|
Tempo: Ailenizde dedeniz ile ilgili
hikayeler anlatılır mıydı?
Marc Levy: Çok az. Üzerinden 100 yıl geçmişti. İkinci Dünya Savaşı
yaşanmıştı ve aile üyelerimden bazıları savaşta yok oldu. Ailemde anlatılan,
sadece, dedemin İzmir’de bir asansör yaptırdığıydı, ama bunun kent için ne kadar
önemli olduğunun farkında değildim.
T: Babanızın büyükbabasının
yaptırdığı asansörü görmek nasıl bir
duygu?
ML: Ailemin köklerini izlerken çok duygulandım. Ailemin öyle derin
kökleri yok. Büyükanne ve büyükbabalarımı tanımadım. Hepsi İkinci Dünya
Savaşı’nda, toplama kamplarında öldürülmüştü.
T: Romantik Fransız edebiyatının
şampiyonu olduğunuz yazıyor. Öyle mi
gerçekten?
ML: Böyle bir yarışma yok ki. Yapabildiğimin en iyisini yapmaya
çalışıyorum.
T: Oğlunuza öykü anlatarak
başladınız, sonra o öyküyü bir roman haline getirdiniz ve best-seller oldu. Loto
kazanmış gibi hissettiniz mi kendinizi?
ML: Hayır. Oğluma öyküler anlatıyordum. Masal dinleyemeyecek kadar
büyüdüğünde, ona bir gün nasıl bir adam olacağını hayal ettiğim öyküler
anlatmaya başladım. Neden loto kazanmış gibi hissedeyim kendimi?
T: Çünkü
kazandınız…
ML: Hâlâ nedenini bilmiyorum. Çok mutluyum tabii ki. Yedi roman yazdım ve
hepsi de iyi sattı ama nedenini bilmiyorum.
T: Belki de sevdiler
romanlarınızı…
ML: Evet, sevdiler. Şanslıydım. Ama ilk romanımdan sonra bu sevgilerini
boşa çıkarmamak için çok çalıştım.
T: Bazı romanlarınız sinemaya
aktarıldı. Kahramanlarınız ekrandayken ne
hissediyorsunuz?
ML: Duygulanıyorum; ama karakterler ekranda genellikle yönetmenin onları
gördüğü gibi. Bu özgürlüğün de yönetmene verilmesi gerektiğine inanıyorum.
T: Okurlardan gelen her e-postayı
cevaplıyorsunuz. Nasıl vakit
buluyorsunuz.
ML: Uçaklarda geçirdiğim zamanın çoğunu e-postaları cevaplamaya
ayırıyorum.
T: Ne
soruyorlar?
ML: Daha çok romanlarım üzerine. Yazma teknikleriyle ilgili soruları
cevaplamıyorum. Edebiyat profesörü değilim.
T: Mimarsınız. Edebiyatla mimariyi
karşılaştırabilir misiniz?
ML: Mimarla romancıyı karşılaştırabilirim. İkisi de bir malzemeden bir
yapı, bir yaşam inşa eder.
T: Fransa, Amerika, şimdi de
Londra’da yaşıyorsunuz. Neden Londra?
ML: İstanbul’u dışarıda tutarsak, tüm renkleri, tüm kültürleri bir arada
bulacağım tek kent Londra’ydı.
T: Amerika’da bu renkleri bulamadınız
mı?
Buldum. Amerikalıları ve Amerika’yı seviyorum ama Bush’un yönettiği bir
ülkede yaşayamam. Umarım bir gün insanlığa karşı işlediği suçlardan
yargılanır.
---------------------------------
Marc Levy’nin ‘Keşke Gerçek Olsa’, ‘Nerdesin’, ‘Sonsuzluk
İçin Yedi Gün’, ‘Gelecek Sefere’ ve son olarak ilk romanının devamı olan ‘Sizi
Tekrar Görmek’ Can Yayınları’nca Türkçe’ye kazandırıldı.
_______________________
Nuray SOYSAL
Fotoğraf: Haydar
ERÇİN
(1035 – 4 Ekim 2007)
|