|
Yumurta’nın her bir karesi, içinde binlerce kelime barındırıyor. Zaman,
bir kabuğu andıran karelerin içinden upuzun ve dümdüz akıyor. Boş bir arazide,
yaşlı bir kadının uzun yürüyüşüyle açılan film, hayatları boyunca toprakla
uğraşmış insanlar gibi ağır, ama kök salan adımlarla büyüyor. Bütün araziler
gibi, filmin üzerinde uzandığı toprak da bağrında kuyular barındırıyor. Filmin
baş kahramanı Yusuf’un rüyasında gördüğü gibi kuyulara düşmek ve kaybolup gitmek
çok kolay.
‘Yumurta’, usulca başlıyor ve seyirciyi hemen kendi hızına
alıştırıyor. İstanbul’da bir sahaf işleten şair Yusuf, gecenin bir saatinde
gelen müşterisine yemek kitabı satacak ve onu para yerine şarapla değiş tokuş
edecek kadar kendi kendine yeten bir adam. Upuzun bir zaman diliminden oluşuyor
onun hayatı. Bir kitap gibi kendi içinde yaşıyor. Ama hiç beklenmedik anda
yaşanıveren olaylar, bir anda tüm hayatını değiştirebiliyor. Annesinin ani ölümü
onu doğup büyüdüğü kasabaya, Tire’ye geri döndürüyor. Çocukluğunun ve
gençliğinin geçtiği evde, şimdi Ayla adında genç bir kız kalıyor. Beş yıldır
annesiyle beraber yaşayan bu uzak akraba, bir an evvel üniversiteyi kazanıp
büyük şehre gitme hayalleri kursa da, diğer yandan geleneklerine ve köklerine
oldukça bağlı.
Ölüm ve yeniden
doğum
Ölen yakınlarının yerine bitkiler büyüten ve onlarla sohbet eden annesi,
bir adak adamış ve şimdi bu adağı yerine getirmek Yusuf’un boynuna kalmış.
Yumurtanın kabukları çatlamaya başlıyor. Yusuf’un kabuğundan çıkması için kanın
akması gerek. Ayla’yı da alıp kurbanı kesmek için Tire’ye üç-dört saat
uzaklıktaki yatır türbesine doğru yola çıkıyor. Yolda ziyaret ettikleri üç yaşlı
kadın, kozmosta kendi halinde yol alan mitolojik kuş kadınları, hatta belki de
kümesteki tavukları hatırlatıyorlar. “Aaa, sigara da bırakılır mı hiç?” gibi
sorularla hayretlerini dile getiren bu hafif bunamış kadınların, kapılarını her
çalana verebilecek bollukta reçel, peynir ve baldan oluşan büyük bir hazineleri
var.
Kurbanlığın seçileceği sürünün otlağa gitmesi nedeniyle, Ayla ve
Yusuf geceyi krater gölünün kenarındaki bir otelde geçiriyorlar. Yeryüzünün
kabuğunun oluştuğu günlerden kalan bu kadim göl ve ertesi gün kurban edilen koç,
yeniden doğuşun acımasızlığını simgeliyorlar. Bu açıdan bakıldığında İstanbul’a
doğru yola çıkan Yusuf’u bütün gece esir eden ve her hareketinde onu durduran
Kangal köpeği de bir anlamda ruhu ölümle yaşam arasındaki karanlıktan geçiren ve
yeniden doğmasına yardım eden bir çoban.
Bu
sene Altın Portakal’ı kazanan ‘Yumurta’ ağır sembollerle dolu bir film. Bu
sembolleri tanımakta ve filmi seyrederken onları yaşamakta zorluk
çekebilirsiniz. Ama kendinizi filme bıraktığınızda, yumurtanın içinde doğumu
bekleyenin yalnızlığını içinizde hissedeceksiniz.
Yumurta
****
Yönetmen:
Semih Kaplanoğlu
Oyuncular: Nejat İşler, Saadet Işıl Aksoy, Ufuk
Bayraktar
|