Ve
serseri bir kişiyi en iyi bir başka 'serseri' anlatır düşüncesiyle, yazar ve
şair Küçük İskender'e ilettik meseleyi. Duyarlı yazısı, sizleri
bekliyor
Kalabalık bir akşamüstü sokakta yürürken yerdeki herhangi bir izmarite
gözünüz takılıp “Acaba kimindi?” diye düşündüğünüz oldu mu; kimindi, ne
düşünülürken içildi, şu an nerede, ne yapıyor; sizin dışınızdaki hayatları
röntgenciliğin ötesinde pür dikkat merak etmek, o hayatları sahiplenmek, ileri
gidip sorumluluğunu üstlenmek, insanın insana ihtiyacının ve birlikte bir
gezegeni paylaşıyor veya paylaşmış olmanın en onurlu davranışlarından biri değil
mi?! Bir izmarit bile kilitli kalbin anahtarı olabilir.
Kendi sanatçılarımıza vefasızlığımızla dünya ortalamasında üst sıraları
kapmış bir ulusun aldırmaz bireyleriyiz; kimini öldürür, kimini ‘akıllı ol’ diye
tehdit eder, kimini vatandaşlıktan atar, kimini aç bırakır, kimini de unuturuz;
onları sevip koruma duygumuzdan çok, yok etme ve harcama biçimlerimiz göz
önündedir. Yabancıya misafirperver, bizden olana düşmanızdır.
Düşünemediğimizden, düşünmek işimize gelmediğinden, düşünene garez duymak,
ulusal reflekslerimizin başındadır her zaman.
‘Eski’ kıyımı
ABD’de patlak veren son ‘edebi’ olay, ulus olarak yalnız olmadığımızı,
hatta ABD ile bir ortak noktamızın daha olduğunu ortaya çıkardı: Bukowski’nin
ömrünün en önemli yıllarını, hatta belki de en dikkat çeken dilimini gömdüğü evi
satışa çıkartıldı; satılmakla kalmıyor, ‘yıkın’ emri veriliyor. Siz sırf
İslamiyet’te kıpırdanma var sanabilirsiniz; bu da batıdaki algı
muhafazakârlığının silkinme hareketlerinden yalnızca biri.
‘Development’ adı altında yapılan bu kıyım, yani ‘eski’ binaların
yıkılması ve yerine daha fazla gelir getirecek yenilerinin yapılması ABD’de
sıkça gündeme gelen bir uygulama; kapitalizmin kendince bu küçük müdahalesi,
durdurulması güç bir mekanizmayla işliyor. Buradaki ‘eski’, kullanım
kapasitesinin düşmesiyle ilgili, yoksa muhafazakârlık kendini haklı çıkartan
hiçbir şeyi yıkmaz.
Aynayı kırmak mı kolay, yoksa…
National Treasure maddesi Bukowski’yi ne kadar kapsayabilir; Bukowski’nin
yazdıklarının, altını çizdiklerinin ne kadarını ABD yönetimi bir ulusal değer
kabul edebilir?! Beş kişiden fazla cinayeti olmayan bir seri katile film çekmeyi
bile masraf ve para kaybı görebilen bir zihniyetin, kendi kokuşmuşluğunu dile
getireni koruma altına almasını beklemek safdillik olur. Bukowski, Beat kuşağı
kadar dışarıda değildi çünkü; onlar kadar ayrıksı durmuyor ve sokaktaki insanla,
ülkenin yok saydıklarıyla yüz yüze yaşıyordu. Gerçek Amerika’nın aynasıydı. Bu
aynayı kırmak mı kolay, karşısına geçip kendine bakmak mı?!
Küreselleşmenin kaypaklığında her ideoloji, her sivri söz artık kapalı
kulaklar, örtülü gözler önünde; onların seslendirilmesi bile can sıkıcı. Dünyada
herkesi memnun ettiği savunulan bir ortalamayı yakaladıysanız, geri kalanı yok
sayabilirsiniz.
Bukowski’nin evinin yıkılması esnasında bizim belediye ekiplerinden
yardım da alabilirler; çünkü güzel ya da çirkin’in ne olduğu felsefeden,
sanattan ayrılmışsa ve bir siyasi iktidar meselesiyse artık, Türkiye bunun
üstadı sayılır.
___________________________
Küçük İskender
(1035– 4 Ekim 2007)
|