|
Dünya sinemasından filmlerin gösterildiği
ve modern zamanın bir kornikopyası olan Altın Palmiye’yle, gelmiş geçmiş tüm
yönetmenlerin iştahlarını kabartan Cannes Film Festivali, bu yıl 60’ıncı yaşını
kutladı. Büyük isimlerden yeni filmlerin, küçük ülkelerin küçük bütçeli
yapımlarının, politik duruşların sergilendiği ve yıldızlı oyuncuların
filmlerinin galalarının yapıldığı festival, pazar günü düzenlenen ödül töreniyle
sona erdi.
Romanyalı yönetmen Christian
Mungiu’nun ‘4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün’ adlı filmi Altın Palmiye’nin sahibi oldu.
Kürtajın yasak olduğu komünist dönemin son günlerinde hamile kalan bir kadının
dramının anlatıldığı film, festivalin başından beri neredeyse tüm
eleştirmenlerin ortak tercihiydi. Bu açıdan, Uluslararası Film
Eleştirmenleri-Fipresci Ödülü’nü almış olması da şaşırtıcı değil.
Fatih Akın’ın
mesajı
‘Yaşamın Kıyısında’ filmiyle En İyi Senaryo
Ödülü’nü kazanan Fatih Akın, Türkiye’ye de bir mesajı olduğunu söyleyerek,
“Ülkeme birlik ve dayanışma mesajı gönderiyorum” diye konuştu.
Başrollerini Nurgül Yeşilçay, Tuncel
Kurtiz, Nursel Köse ve Hana Scyhgulla’nın paylaştığı çok sesli filmde, farklı
kültürlerden gelen insanların kaderlerinin çakışması anlatılıyor. Film ayrıca
Ekümenik Jüri Ödülü’nü de aldı.
Işık, rüzgâr ve görünmeyen
varlıklar
Aralarında Orhan Pamuk’unda bulunduğu,
Stephen Frears başkanlığındaki jürinin seçtiği Jüri Özel Ödülü, İranlı yönetmen
Marjane Satrapi ve Vincent Paronnaud’un ‘Persepolis’ine ve Meksikalı Carlos
Reygadas’ın ‘Stellet Licht-Sessiz Işık’ adlı filmine verildi.
Altın Palmiye’nin ardından en önemli ödül
kabul edilen Büyük Ödül ise Japon yönetmen Naomi Kawase’nin çektiği ‘The
Mourning Forest-Yaslı Orman’ adlı filme gitti. Kadın yönetmenin ödülü alırken
yaptığı konuşma oldukça anlamlıydı: “İnsanlar hayatlarında ilerlerken bazen
yollarına engeller çıkar, bazen tökezleyip düşerler. Böyle zamanlarda
güvenlerini ve güçlerini geri kazanmak için derinlere bakarlar. Bu gücü ışık,
rüzgâr veya atalarının hatıraları gibi görünmeyen varlıklarda bulduklarında;
ancak kendi başlarına ayakta kalmayı başarabilirler.”
Diane Kruger tarafından sunulan ödül
töreninin kuşkusuz en ilginç karakteri ‘The Diving Bell and the Butterfly’
filmiyle En İyi Yönetmen Ödülü’nü alan Julian Shnabel’di. Kendisine ayrılan
süreyi aşan ve jüri üyelerinin tek tek ellerini sıkan Shnabel, ayrıca tüm
oyuncularını ayağa kaldırdı ve aklına gelen herkese teşekkür etti.
Güney Kore’nin en yetenekli aktrislerinden
Jeon Do-yeon, ‘Secret Sunshine-Gizli Günışığı’ filmiyle, oğlunu kaybeden ve
öldürüldüğünü öğrenen anne rolüyle En İyi Kadın Sanatçı Ödülü’nü aldı. En İyi
Erkek Sanatçı Ödülü ise ‘Le Banissement-Sürgün’ filmindeki rolüyle Konstantin
Lavronenko’ya gitti.
|