Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Film Şeridi / Yumurta / Delal Aydın
Yumartanın kozmik kabuğu

Uzaklarda bir şato gibi yükselen koruluklar, çiçek açan ölmüş akrabalar, gitmenize izin vermeyen çoban köpekleri. 'Süt' ve 'bal' ile birlikte, 'Yusuf' üçlemesinin ilk filmi olan 'Yumarta', zamansız bir güzelliğin filmi

Yumurta’nın her bir karesi, içinde binlerce kelime barındırıyor. Zaman, bir kabuğu andıran karelerin içinden upuzun ve dümdüz akıyor. Boş bir arazide, yaşlı bir kadının uzun yürüyüşüyle açılan film, hayatları boyunca toprakla uğraşmış insanlar gibi ağır, ama kök salan adımlarla büyüyor. Bütün araziler gibi, filmin üzerinde uzandığı toprak da bağrında kuyular barındırıyor. Filmin baş kahramanı Yusuf’un rüyasında gördüğü gibi kuyulara düşmek ve kaybolup gitmek çok kolay.

 

‘Yumurta’, usulca başlıyor ve seyirciyi hemen kendi hızına alıştırıyor. İstanbul’da bir sahaf işleten şair Yusuf, gecenin bir saatinde gelen müşterisine yemek kitabı satacak ve onu para yerine şarapla değiş tokuş edecek kadar kendi kendine yeten bir adam. Upuzun bir zaman diliminden oluşuyor onun hayatı. Bir kitap gibi kendi içinde yaşıyor. Ama hiç beklenmedik anda yaşanıveren olaylar, bir anda tüm hayatını değiştirebiliyor. Annesinin ani ölümü onu doğup büyüdüğü kasabaya, Tire’ye geri döndürüyor. Çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği evde, şimdi Ayla adında genç bir kız kalıyor. Beş yıldır annesiyle beraber yaşayan bu uzak akraba, bir an evvel üniversiteyi kazanıp büyük şehre gitme hayalleri kursa da, diğer yandan geleneklerine ve köklerine oldukça bağlı.

 

Ölüm ve yeniden doğum

 

Ölen yakınlarının yerine bitkiler büyüten ve onlarla sohbet eden annesi, bir adak adamış ve şimdi bu adağı yerine getirmek Yusuf’un boynuna kalmış. Yumurtanın kabukları çatlamaya başlıyor. Yusuf’un kabuğundan çıkması için kanın akması gerek. Ayla’yı da alıp kurbanı kesmek için Tire’ye üç-dört saat uzaklıktaki yatır türbesine doğru yola çıkıyor. Yolda ziyaret ettikleri üç yaşlı kadın, kozmosta kendi halinde yol alan mitolojik kuş kadınları, hatta belki de kümesteki tavukları hatırlatıyorlar. “Aaa, sigara da bırakılır mı hiç?” gibi sorularla hayretlerini dile getiren bu hafif bunamış kadınların, kapılarını her çalana verebilecek bollukta reçel, peynir ve baldan oluşan büyük bir hazineleri var.

 

Kurbanlığın seçileceği sürünün otlağa gitmesi nedeniyle, Ayla ve Yusuf geceyi krater gölünün kenarındaki bir otelde geçiriyorlar. Yeryüzünün kabuğunun oluştuğu günlerden kalan bu kadim göl ve ertesi gün kurban edilen koç, yeniden doğuşun acımasızlığını simgeliyorlar. Bu açıdan bakıldığında İstanbul’a doğru yola çıkan Yusuf’u bütün gece esir eden ve her hareketinde onu durduran Kangal köpeği de bir anlamda ruhu ölümle yaşam arasındaki karanlıktan geçiren ve yeniden doğmasına yardım eden bir çoban.

Bu sene Altın Portakal’ı kazanan ‘Yumurta’ ağır sembollerle dolu bir film. Bu sembolleri tanımakta ve filmi seyrederken onları yaşamakta zorluk çekebilirsiniz. Ama kendinizi filme bıraktığınızda, yumurtanın içinde doğumu bekleyenin yalnızlığını içinizde hissedeceksiniz.

Yumurta ****

     Yönetmen: Semih Kaplanoğlu

     Oyuncular: Nejat İşler, Saadet Işıl Aksoy, Ufuk Bayraktar

18.11.07

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.