TEMPO: Tebrik ederiz. Sevindirici bir gelişme. Sizi iyi
niyet elçiliğine kadar götüren yolu anlatır
mısınız?
AYŞE KULİN:
Turkcell’in sponsorluğunu yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin muhteşem
projesinin ‘Kardelenler’ kitabını yazdığım günden beri, kırsal alandaki
çocukların eğitimiyle yakından ilgilenmekteydim. O kitabın yazılışı sırasında,
eğitim eksikliğinin zararlarını yakından gördüm.
2002’den beri hiçbir ayrım
gözetmeksizin, özellikle kız çocuklara eğitim veren her kuruluşu maddi ve manevi
olarak desteklemeye başladım. ‘Kardelenler’ kitabımın telifi bir kuruşuna
dokunulmadan bu projeye aktarılıyor. Ayrıca ‘Sevdalinka’nın Sırpça çevirisinin
gelirini de Bosna Hersek’te bir çocuk bakımevine bırakmıştım. Sanırım beni
seçenler, çocuk sağlığına ve eğitimine verdiğim önemin samimiyetine inandılar.
T.: Bundan sonra ne gibi çalışmalarınız
olacak?
A.K.: UNICEF
bünyesindeki çocuklara ve gençlere ilişkin çalışmalara katkıda bulunmaya devam
edeceğim. Benden nasıl bir talepleri olur, henüz bilmiyorum.
T.: Bizler birey olarak ne gibi çalışmalara
katılabiliriz?
A.K.: Ben
imkânı olan her bir kişinin, Doğu kırsalında ya da şehir varoşunda yaşayan,
yoksul ve okulsuz çocuklardan en az bir tanesinin elini tutması gerektiğine
inanıyorum. Bu yardımları örgütlemeye hazır onlarca dernek ve kurum var. Okullar
zengin semtlerde her çocuğa bir kardeş edinebilirler. Çocuklara pek az
paralarla, mektuplarla, kitaplarla veya sadece telefon ederek, ilgilenerek
sevgiyle ulaşabilirler. Biz, karanlıkta kalan çocuklarımızın her birinin elinden
sıkıca tutmaz ve onları aydınlığa çekmezsek, yakında bir gün onlar bizi
karanlığa çekecekler.
T.: Türkiye’nin birincil ihtiyaçları
nedir?
A.K.: Beni
konuyu abartmakla suçlayabilirsiniz, ama samimiyetle, ülkemin başat sorununun
eğitim eksikliği olduğunu düşünüyorum. Kafaları Ortaçağ’a ayarlı bıraktığımız
sürece, teknolojiyi istediğiniz kadar geliştirin, hiçbir işe yaramıyor.
T.: İyi niyet elçiliği hayatınızı nasıl
değiştirecek?
A.K.: Birkaç
yıldan beri zaten UNICEF adına okul yapma ve çocukları okullara yönlendirme
kampanyalarına katılıyor, kişi ve kurumlara mektuplar yazıyordum. Aynı
çalışmaları sürdürecek ve gerekirse tanıtım ve bağış toplamak için yurtiçinde
gezilere çıkacağım.
T.: İyiliği nasıl
tanımlıyorsunuz?
A.K.: İyilik
bizim öz kültürümüzün bir parçası. Dinimizde ve geleneklerimizde önemli bir yeri
var. Bizler, komşumuz açken, tok yatmaktan rahatsız olan bir toplumduk.
Dinimizin, Müslümanları zekât ve fitre vermeye yönlendirmesi gerekmiyor mu? Ben
zekât veren zengin hiç tanımadım. Bilgiyi de ekmeğimiz gibi paylaşmamız
gerektiğine inanıyorum. İyiliği, varlığı, zamanı, bilgisi bolca olanın, olmayana
gönül kırmadan vermeye gayret etmesidir diye düşünebilir
miyiz?
__________________
Seda ARICIOĞLU
(1044 – 6
Aralık 2007)
|