Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Slavoj Zizek
Vampirler ölmez, kapitalizm gömülmez

Bilgi Üniversitesi'nin güzel icraatlarından biri daha: 'Yamuk' feylesof Slavoj Zizek, 5-6 Kasım tarihlerinde Bilgi'deydi. ''Zizek dinlesek, dinlesek'' insanları, 'Liberal Ütopya Çağında Şiddet ve İdeoloji' ve 'Günümüzde Hâlâ Anti-Kapitalist Olmak Mümkün mü?' konferans başlıklarının altında, tanımış olduk kendisini

Bilgi Üniversitesi’nin Dolapdere Kampusu’nda 6 Kasım itibariyle Slavoj Zizek’i dinlemek üzere toplandık. O kadar çok insan gelmişti ki kendisini dinlemeye, Bilgi Üniversitesi ekstra bir salon daha açmış dinleyicilere. Kalabalıklar içindeki bir kız öğrenci, arkadaşına anlatıyordu ben girmeye çalışırken içeriye: “Ay çok tatlı, ama bazen öyle seksist konuşuyor ki, kafasına şemsiyeyi indiresin geliyor. Sonra, ‘Şaka şaka’ deyip bağlıyor olayı.” Kızcağız haklı. Sonuçta Zizek ‘yamuk’ adamın teki. Yamuk bakmayı becerebilen, güzel adamlardan birisi. 

 

Konuyu daha iyi anlamak için ‘Yamuk Bakmak: Popüler Kültürden Lacan'a Giriş’ kitabını okuyunuz. Ya da kısa yoldan Holbein’in ‘Sefirler’ tablosuna bir de yan yan, yamuktan bakınız ve yerdeki kafatasını görünüz. Tuvaletler üzerinden politika analizi yapabilen, Fransız tuvaleti, Alman tuvaleti ve Amerikan tuvaletlerinin karşılaştırmalı analiziyle sistemleri çözümleyen Zizek, kim bilir bizim alaturka tuvaletler üzerinden nasıl bir memleket analizi yapardı.

 

“Kim ola ki bu deli?” der iseniz, tanımayanlar için küçük bir giriş yapalım: Yeni solun deli dâhisi Zizek, çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını Tito Yugoslavyası’nda geçirmiş, üniversite yıllarında felsefeye, özellikle de Alman idealist felsefesi ve Heidegger’e yönelmiş bir düşün insanı. Felsefe doktorasını aldıktan sonra Fransa’ya giderek psikanaliz eğitimi görüyor ve ünlü Fransız psikanalist Jacques Lacan’ın öğrencisi Jacques Alain-Miller ile çalışıyor. Ve sonrasında gelsin kitaplar; popüler kültürden Hıristiyan felsefesine, psikanalizden Leninizm’e, sinema eleştirisinden gündelik politikaya yamuk yamuk bakışlar...

 

Bilgi’nin konferans salonunda, dakika bir gol bir, nasıl bir kişi olduğunu gösterdi kendisi. Masasının üstüne konulan çiçekleri sevip sevmediği meselesi üzerine, “Plastik çiçekleri severim, çünkü su istemezler” cevabını vererek herkesi güldürdü. Ve sonrasında, hep beraber, güleriz ağlanacak halimize mevzularına geçildi. Meselemiz, “Günümüzde hâlâ anti-kapitalist olmak mümkün mü?” Zizek pek sevdiği yazarlardan Kafka’dan, “Bürokrasi ölümlülerin ilahi boyuta yaklaşabildiği en yakın nokta” alıntısıyla girdi mevzuya. Sonra İtalyan gazeteci arkadaşının yaşadığı bir olayı anlattı. Yazısını okuyan sevgili editörleri, “Kapitalizm kelimesi yerine başka bir kelime kullanamaz mısın, mesela ekonomi falan gibi” bir öneri getirmişler İtalyan gazeteciye. Bu da kapitalizmin gerçek ve total zaferinin, son 20-30 yıldır nasıl da ortadan kalktığını gösteriyor olsa gerek bizlere.

