|
Kitabın girişinde iki öykü var.
Tuncay Özkan, bu öykülerden birini, adını vermediği bir politikacıdan
dinlediğini söylüyor. O öyküde, bir Ermeni kız çocuğu, Türklerin camide
yakılarak öldürüleceğini haber vermek istiyor. Ama galeyandan sonra kızı da
bulup öldürüyorlar. ‘Mamako’ isimli ikinci öyküde de, tehcir sırasında, bir
subayın, bir Ermeni kızı evine götürüp onunla evliliği ve subay öldüğünde, o
kadının intihar girişimi anlatılıyor.
Özkan, ikisinin de gerçek öyküler
olduğunu söylüyor. Kitabın içinde, Ermeni yazarlardan alıntılar ve Hrant Dink’le
televizyonda yaptıkları ve yüzde 90’ında anlaştıkları bir söyleşi de yer alıyor.
Özkan’la, “Gelecek kuşaklara gerçekleri borçluyuz” dediği son kitabını
konuştuk.
Tempo: ‘Yaraya Tuz Bastım’
ifadesini neden kullandınız?
Tuncay Özkan: Ben bu kitabı kızıma yazdım. Nazlıcan, 14
yaşında ve bu olayla ilgili ne tarih
kitaplarında ne başka bir yerde, hiçbir
şekilde, hiç şey okumuyor, görmüyor, bilmiyor. Onun okuyabileceği ve en önemlisi
gerçeğin peşinden giden bir şey yazmak istedim. Yalanları, yalancıları ortadan
kaldırmak için kaleme aldım. Burada acıyı ortadan kaldırmak gerekiyor. Acılar
üzerine herhangi bir şey inşa etmek mümkün değil. Sobanın sıcaklığı değil de,
yakan tarafı aklımıza gelir hep. Türk-Ermeni ilişkilerinde de yeni kuşaklar hep
acıyı tanıyor. O yüzden yaraya tuz basıyoruz.
T: Türk-Ermeni ilişkilerinin
buraya gelmesinden kimi sorumlu
tutuyorsunuz?
T.Ö.: Emperyalistleri. Bitmeyen bir oyun, yeni bir sömürü
dalgası var. Ne Türklerin bu olayla ilgili gerçekçe değerlendirme yapmasına ne
Ermenileri aklı selim sahibi olmasına izin veriyorlar. Ben ailesi Ermeni
mezalimi yaşamış bir insanım ve ben diyorum ki, 20’nci yüzyılda bu olay kadar
derin acı olmamıştır. Bunu iyi analiz etmek, bunun nedenlerini çocuklara iyi
göstermek lazım. Bu çocuklar birbirine düşman büyümemeli. Gerçeği görmeliler.
Mesela Hrant Dink, gerçeği gören, iki tarafın da acısını bilen bir aydındı ve o
yüzden katlettiler Hrant’ı. Türkiye’de ilk kez, bir Ermeni asıllı Türk aydını
katledildi. Bunun sebebi, bu acılardan rant elde etmek. Ben yeni yetişen
kuşaklara bu olayın hem ne olduğunu anlatmak istiyorum hem her iki taraf
açısından da acısını ortaya koymak istiyorum.
T: Kitabın giriş bölümünde,
bu yüzden mi gençlerden özür
diliyorsunuz?
T.Ö.: Evet. Çünkü biz bugüne kadar çocuklar için bir şey
yapmadık ki. Biz zamanında bir şeyler yapabilseydik, sorunlar bu kadar
büyümezdi.
T: Bir şeyler yapmaktan
kastınız...
T.Ö.: Biz anlaşabilseydik, bu sorunu Ermenilerle
konuşabilseydik, en azından bunun temellerini atabilseydik, bugün bunların
hiçbiri yaşanmazdı. Kitabın girişinde, yaşananlar; çıkışında da bu topraklarda
ölen herkes için özür diliyorum. Hem Ermenilerden hem Türklerden hem de diğer
uluslardan... Çünkü masum insanlar da öldü. Ve ben 300 bin dolayında insanın
öldüğünü söylüyorum. Bu insanlar için yas tutmamak mümkün olabilir mi? Ama ben
Türk tarafının kayıplarını göz ardı ederek olaya bakılmasının da yanlış
olacağını düşünüyorum; çünkü olaylar tamamen emperyalistlerin kışkırtması ve
Ermenilerin kullanılmasıyla başlamıştır. Kitabı yazmamın sebebi, bugün de devam
eden ve böyle giderse, Türklerin alnına bir kara leke olarak yazılacak olan bir
sorunu gelecek kuşaklara anlatabilme isteğidir.
T: Sonuç olarak ne
öneriyorsunuz? Bundan sonra ne yapmak
gerekiyor?
T.Ö.: Yalancılardan ve yalanlardan kurtulmak gerekiyor.
Tarih yalan üzerine ve yalancılar tarafından oluşturulmaz. Bu topraklarda yaşan
çocukların, bu olayla yüzleşmek için atacakları her adımın, Türkiye’ye büyük
kazanım sağlayacağına inanıyorum. Artık kafamızı kuma gömemeyiz. Acılar üzerine
gelecek kurulmaz. Karşılıklı sevgi ve anlayışla geleceğimizi kurmalıyız.
T: Kitap için bir uzlaşma
çağrısı diyebilir miyiz?
T.Ö.: Tabii ki. Bu kitap
gerçekler üzerine kurulu bir uzlaşma çağrısıdır.
|