu Karyofyllia Karabeti’nin yanı sıra
Alptekin Serdengeçti, Nişan Şirinyan, Köksal Engür gibi oyuncular yer aldı. Biz
de Nedim Gürsel’le filmi, sevgilisi İstanbul’u ve mekânsızlığı
konuştuk.
- Sevgilim İstanbul filmi
aynı adlı kitabınızın senaryolaşmış hali
mi?
Hayır. O kitaptaki iki öyküden
yola çıkarak yazdığım orijinal bir senaryo. Benim de ilk senaryom oldu.
- Kitapları senaryolaştırmak zordur. Çıkan
sonuç sizi tatmin etti mi?
Senaryomun film halini beğendim, umduğumu buldum. Ben düz yazı
metinlerimde bir şiirsel atmosfer yaratmaya çalışırım. İstanbul da,
anlatımlarımın odak noktasındadır. O şiirsel atmosfer ve benim İstanbul’a
bakışım filmde var. Ancak uzun metraj bir filmde yalnızca bu olursa, seyircinin
canını sıkabilir diye düşünülüyor. Baştan sona izlenebilmesi için bir olay
örgüsü de gerekiyordu. Orada Seçkin Yasar yönetmen olarak bana yardım etti.
- “Ne kötü, artık gittiğim bir kent oldu İstanbul, döndüğüm değil”,
demiştiniz bir kitabınızda. Hangisi daha zor, bu şehirden gitmek mi dönmek
mi?
Yaşadıklarımdan sonra Paris’e yerleştim ve ne yazık ki bu noktadan sonra
İstanbul, döndüğüm değil, gittiğim bir kent oldu. Ve sanırım artık benim
dönebileceğim bir kent artık yok. Biliyorsunuz Truva Savaşı’ndan sonra Ulysse,
karısı Penelope’ye ve ülkesi İthake’ye ulaşmak ister. Ancak Tanrılar onu
cezalandırır ve bir limandan diğerine savrulur durur. Sonun da İthake’ye döner
ve onu bekleyen sadık eşi Penelope’ye kavuşur. Bu alegoriden yola çıkarsak
Ulysse’nin dönüşü gibi bir şey, benim için mümkün değil. Ben serüvenlere ve
savrulmaya devam ediyorum. Aradan çok zaman geçti, İstanbul da çok değişti.
Ayrıca bende bir köksüzlük duygusu oluştu.
-
Bahsettiğiniz yurtsuzluk ve köksüzlük, aynı zamanda insanda bir
yerlere bağlanma ve ait olma duygusunu öldüren bir şey. Tuhaf bir güvensizlik
hali belki de…
Çok doğru. O anlamda benim bağlı olma duygumun güçlü olduğu tek alan dil.
Bu nedenle Türkçeye bağlı kaldım, kitaplarımı Türkçe yazmaya devam ettim. Bende
kök salma duygusu, bu alanda gelişti. Bence bir ülke, bir toprak parçasına
indirgenemez. Bu ara müthiş bir milliyetçi dalga görüyorum Türkiye’de. Bu
söylem, oradaki milliyetçi dalgaya pek uymayan bir söylem, bunun da farkındayım.
Ama bir yazar biraz daha evrensel düşünebilmeli, kendi diline kök salmak onun
için yeterli olmalı.
-
Bu köksüzlük sizde nasıl bir ruh hali
yaratıyor?
Aragon’un bir dizesi var, “Kadınların kollarında bir ülke bulduğumu
zannettim” der. Ben de bu köksüzlük duygusu nedeniyle, belki uzunca bir dönem
kadınların kollarında bir ülkemi aradım.
______________________
Arzu ERDOĞAN
Fotoğraf:
Çağrı KILIÇÇI
(1009 – 5 Nisan 2007)
|