 

“Bizi ancak Tanrı kurtarır”

 

Zizek eşliğinde bugünün soluna bakar isek: İlk olarak Blair-Schröder gibi yüzler çıkıyor karşımıza. Liberal, demokratik, kapitalist çerçevenin tam olarak kabulü yüzleri. İnsan yüzlü küresel kapitalizm. İkinci olarak da, ara alanlarda hareket etmeyi öğrenmiş, direnç politikalarını benimsemiş, iktidara gelmeyip, iktidarla parazit misali ilişki kuranlar. “Bütün mücadele boşuna, Heidegger’in dediği gibi: Bizi ancak Tanrı kurtarabilir”ciler de bir başka biçim. Bir de, mücadelenin geçici olarak boşuna olduğunu kabul edip, “Henüz hazır değiliz, hazırlanmalıyız da gelmeliyiz”ciler var.

 

Tüm bunların arasında en güzeli, Zizek’in de dediği gibi, küresel kapitalizmle mücadelede gerçeklik ilişkimizi değiştirmek. Zizek’in sempati duyduğu bir başka ‘savaş’ biçimi de Meksika’daki Zapatista hareketi. Mücadele alanını günlük pratiklere çevirmek, kooperatifler kurmak vs. Böylece zamanla, kendiliğinden sermaye çökebilir. Ve son seçenek, başarısız ama kahramanca, klasik Marksist tavrı yeniden kurmaya çalışmak.

 

Burada Zizek, İtalya’da, 1960'ların ve 70'lerin işçi hareketine damgasını vurmuş Negri’yi örnek veriyor. Ve ne şaşırtıcı ki, sonuç itibariyle bunların hiçbirinin kurtuluş olmadığını belirtiyor. Özetle, günümüzde gerçek bir solcu tavır yok Zizek’e göre. Ve bu da bir travma. Marx’ın dediği gibi, kapitalizm bir vampir ise şayet, vampirlerin ölmediğini ve tekrar tekrar dirilebildiklerini unutmamalıyız. Hem de Çin devrimi gibi devrimlere rağmen.

 

Sezar’ın hakkı Sezar’a

 

Günümüz koşuşları içinde her tanım değişmişken; artık işçiler en yoksullar değilken; fakirler, en çok çalışan, en verimli kişiler değilken, ne yapmalı, ne etmeli? Öyleyse, gelsin Zizek’ten Venezuela örneği. Venezuela’da iktidar, petrol gelirlerini yoksullara dağıtıyor. Petrol doğal bir kaynak bildiğiniz gibi ve Marx der ki: “Doğal kaynaklar bir emek kaynağı değil.” Böylesi paradoksal durumlarla karşı karşıyayız özetle günümüzde.

 

Burada yarı şaka, yarı ciddi, ‘Tarihin Sonu’ teorisini ortaya atan Fukuyama giriyor devreye. Zizek, “Fukuyama, ‘Tarihin Sonu’ dediğinde, insanlar ‘Ne de aptal bir şey bu’ demişlerdi. Ama bana göre de yüzde 95’imiz fiiliyatta Fukuyama’cıyız” diyor. Radikal sol bile artık sermayeyi sorgulamaz olmuşken hele. “Azınlık hakları, çok kültürlülük dalgaları, cinsel özgürlükler vs. tamam da, ya sermaye sorgusu nerede?” diye soruyor Zizek haliyle. Ve hâlâ 30 yıl önceki tartışmaların yapıldığından yakınıyor: Devlet olsun mu, kapitalizm sonsuza kadar kalacak mı?

 

Tüm bu klişe soruların ötesinde, bir de gerçekler var. “Son 60 yılda Avrupa’ya bakın mesela” diyor Zizek: “Sezar’ın hakkını Sezar’a verirsek, hiç bu kadar güvenlik ve refah içinde olmamıştı.” Bu durumda kapitalizmin doğallaştırılmasını kabul mü edeceğiz? Evet, ama hangi koşullarda? Burada da dört mevzu var önemli olan.

