|
Şehirli insanın en temel sorunlarından biri, boş zamanların verimli
değerlendirilememesi. Hafta sonlarında, alışveriş merkezleri dolup taşıyor.
Pazar akşamı, geçen iki güne baktığımızda, çoğu zaman, oradan oraya
koşturduğumuzu ama sonuçta kayda değer hiçbir şey yapmadığımızı anlıyoruz.
Hobiler bizi iş ve şehir hayatının stresinden, özel sorunlarımızdan önemli
ölçüde uzaklaştırabilir. “Ama hobi de para ister” dediğinizi duyar gibiyiz. Oysa
tüm hobiler illa ki büyük paralar gerektirmiyor.
Haberimizde sizi, fazla para gerektirmeyen, üstelik tarihi bir
atmosferde, sanatla iç içe zamanlar geçirebileceğiniz bir kursa götürüyoruz.
Sözünü ettiğimiz yer, Caferağa Medresesi. Sultanahmet’te, Ayasofya Müzesi’nin
hemen yanında bulunan medresede, kursiyerlere, üç aylık periyotlarda Osmanlı el
sanatları ve müziği öğretiliyor. Osmanlı tarihine ve sanatına meraklıysanız,
kurs sizin için biçilmiş kaftan.
Kurs bedeli 120 YTL
“İstanbul’da bu fiyata kurs var mı? Hem de Osmanlı sanatlarını
öğretebilmek için” diyerek Sultanahmet’in yolunu tuttum. 1559 yılında, Kanuni
Sultan Süleyman döneminde, Babbüssaade ağalarından Cafer Ağa tarafından, Mimar
Sinan’a yaptırılan medrese, içeri girdiğinizde tarihi dokusuyla sizi gerçekten
büyülüyor. İstanbul’un karmaşasından bir anda sıyrılıp, yüzyıllar öncesine
dönüyorsunuz.
Ortada büyük bir avlu ve etrafındaki atölyelerden oluşuyor Caferağa
Medresesi. Nefis yemekler yapılan bir de restoranı var. Turistler de ilgisini
esirgemiyor doğal olarak. Gelelim bizim asıl ilgimizi çeken konuya, kurslara.
Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından işletilen medresede ebru, hat, tezhip,
minyatür, kuyumculuk, seramik, porselen süsleme, Osmanlıca, ney ve kanun
kursları veriliyor.
Suya resim yapmak: Ebru
‘Suya yazı yazmak’ deyimi vardır ya, tam karşılıyor ebru sanatını.
Önünüzde bir tekne ve içinde kitreli yoğun bir su bulunuyor. Sonra üzerine fırça
yardımı ile boyaları damlatıyorsunuz ve zemin oluşturuyorsunuz. Daha sonra
aparatlar yardımı ile desenler suyun üzerinde oluşturuluyor. En sonunda bir
kâğıdı suyun üzerine yerleştiriyorsunuz. Sonrası mucizevi bir şekilde
gerçekleşiyor.
Kâğıdı belirli bir teknikle çektiğinizde, oluşturulan desen kâğıda
geçiyor ve sonra kurumaya bırakıyorsunuz. Ne yazık ki bunu yapması, anlatması
kadar kolay değil. 15 yıldır ebru yapan, kurs hocası Ayla Makas bana uygulamalı
olarak gösteriyor, onun sayesinde ilk ebrumu yapabiliyorum. Ayla Hanım’a
ortalama kaç aydan sonra kendi başımıza ebru yapabileceğimizi sordum. Bunun en
az üç ay alacağını öğrendim. Haftada bir gün, üç saatlik kurs için hiç de fena
değil. Ebru sanatının rahatlatıcı etkisi de cabası. Tüm kursiyerler, haftalarca,
sadece zemin yaptıklarında bile inanılmaz rahatladıklarını
belirttiler.
