|
TEMPO:
Bu kitapta yazanlar gerçekten oldu değil
mi?
Oguz Güven: Evet. Hiçbir abartı yok. İnteraktif
bir kitap. Birtakım yeni hikâyeler eklendi şimdi. Tarihin yitip gitmesine gönlüm
el vermediği için, sonra biraz daha eklenecek. 68 kuşağının hikâyeleri çok
yazıldı. Deniz Gezmişler falan. Onların kahramanları vardı. Bizdense kimse ön
plana çıkmadı o anlamda. Biz kendi kahramanlarımızdık.
T.:
Biz, neden bu kuşağa bu kadar
yabancıyız?
O.G.: “Sizi
yok edeceğiz, varlığınızı bile kimse hatırlamayacak” demişlerdi bize. Tarihi yok
edemezsiniz. Türk topraklarında yaşanmış en büyük başkaldırı bu ve bu insanlar
hâlâ hayatta.
Onlar bu ülkenin en büyük şansıydı; ama bu halk, korkudan veya
başka bir şeyden, çocuklarına sahip çıkmadı. Onların işkencelerde, zindanlarda
çürütülmesine, öldürülmesine ses çıkarmadı. Alkışladı. Ama o gençleri yok
saymanın acılarını bugün çekiyoruz. Çünkü politize olmuş bir gençlik vardı.
16-24 yaş arasındaydılar. Burada, bu insanların ülke yönetiminde söz sahibi
olduğunu düşünürsen, bugün çok farklı yerlerde olacaktık. Şimdiyse gençlik
hiçbir şey bilmiyor. Büyük bir kopukluk var.
T.:
Böyle olmasaydı, bugün hayatımızda ne
değişirdi?
O.G.: Türkiye
iktidarı için büyük bir şanstı. Ama bu, tarihin doğasında var, eğer dönüşümü
sizi ileriye götürecek tarzda kullanmazsanız; bu, sizi geriye itecektir. Şu
anda, “AB için 50-100 sene var önümüzde” diyorlar. Her ne kadar zaman varsa,
onun yarısı kadar olurdu. İnsan hakları, çevre konularında bulunulması gereken
ideal yerde dururduk.
T.:
Solun en büyük problemi nedir şu
anda?
O.G.:
Darmadağın olması. Bir araya gelememeleri. Şimdi hâlâ aynı fraksiyon kafasında
gidenler var. Toplum değişti. Şimdi ona göre, yeni sol politikalar üretmek
gerek. Mücadele devam ediyor, ama daha çok kişisel bazda devam ediyor. Savrulup
gidenler oldu. Dönek dedikleri de oldu. Sağcı insanlar da, kendini dine verenler
de oldu. Mühim olan düşünce bazında solun var olması.
T.:
Siz bugünkü özgüveninizin, o günkü olaylara bağlı olduğunu yazmışsınız
önsözde.
O.G.: Biz
sokakta iktidardık. Kimse size bir şey söyleyemezdi korkudan. Öyle bir yapı
vardı. Bu, insana büyük bir özgüven veriyor. Bir de diyalektik düşünmeye
başlıyorsunuz. Bu düşünce biçimi, olayları yorumlamanızı sağlıyor. 18 yaşındaki
bir insan ölüme gözü kapalı gitmişse, artık bütün zorluklar vız gelir ona.
T.:
Onca genç aynı anda nasıl böylesi büyük bir coşkuya
kapıldı?
O.G.: Kendinizi bir
yere kanalize etmek zorunda hissediyordunuz. Bir aidiyet duygusu ihtiyacı içinde
oluyordunuz. Aslında çok okuyup araştırıp içine girebileceğiniz bir şey değildi.
Olsaydı belki hareket de çok farklı olurdu.
__________________
Seda ARICIOĞLU
Fotoğraf: Haydar
ERÇİN
(1042 – 22
Kasım 2007)
|