|
|
Enis Tayman
|
|
|
Bir gün muhabir, editörün önüne bir
dosya koyar: “Bak bakalım bundan bir şey olur mu?” Editör, bir sayfa okur, sonra
kendini hikâyenin içine batmış bulur: “Süper bir roman. Bunu yayımlatsana.”
Muhabir, ‘olur’ dese de bir ilk romana alıcı yayınevi bulmak zordur. Okuyan her
yayınevi editörü “Harika” der; ama kitap, en az
kiralık katil kahramanı Alat ve ona yardımcı olmaya çalışan çete kadar
talihsizdir. Sonunda, talihsiz roman kendine cesur bir yayınevi bulup, dosya
olmaktan çıktı ve kanlı canlı, hatta kapaklı bir neşriyat oldu.
TEMPO: ‘Bin Delikli Ev’ ne
demek?
Enis Tayman: Çin iç
savaşında, milliyetçilerin Li diye bir istihbarat şefi varmış. İddiaya göre, işe
300 bin ajan almış. Hatta fahişelerden bile faydalanmış ve bu uğurda genelevler
kurdurmuş. Bu genelevlerin bazıları da eşcinsel heveslerden faydalanmak amacını
güdüyormuş ve en ünlüsünün adı da ‘Bin Delikli Ev’miş.
T: Niye ilk romanı polisiye
gerilim türünde seçtiniz?
E.T: Türkiye’de kitap
okumak deyince akıllara nedense Dostoyevski okumak geliyor. Okumayan adamdan
sayılmıyor. Dostoyevski okumak için ciddi bir altyapıya sahip olmak lazım. Benim
yazdığım tür, televizyon filmi gibi. Zaten meşgul olan beyinleri daha da meşgul
etmeyecek ve gerçek hayatla karışık fanteziler kurmasını sağlayacak bir kurgu
içeriyor. Romanımda tabii ki fikir var. Ama ileri sürdüklerim, ‘insanlığa
katkıda bulunmak’ gibi bir iddia içermiyor.
T: Kitabı yazma öykünü
anlatır mısınız?
E.T: Travestiler çocukluğumdan bu yana ilgimi çekmişti.
Merak ederdim, ‘kimdirler, nedirler’ diye. Çocukluk aklımla, gidip sormak
yerine, onlarla dalga geçmek daha kolay gelmişti işin acı tarafı. Sonra bir gün,
röportaj yaptım gazeteci olarak. Orada ayıldım. Hayat hikâyeleri inanılmayacak
kadar acayipti. Ama böyle oturup yazmak olmayacaktı. Bir romanın içine
yerleştirmeyi düşündüm. ‘Bin Delikli Ev’i öğrenince, aklıma bir casusluk
şebekesi kurmuş travestiler geldi. Tabii bir de Muhittin
Sirer ve Haşim Akman gibi, bu işten çok iyi anlayan iki çobanım
vardı. Hem gazeteciydiler, hem kitap
editörlüğünü biliyorlardı.
T: Araştırma safhaları da
anlattığınız kadar basit olmasa gerek...
E.T: Ben de bir okuyucuyum ve özellikle detaylardaki
hataları affetmiyorum. Gidip dengeli bıçak satın aldım ve evin içinde oraya
buraya fırlattım. Tabii kimseyi öldürmedim. Kitap, travestiler dışında günlük
yaşamda pek karşılaşma şansı bulamayacağımız hayatları da anlatıyor. Bunun için
de çok çeşitli anekdotlar topladım. Romandaki anekdotların pek çoğu gerçek
hayattan alınma. Zamanlamaları ve kahramanları değişik o kadar.
_______________________
Nuray SOYSAL
Fotoğraf: Ergun
CANDEMİR
(1031 – 6 Eylül 2007)
|