|
Evanescence, son durum itibariyle Terry Balsamo, Troy McLawhorn, Will
Hunt, Amy Lee ve Tim McCord’dan oluşsa da, pek çokları için Evanescence demek,
gruba sesi ve piyanosuyla katkıda bulunan solist Amy Lee demektir. Ve de Amy
Lee, kadın gotik vokalli rock grupları denince akla gelen biricik isimlerdendir.
İlk Evanescence albümünün çıkışı 2000 yılına denk gelse de, kendilerinin
dünya çapında çok çok sevilmeleri, ‘Fallen’ albümündeki ‘Bring Me To Life’ın,
‘Korkusuz’ (Daredevil) filminin soundtrack’ine girmesi ile vuku bulmuştur. Bu
arada ‘Fallen’ın Evanescence’in kısa tarihindeki en şanslı albüm olduğunu
belirtelim. Billboard listelerinde tam 43 hafta ilk 10’da kalarak altı platin
plak ödülünün sahibi olan albüm sonrası grup, 2003 Fusion Tour’da headliner’dı.
Bütün Kuzey Amerika’yı dolandıkları tur sonrası Amy Lee, Amerikalı genç
hanımların gönlüne bir nevi stil ikonu olarak yerleşti. Bu arada, kıyafetlerinin
çoğunu kendisinin tasarladığını da belirtelim burada.
Şiddetle beklenen Evanescence’in yolunun İstanbul’a düşmesinin sebebi,
son albümleri ‘The Open Door’ sonrasında çıktıkları turne. 2006 tarihli albüm,
sadece ABD’de bir haftada 500 bin satarak grubu şereflendirdi. Albümün bir
özelliği de, grubun eski gitaristi Ben Moody’nin olmayışı. Kendisi, bir başka
asi genç hanım Avril Lavigne’in yanına transfer oldu. Bu değişiklik de, son
albümde etkisini gösteriyormuş, fanların söylediğine göre. Fan demişken, eminiz
ki konserde bol bol anneleri, babaları yanında küçük hanımlar ve de beyler
olacak. Bu sebeple ebeveynlere de konser öncesi bu yazıyı okumaları tavsiye
edilir. Hani çocuklarla en azından bir ‘The Door Open’ muhabbeti yapılsın
diye.
24 Haziran Pazar Saat: 21.00 Biletler: 90 -
175 YTL.
■ ■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
Yunan barlarında 24:00’ten
sonra
Fabrica’nın ‘Açık Gözler’ sergisi sebebiyle
davet edildiğimiz Milano’da, bir küçük UNİCEF şeklinde küçük bir İtalyan
restoranında, pek çok memleketten gazeteci, takılmaktayız. Hiçbir mekânda sigara
içilmiyor bu memlekette. Esasen iyi bir şey. Neyse, sigara içen gazeteciler
olarak bahçede toplanmış tütmekte iken, ‘Cive Cive Pakistan’ misali herkes
memleketini anlatıyor. Biz çılgın Türkler, maalesef Avrupalı arkadaşlar arasında
Kürtlere, Ermenilere ve de Rumlara çok fena davranan barbarlarız hâlâ. Bir tek
Sırplar ve Hırvatlar anladı bizi topluluk içinde. Etnik çeşitlilik kaosunu
yakinen bildiklerinden elbet. Bu arada çok akıllı insanlarmış. Pek sevdik
kendilerini.
Birtakım gençler, bahçedeki biz Türklere
yüklenirken yine; ‘raki-kebap-şiş’ üçlemesi kurtardı memleketi. Brüksel’den bir
arkadaş, anlat anlat bitiremedi Yakup’un mezelerini. Zaten İtalya’da içimiz
dışımız karbonhidrata boğuldu. Pasta (İtalyanca makarna demek) da pasta şeklinde
bir mönü ve bende İtalyanca, “Basta da basta” (Yeter de yeter) şeklinde bir
tepki. Neyse, bütün ‘faşistliğimiz’den yemeklerimizin güzelliğiyle bir mertebe
yükselmişken, şen şakrak bir genç hanım girdi bahçeye. “Türkler kim burada?”
diye sordu. “Aman” dedim, “Ne olacak, tokat mı atacak?” Meğerse kendisi
Yunanistan’dan bir arkadaşımız imiş.
İki hafta önce İstanbul’a gelip
hayran kalmış da, bizleri görmek, sevmek istemiş. Müzikten demlendiğim
köşeciğimde bunları anlattım, ama finali müzikle yapacağım. Yunanistan’da
barlar, gece yarısından sonra paso Türkçe çalıyorlarmış. Kısaca, Yunanistan’da
24:00 sonrası, Türk popundan seslere geçer imiş. Daha fazla popçu yatırımı
yapılsın oralara diye yazdım.
Hava alalım
biraz
Sevdiğim gruplardan Air de İstanbul
ziyareti için hazırlanmakta. Elektronik müziğin Fransız halli ikilisi Air, 24
Temmuz'da Turkcell Kuruçeşme Arena'da. Bu arkadaşların müziğinde yüce karizma
Serge Gainsbourg’ün de etkisi büyüktür. Ruhu şad olsun, pek çok insanı etkilemiş
Gainsbourg’ün üzerine Air havası da pek güzel bir etkileşim. Bu arada, geçen
sene yayımlanan Serge babanın kızı Charlotte Gainsbourg’ün albümü ‘5:55’in de
prodüktörlüğünü yaptı kendileri. Sevindirdi ziyaret haberleri bizi.
|