|
Dokunabileceğimiz şeyleri severiz. Çünkü onların gerçek olduğunu
düşünürüz. Onları bıraktığımızda, yere düşüp parçalanacaklarından kuşkumuz
yoktur. Fiziksel dünya, doğası gereği sahicidir. Ne zaman nefes alsak, bir
çiçeği koklasak ya da birbirimizi öpsek, sahici bir şeyle ilişkiye geçeriz.
Bunlar gerçektir. Ama simgeler ve ifade şekilleri bizi ayrı bir dünyaya sokar.
Hayır, dünyayı kurtaramayız. Ama evet, ‘Zor Ölüm’ filmlerinin her birinde kötü
adamları yenip dünyayı kurtaran Bruce Willis’i taklit edebilir, ona benzemek
için jimnastik salonunda saatler geçirebiliriz. Sembol ve onun yankısı aynıdır.
Film kahramanlarının üzerimizde yarattığı etki, onları var eden şeydir. Biz
onlara inanmaya devam ettikçe, onlar da hayatta kalırlar. Biz onları
bıraktığımızda da yere düşüp bin parçaya ayrılırlar.
‘Zor Ölüm’ filmlerinin kahramanı John McClane’in bluzu yırtılır, yara
bere içindeki kaslı vücudu gözlerimizin önüne serilir ve gücü simgeleyen bir
heykel gibi ulusu için ayakta duruyor olması bizi heyecanlandırır. Ya da en azından bir zamanlar böyleydi...
Sloganı “Ya özgür yaşa, ya çok zor öl” olan ‘Zor Ölüm 4’te bir kahramanın
daha artık sonunun geldiğine tanık oluyoruz. ‘Zor Ölüm’ serisinin üçüncü
filminden 12 sene sonra çekilen filmi, nostaljik bir bakış açısıyla
değerlendirmek bile doğru olabilir. Çünkü ‘Zor Ölüm 4’ün yeni diyebileceğimiz
hiçbir şeyi yok, adeta yıllar önce dostluk yaptığınız ama artık apayrı insanlar
olduğunuz için konuşacak hiçbir şeyinizin kalmadığı bir çocukluk arkadaşını
hatırlatıyor. Sizin gözünüzü boyamak için bir arabayı, helikopterin üzerine
atıyor, eskiden olduğu gibi “Yippee kiyay” diye bağırıyor. Ama faydasız.
Filminde dediği gibi, artık yeni bir savaş var ve bu savaşın kahramanları kaslar
ve kurşunlar değil, ağlar ve bilgiler.
McClane genç bir bilgisayar korsanını tutukladığı sırada, terörist
saldırılarının modern versiyonunu ilk elden yaşıyor. Bir bilgisayar korsanı
çetesi, Amerika’nın bilgisayarla kontrol edilen altyapısına saldırmış ve ülke
ekonomisi çökmekte. Kaos kapıya dayanmışken, eski moda bir polis olan John
McClane’in yanında, yeni tutukladığı bilgisayar cambazı Matt olmadan bir patates
çuvalından farkı yok. Kahraman etiketinin anlamını anlayamayacak kadar korkak
olan Matt, gene de filmin elindeki en iyi kahraman. Aslında evlerinin bodrum
katından dünyayı parmağının ucunda oynatan bilgisayar dâhilerinin olduğu bir
dünyada, belki de tek kahraman o ve onun gibiler.
Filmin
tanıtımının Second Life’ta yapılıyor olması da sanal dünya pazarlamacılığının
iyi bir örneği. İnternetten oynanan gerçek yaşam simülasyonu olan Second
Life’ta, kendine bir karakter yaratan ve hayranlarıyla buluşarak yeni filmi ‘Zor
Ölüm 4’ü tanıtan Willis, kim bilir belki artık sanal dünyada da filmler çekmeye
başlar. Her şeye rağmen gözlerimizi alamadığımız, gülmekten oluşan kırışıklarını
bilgisayar ekranında yaratmak çok zor olmasa gerek.
LIVE FREE OR DIE HARD Yönetmen: Len Wiseman Oyuncular: Bruce Willis, Timothy Olyphant,
Justin Long, Maggie Q
|