|
TEMPO: Askerde vatan hem
annedir hem sevgili hem de arkadaş. Vatan her şeydir ve uğruna ölünecek tek
şeydir. Ama filminiz bunu biraz sorguluyor
gibi...
EMRE ERGÜL:
Filmi çektiğim dönem, bugünden çok farklıydı. O dönemde, insanların bu
yaşananları anlamasını istiyordum. Bir asteğmen, üniversite mezunu genç bir
çocuk askere gidiyor ve askerde yaşadıklarını bir türlü unutamıyor. 1993-95’te,
biz bunun örneklerini çok yaşadık. Zaten Can Dündar köşesinde yazdı, uzun metraj
olarak Uğur Yücel de filme çekti. O filmde sorgulanan ‘vatan’ değildi.
Sorgulanan ve sorgulanması gereken, askere giden çocukların dönüşte
unutamadıkları şeylerle ilgili olarak hem toplumun hem ülkenin hem de
Genelkurmay’ın daha hassas olması gerektiğiydi. Buna inandığım için bu filmi
çektim.
T.: Filminize esin
kaynağı olan haberdeki askerin ailesinin bilgisi oldu mu, onlarla da görüştünüz
mü?
E.E.: Bunu,
çekimden sonra, yaklaşık dört ay kadar kendi aramızda tartıştık. Ben gidip
aileyle tanışma taraftarıydım. Hatta Ümit’i de (Olcay) götürme taraftarıydım.
Ama Ümit, her şeyin bizim yaptığımız şekilde saf duygularla
anlaşılamayabileceğini, aslında bilmeden de olsa acılarını, yaralarını
deşebileceğimiz yönünde beni ikna etti.
T.: Ümit Olcay da filme
konu olan olaydan ciddi anlamda etkilenmiş izlenimi
bırakıyor.
E.E.: Ümit’i
gördüğüm anda, başrolde olması gerektiğini düşündüm. Aynı gece senaryoyu
gönderdim ve gece 24:00 civarı beni aradı. “Senaryoyu okudum, beni başrolde
düşünüyorsan olurum, ben bu filmde başka herhangi bir rolde de olurum” dedi. O
da bu işe gönlünü koydu. 20 dakikalık kısa bir film gözüyle bakmadı bu işe.
Sinema filmi gibi baktı, öyle çalıştı ve bence filmdeki oyunculuğunun başarısını
da böyle yakaladı.
T.: Zaman her şeyi siler
mi?
E.E.: Siler.
T.: Filminizdeki asker
için silemedi ama...
E.E.: Çok ağır bir
travma onunki. Zaten onu anlatmak istedim. Biz şu anda güzel bir kafede
oturuyoruz, çayımızı içiyoruz. Bizim zor dediğimiz şeyler; aslında bir yerlerde
bizim için, bu ülke için çalışan, çatışan çocukların, kardeşlerimizin
yaşadıklarının yanında vız gelip tırıs giden şeyler. Bizim için evet, zaman her
şeyi siliyor; çünkü biz öyle şeyler yaşamadık.
Filmdeki askerin
yaşadığı travma, zamanla silinmeyecek bir travma. Bunu filmde anlatan cümle
şuydu: “Ben sizin için ölüyordum lan!” Amasya’daki galaya tugay komutanımız da
geldi ve “Bu film için çok teşekkür ederim. Hakkâri’de çalıştığım dönemlerde
Ankara’ya gelmiştim ve bir baktım ki Ankara’da bambaşka şeyler oluyor. Oralarda,
yaşananların hiçbiri ciddiye alınmıyor. Ben bir şey anlattığım zaman konu
değiştiriliyor” dedi. En üst konumdaki komutan dahi olsa, içine bir şeyler
oturuyor.
Toplum olarak,
kentlerde yaşayanlar olarak, yaşananları ciddiye almazsak bir yerde patlak
verir; filmdeki çocukta olduğu gibi. Bunun altını çiziyorum. Şu anda durum biraz
daha farklı. Şehit haberleri bizi ne kadar üzüyorsa, o kadar çabuk da
unutuyorduk yaşananları. Son Dağlıca olayı, hepimizi birleştirdi, sokağa döktü.
Bunun olması için
Dağlıca’da 12 kardeşimizi kaybetmemize gerek yoktu. Ya da bunlar olmamalıydı,
ama oldu. Ben filmi çekerken de bunları gündeme getirmek istedim. Bizim
İstanbul’da, Ankara’da, Antalya’da rahatımız yerindeyken, bizim çocuklarımızın
rahatı yerinde değil. “Bunu anlayın” filmidir 2 Eylül. Umuyorum, bunları
anlatabilmişimdir.
__________________
Heja BOZYEL
(1041 – 15
Kasım 2007)
|