Kendi takını kendin yap
“Ebru bana göre değil” diyorsanız ve takılara meraklıysanız, kuyumculuk
kursunu deneyebilirsiniz. Atölyeye girdiğimde gördüğüm manzara ilginçti. Aslında
muhasebeci olan Fatoş Hanım elinde eğe, kolye ucunu törpülemekle meşguldü. “Bir
şeyler yarattığım için her şeyi unutuyorum” diye belirtti hislerini. 20 yıllık
bir sadekâr olan hocaları Mehmet Nasuh eşliğinde ben de bir şeyler yapmaya
çalıştım. Asgari bir buçuk yıllık bir devamlılık gerektiriyor kuyumculuk kursu.
Biraz uzun bir süre görünse de üç kursiyerin, kurs bitiminde kendi mağazalarını
açmış olmaları, derslerin başarısını ortaya koyuyor.
Kille dans etmek: Seramik
En eğlenceli görünen kurslardan biri de seramik. Altı yıldır öğretmenlik
yapan Cüneyt Özkaya’dan kursun inceliklerini öğrendim. Kendi fırınları olduğunu
ve özgür hayal gücüyle bir şeyler yarattığını belirtti. Seramik kursunda
tanıştığım bankacı Aynur Kurt, dil kursundan ahşap boyamaya kadar birçok
denemelerinin olduğunu ancak sadece seramiğin kendisini rahatlattığını söyledi.
Porselen süsleme
Özellikle kadınların ilgisini çekecek olan bu atölyenin
eğitmeni Nilgün Hanım iddialı. “Kursiyerlerimiz üç ayda bir fincan takımını
boyar hale gelebiliyor” diyor Nilgün Hanım. Hobinizi eve taşımak istiyorsanız,
porselen süsleme size göre olabilir. Çünkü evde de çalışmalarınızı rahatlıkla
yürütebilirsiniz. Medresede beş yıllık porselen süsleme kursiyerlerine
rastlıyoruz. Gerçi onlara kursiyer demek biraz haksızlık olur. Çünkü artık 70
parçalık porselen takımlarını süslemekle meşguller.
Kurslarda verilen dersler ilginç, mekân deseniz alıp sizi başka diyarlara
götürüyor. Bu kadar da değil. Caferağa Medresesi’nin belirtilmesi gereken bir
özelliği daha var: O da ortamdaki samimiyet. Kursiyerlerle öğretmenler
arasındaki iletişim çok sıcak. Herkes evinde gibi. Sadece Osmanlı sanatlarını
öğrenmekle kalmıyorsunuz, yeni dostluklara da adım atıyorsunuz. Medreseden
ayrılmak üzereyken, ney dersinin öğrencilerini görüyorum ve hemen hocaları Burcu
Hanım’a soruyorum: “Ne kadar üflerlerse üflesinler, bazı insanların aylarca
neyden ses çıkaramadıklarını duydum, doğru mudur?” Burcu Hanım, insanların hobi
edinmesine hep bu tür şehir efsanelerinin engel olduğunu belirtip ekliyor: “ Siz
gelin, ben üç ayda ilahi bile çaldırırım.”
Tarihi dokusu, iddialı ve bir o kadar eğlenceli öğretmenleri ve çoğu
kursa göre uygun fiyatları ile Caferağa Medresesi, öğrenim mekânı olarak
geçmişten gelen misyonunu da sürdürüyor. Üç aylık periyotlarla olan kurs
kayıtları 15 Aralık’ta başlıyor. Haftada bir gün, üç saat kurs veriliyor.
Medresede 23 konuda kurs verildiği için, haftanın tüm günlerine dağıtım
yapılmış. Zamanınız ve kesenize uygunsa, üstelik Osmanlı sanatlarına ilgi
duyuyorsanız, Caferağa Medresesi sizi bekliyor.
___________________________
Faris SEVEN
Fotoğraf:
Serkan ŞENTÜRK
(1045 – 13
Aralık 2007)
|