Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Kültür Sanat / Seda Arıcıoğlu
Aralandıkça kapanan sır perdesi

Paulo Coelho'nun son romanı 'Portobello Cadısı' soruyor: ''Kim olduğu hakkında bir fikri olmayan insan, kendisine ihanet etmeden yaşamaya nasıl devam edebilir?''

Coelho, bayrağını çoktan diktiği alana; tinsel arayışın cömert topraklarına geri dönüyor. “Kitabımın, dişi enerjinin hem erkeğin hem kadının içinde dirilişi etrafında döndüğünü söyleyebilirim. Bu iki enerji de gerekli; hem şefkatli hem acımasız olmalıyız. Bazen taşı kıran kılıç değil, suyun sabrıdır” diyen yazar, doğaüstü güçlere sahip Athena’nın içsel yolculuklarını öykülüyor. Aslında, öyküleyen tam olarak kendisi değil.

 

Kim olduğunu ancak kitabın sonunda öğrenebileceğimiz ana anlatıcının, kahramanımız Athena’yı tanıyanlarla -onu evlat edinen annesi, eski eşi, bir ara çalıştığı bankanın müdürü, mürşidi- yaptığı röportajlar kitabın bel kemiğini oluşturuyor. Yazar, bu geri dönüşlere dayalı tanıklıkları kullanarak, okuyucuyu Athena’nın bir günahkâr mı, yoksa azize mi olduğuna karar vermekte özgür bırakmaya çalışıyor.

 

Tanrıçalara inanırım

 

Anlatıcılar yoluyla Athena’nın Transilvanya’da yaşayan Romen bir Çingene’nin gayri meşru kızı olduğunu, daha bebekken annesi tarafından yetimhaneye bırakıldığını öğreniyoruz. Lübnanlı, ABD Başkanı’nı evine konuk edebilecek kadar zengin ve söz sahibi bir aile tarafından evlat edinilen Athena’nın, geleceği sezmek gibi özel güçleri olduğunun henüz âdet görmemiş bir kızken fark edilişine, 19 yaşındayken, Londra’da kolejde tanıştığı bir gençle yaptığı kısa süren evliliğine, oğlu Viorel’in doğumuna ve hattatlıktan, Dubai’de emlakçılık yapmaya kadar çeşitli işlerde çalıştığına tanıklık ediyoruz.

 

Kitabın ikinci yarısı, Athena’nın doğduğu günden beri içinde var olan güçlerin peşinden gidişine ve köklerini arayışına odaklanıyor. Elbette yine değişik anlatıcılar tarafından aktarılıyor bu yolculuk. Coelho’nun bu çeşit bir anlatım dili seçmesinin sebebi, aynı olayları, herkesin ancak kendi tarihinin şekillendirdiği biçimlerde algılayabileceğini vurgulamak. 

 

Anlatılardan, Athena’nın onu tanıyan çoğu insan için yalnızca bir muamma olduğunu değil, herkesin bambaşka Athena’lar tanıdığını, hatta belki sadece kendi yarattıkları bir Athena’yı bildiklerini öğreniyoruz. Kitap, insanın kendini ancak başkalarının onu nasıl algıladığını öğrenerek tanıyabileceğini söylüyor. Burada okuyucu kendisine dönüyor. Arkadaşlarımı, dostlarımı, annemi gerçekten tanıyor muyum? Daha ciddi olanı; kendimi tanıyor olabilir miyim? “Tüm kitaplarımda ‘değişim’i işliyorum. Eğer siz değişmezseniz, dünya sizi değiştirecektir. Kimsenin, hiçbir şeyin değişmesini istemeyen bir sistemin içindeyiz” diyen Coelho, Athena gibi kadınlar sayesinde sistemin evrileceğine inanıyor.

 

Mesele şu ki; Athena her ne arıyorsa bunu bir cadı gibi değil, insan gibi arıyor. Boşlukları, hayatındaki sessizlikleri doldurdukça, daha da tatminsiz bir hale geliyor... “Dünya bu tatminsizlik sebebiyle dönmeye davam ediyor. Çocukları düşünün; onlar yaşamın özüne bizden daha yakındırlar. Ama onlar da asla tatmin olmazlar. Ben hepimizin içinde dış dünyayı devamlı merak eden bu çocuğun olduğuna inanıyorum.” Athena, sessizliği ve boşluğu hoş karşılamayı öğrendiğinde, yeniden harekete geçecek gücü buluyor kendinde. Bir yol göstericiye; kimileri için bir azizeye, kimileri içinse bir günahkâra dönüşüyor. Aynı anda hem korkulan hem saygı duyulan bir kadına.

 

“Benim içimde de boş alanlar var. Hangimizin yok ki. Problem boşlukların var olması değil. Bizim onların varlığını kabul etmemizle ilgili. Toplum, bizim şeffaf olmamızı istiyor. Tehlikeli olan da bu zaten. Bazı şeylerin kavranamayacağını kabul edip, boşluklara ve var olan gizeme saygı duymak lazım” diyor yazar. Tıpkı Athena’nın önce kabul etmeyi, sonra saygı duymayı öğreneceği gibi.

 

İşaretler Tanrı’nın dilidir

 

Coelho, kitabına son noktayı koyduğunda tarih 25 Şubat 2006’yı, saat 19:47’yi gösteriyormuş. Yazar 1947 doğumlu olduğu için, kitabın tam 19:47’de bitmesinden etkilenip, kitabın sonuna saati not düşmek istemiş. “İşaretlerin beni yönlendirmesine izin veriyorum. İşaretler Tanrı’nın dilidir ve sizi gitmeniz gereken yere götürürler. Bu, yaşarken geliştirdiğiniz kişisel bir dildir” diyor yazar. Ancak Coelho’nun bu kitapta kullandığı dil, ruha adanmış bir hayatın mest edici güzelliklerini yakalayamıyor. Athena, rengârenk bir cadı olarak algılanabilecekken, kendisinden başka bir şeye konsantre olma güçlüğü çeken bir kadın gibi portre edilmiş. Veya ondan bir adım fazlası diyelim. Coelho’nun ‘Portobello Cadısı’nda basmakalıp bir tinselliği yeniden ısıtıp okurlarına sunduğu, bu kitabın kalabalıkların beğenilerinden şüphe edenlere göre olmadığı söylenebilir.

18.01.08

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.