Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Kitap / Bayrampaşa Cezaevi Gerçeği /
Operasyondaki Sır Bomba

Bayrampaşa Cezaevi'nde 7 yıl önceki 'Hayata Dönüş' operasyonunda 12 kişi öldü, yüzlercesi yaralandı. Dönemin cezaevi jandarma istihbarat subayı Zeki Bingöl operasyonda, ''Adını ve etkisini bilmediğim bir bomba kullanıldı' diyor

Tarih: 19 Aralık 2000... Yer: Bayrampaşa Cezaevi... Siyasi tutuklu ve hükümlülerin bulunduğu C Koğuşu’ndaki açlık grevleri ile büyüyen direnişin sona erdirildiği gün...

Öncesinde, yani jandarmanın operasyon yapacağının sinyallerinin geldiği günlerde; Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Yücel Sayman gibi aydınlar; kan akmaması için cezaevi yolunu tutuyordu. Ancak olmadı, başaramadılar... Uzlaştırma süreci işe yaramadı... Sabaha karşı yapılan operasyon sonucu, 12 örgüt üyesi hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. Devlet, hâkim olamadığını açıkça itiraf ettiği cezaevinde, mutlak üstünlüğünü hayata geçirdi. ‘Hayata Dönüş’ operasyonu başarıya(!) ulaştı.

 

TV görüntülerinin hâlâ hafızalardaki tazeliğini koruduğu olayların içinde yer alanlar, yaklaşık 7 yıldır iç hesaplaşmalarını yapıyorlar. Onlardan biri de, emekli asker Zeki Bingöl. Operasyonun düzenlendiği gün, cezaevi jandarma taburunda komutan vekili ve istihbarat subayı olan Yüzbaşı Zeki Bingöl, kaleme aldığı, ‘Bayrampaşa Cezaevi Gerçeği’ adlı kitapta, o günleri anlatıyor. Bingöl ile hem kitabını hem yazamadıklarını konuştuk.

 

T: Bayrampaşa Cezaevi’nde göreve başladığınızda nasıl bir tablo ile karşılaştınız?

Zeki Bingöl: Eylül 2000’de, yani operasyondan yaklaşık üç ay önce göreve başladım. Orada çalışmaya başlamam, benim Türkiye’ye bakışımı etkiledi. Cezaevinin kesinlikle devletin himayesinde olmadığını gördüm.

 

T: Devlet, tüm koğuşlarda mı hâkim değildi, yoksa bazılarında mı?

Z.B.: Oradaki düzensizlik, terör koğuşundan daha çok diğerlerinin yattığı koğuşlarda yaşanıyordu. Kimin gücü kime yeterse, o diğerine hâkim oluyordu. Haraç alıyorlar, aileler tehdit ediliyordu. Dışarıda gariban hayatı sürenler, içeride çok daha sert bir hayatla karşılaşıyorlardı.

 

- Devlet nasıl olup da hâkimiyet sağlayamıyordu?

Z.B.: Göreve başladığımda ilginç durumlara şahit oldum. Örneğin, jandarma 1996 yılından beri terör koğuşuna hiç girmemişti. Cezaevi yönetiminin ve savcılığın da haberinin olduğu bir tutanak gereği bu yapılmıştı. Bu bahsettiğim tutanağa göre; gardiyanlar koğuşları aramayacak, ancak aramış gibi tutanak tutacaktı. Jandarma da idari izin olmadan içeriye giremiyordu. Gardiyanlar koğuşa girecekleri zaman, tutuklular tarafından aranıyordu. Ya da cezaevi mümessil savcısı, yoklama sırasında kadın koğuşunda duş alırken yakalanıyor… Böyle bir yerde hâkimiyetin sağlanması mümkün mü?

 

- Kitabınızda operasyon öncesi cezaevini ziyaret eden aydınları eleştiriyorsunuz.

Z.B.: Evet. Çünkü onların ziyaretleri ve konuştukları, ölüm orucu yapanları adeta ölsünler diye cesaretlendirmeye yaradı. Oysa AB’den gelen bir heyet son derece açık şekilde hazırladıkları bir raporda; burada mahkûmların ve görevlilerin can güvenliklerinin olmadığını, yani devletin buraya hâkim olamadığını söylemişti.

 

- Operasyon çok eleştirildi. Siz bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Z.B.: Orada tarihin en büyük operasyonlarından biri yapıldı. 12 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. Yaşananlardan hepimiz sorumluyuz. Bir hata yapıldıysa, bunun hesabını hepimiz vereceğiz.

 

T: Operasyonun yapılış şekli doğru muydu?

Z.B.: İçeride her türlü faaliyeti rahatça sürdürüyorlardı. Silahları bile vardı. Ama bu, elbette bir bahane değil. Devlet, görevi gereği o silahın oraya girmesinden de, yani oranın o hale gelmesinden de sorumlu. Elbette orada 12 adam ölmemeliydi. Suçlarının hesabını vermeleri gerekirdi; ama bunun bedeli ölüm olmamalıydı. Operasyonda bizim dışımızda, Batman Komando Taburu, Elazığ Komando Taburu, Halkalı Komando Taburu ve Ankara’daki Özel Harekât Alayı’dan askerler vardı. Bu askerler son derece profesyonelce davrandılar.

 

Hatta operasyon sonrası yapılan açıklamalarda, böyle bir baskında normalde 200 kişinin ölebileceği söylenmişti. Buna rağmen ateşli silahlarla ölenlerin sayısı sadece 4’tür. Geri kalanlar yanarak ölmüştür. Dediğim gibi çok profesyonelce davrandık. Bir tek konuda tereddüdüm var. Bölge komutanlığının emriyle getirilen, adını ve etkisini bilmediğim bir bomba kullanılmıştı. Bana göre onun olmaması gerekirdi.

 

T: Operasyon görüntülerinin basına yansımasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Z.B.: O görüntüleri kamuoyu yaratmak, birilerini kötü olarak göstermek için kullanmak bana göre yanlıştı. Bu, vicdanları sızlatır. Şunu da söylemek gerekir, terör örgütünün içeride yaptıkları, dünyanın her yerinde yasalara aykırıdır. Bu, daha doğru şekilde halka anlatılabilirdi.

 

T: Operasyon sonrası cezaevinde neler yaşandı?

Z.B.: Cezaevinde emir komuta bana geçtikten sonra, terör koğuşlarının dışında da ciddi operasyonlar yaptık. Örneğin bir yıllık bir çalışma sonucu, 103 tane tabanca aldık oradan. Koğuşlar, mafya babalarının adlarıyla anılır olmuştu. Biz orada yaptığımız çalışmalarda bu düzeni bitirdik.

18.04.07

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.