 

Kanada plajında evin hazır mı?

 

Birincisi ekoloji. Bir kere sistem, bir kriz yaşandığında, krizden yararlanarak kendisini yenilemeyi başarıyor. Burada devreye komik Zizek giriyor ve ABD’de olası bir küresel felaket karşısında gerekli hazırlıkların yapıldığını anlatıyor. Hatta “Kuzey Kanada plaj olacak” diye şimdiden, 50 yıl sonraki güzel plaj evleri için emlak satışı başlamış. Özetle, kapitalizm dediğin her türlü felakete hemen uyum sağlar. İkinci mevzu, özel mülkiyet hakları, fikri mülkiyet hakları.

 

Peki bunları nasıl koruyacağız? Mesela biyo-genetik, genlerimizin copyright’ını aldı bile. Napster gibi sitelerden, ortak paylaşımla ulaşabiliyoruz bedava Metallica’ya bile. Mülkiyet nosyonu, yolunu şaşırdı özetle. Bu piyasayı, EKG’ye benzeterek, durumu bir kalp krizi olarak tanımlıyor Zizek. Üçüncü önemli mevzumuz yeni tekno-bilimsel gelişmelerin etkileri. Biyo-genetik deneylerle insan doğasını bile değiştirebiliyorsak... Ve son olarak yeni kodlar. 11 Eylül’le birlikte örülen duvarlar. Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte, yıkılan duvarlara karşı oluşturulan İsrail-Filistin, Amerika-Meksika duvarları. 

 

Doğu Berlin haritalarında beyaz nokta olarak görülen Batı Berlin’den bahsedip, gözlerimizi bütün beyaz noktalara, gecekondulara çeviriyor Zizek sonra. Bu dünyada yegâne hür kişiler, Zizek’e göre gecekondularda yaşayanlar. İşte yapmamız gereken, bu kesimi organize ve disipline etmek. Tıpkı Chavez’in yaptığı gibi. Zizek’e göre, Chavez’in en büyük başarısı, gecekondudakileri mobilize ederek, oradaki insanları siyasi sürecin içine sokması. Fransız Devrimi ve eski Yunan’a bakar isek, belki de yapılması gereken, eski Yunan’daki gibi, “Biz köleler olarak aristokratların haklarını değil, her şeyi istiyoruz” demek.

 

Yalan yalan yalan!

 

Dışarıdakini içeride kılmak meselesini konuşurken, Brigitte Bardot’ya geliyoruz. Zizek’e göre kendisi, bir yandan fanatik bir yeşilken, bir yandan da kurban kesen Cezayirlilerin  Fransa’yı kirlettiğini iddia eden bir ‘duyarlı’ kişi. Sonuç itibariyle Bill Gates’in en yüce hümanistlerden olduğu, Rupert Murdoch’ın acayip çevreci olduğu bir dünyada yaşamaktayız. Yalanı bırakıp ‘gerçek’e bakmalıyız. Gerçek demişken, Zizek’in konuşması sırasında insanları en çok güldüren örneklerden biri de 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezi’ne çarpan uçakta insanların ölmeden önce sevdiklerine çektikleri mesajlar.

 

Hepsi, o insanları ne kadar sevdikleri üzerine. Oysa Zizek olsaydı orada, karısına ne kadar bir bela olduğunu, kendisinden boşanacağını söylerdi. “Dürüst ol ciğerimi ye” mantığıyla hareket edilse, insanlar ahlakçı ahlakçı gezinmese, klişelerden kurtarılsa beyinler...

 

Evrenselliği savunanların dayanışması için de güzel günler göreceğiz belki de. Sonuç itibariyle Zizek de bilmiyor ki, keza finalde de söylediği gibi; kendisi iyi bir sorun görücü, çözücü değil...

                                                   ________________________

Berrin KARAKAŞ

 

(1040 – 8 Kasım 2007)

18.11.07

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.