|
Derimin
derinlikleri
“Fahişelikle ilgili
hatırladıklarım mı? Gecenin üçünde tükenmiş enerjimizi geri kazanmak için
kızlarla beraber dondurma yediğimizi, ipeksi tenleriyle cılız, utangaç
oğlanları, envayi çeşit penis kokusunu, kahkahaları, üzerimde debelenen kaba
erkek bedenlerini hatırlıyorum... (...) Âşıktım. O eroin kullanıyordu. İğne,
derimi aşıp, damarıma girerken, sadece o anlık bir eğlence içindeyim
sanıyordum,. Oysa, en az adam kadar sevdim eroini. O kadar sevdim ki ondan ayrı
kalmamak için kendimi satmaya başladım...”
Gözleri tamamen
açık
“18 Ağustos. Paris, Jardins du
Luxembourg Parkı. Kadın, bardaktan boşanırcasına yağan yağmura rağmen bankta
oturan adamın yanına ilişir. Hiç konuşmadan otururlar bir süre. Sonra ansızın,
sanki uzun zaman önce planlamışlar gibi kalkıp, parkın karşısındaki otele
giderler. Birbirine hasret sevgililer gibi, kutsal anı sözlerle kirletmeden,
sevişirler. Adam, kadının sevişirken gözlerini hiç kapatmadığını, tek isteğinin
kocasını aldatmak olduğunu henüz bilmiyordur. Asla da
öğrenmez.”
Kırmızı Başlıklı
Kız
“Al yanaklı masal kahramanı,
büyükannesinden çıkıp kendi evine giderken, yine derin ormanların içinden geçmek
zorunda kalır. Orman demek, başka kurtlar, otların arasında kıvrıla kıvrıla
ilerleyen yılanlar demektir... Bekâretini ondan alan yılanın onu hep seveceğine,
büyükannesini yemiş olan kurtların kendisini bir daha acıtamayacaklarına inanmak
ister. İçine kaç baltayla girilirse girilsin, ormanın orman kalacağını ne zaman
öğrenecektir?”
Geçen hafta İtalya, 2007 yılı içinde
yayımlanan bu üç kitabı konuşuyordu. En sonunda kadınlar, karanlık arzularından
cesurca bahsedebiliyordu işte!
Yukarıda bahsettiğimiz ilk kitap, Kate Holden’a ait. ‘Derimin
Altında’ Kate Holden, Kate adında
ve yine yazar gibi Avustralyalı olan bir kadını anlatıyor. Parlak bir genç
kadın, eroin bağımlısı olur ve alışkanlığını devam ettirmek için fahişelik
yapmak zorunda kalırsa ne olur? Kate Holden, kendisiyle aynı adlı kahramanının
hızla düştüğü yerden binbir zorlukla çıkışını irdeliyor. Genelevde diğer
fahişelerin ve kendi yaşadıklarına gözlerini kaçırmadan inatla bakarak,
gördüklerini adeta çizer gibi kâğıda dökerek çıkıyor derinlerden. Holden, bir
ayna vazifesi görerek okuyucusuna olaya yakın bir röntgenci olma, böylelikle
kendi tahlilini yapma imkânı veriyor. Ve işte mutlu son. Kate, bir zamanlar
eroin bağımlısı ve fahişe olan yazar Kate Holden gibi bu kötü durumdan, onu
yazarak kurtuluyor...
İkinci kitabımız, ‘Yağmur Arzuyu
Öldürmez’. Kitabın yazarı Veronique Olmi, fiziksel ve ruhsal açıdan tükenmiş bir
kadının hikâyesini anlatıyor. Kötü bir evlilik yaşayan kadın -büyük ihtimalle
yazarın kendisi- hiç tanımadığı adamla, kendisini aldatan kocasından intikam
almak için sevişiyordur aslında. Şimdi sıra ondadır ve ne yaptığını asla
unutmamak için sevişme boyunca gözlerini kapatmaz. Uzun sevişmeden sonra, adam
konuşmaya başlar. Acılarını bu esrarengiz kadına kusmak istiyordur ama
kahramanımız bu duygusallığı son derece itici bulur. Nihayetinde herkes acı
çekiyordur. Acıdan kaçış yoktur.
İyi kızlar cennete, kötü kızlar her
yere gidiyorsa, Rosie Little gibi ne iyi ne kötü olan kızlar nereye gitmektedir?
Danielle Wood’un ‘Rosie Little'ın Kızlar İçin Sakıncalı Masalları’ adlı
kitabıyla cevap aradığı soru bu... Kurtlar, yılanlar, cadılar arasında yol
almaya çalışan bir modern masal kahramanı, 21’inci yüzyılın Kırmızı Başlıklı
Kız’ı. Rosie, bazı erkeklerin aslında kurt olduklarını, otların arasında kıvrıla
kıvrıla ilerleyen yılanlardan sakınmak gerektiğini ve ancak masalların masalsı
sonları olabileceğini biliyor. Ama o, kendi yarattığımız derin ormanlardan
çıkmanın bir yolu olduğunu unutmayacak kadar sağlam biri.
Yazar, “Genç kızlara cinselliği
anlatmak için yazılan tüm saçmalıklar sinirimi bozuyor, kahramanım Rosie Little
bakireliğini son derece uygunsuz bir şekilde kaybetmesine rağmen yoluna devam
etmeyi biliyor. Rosie, ne bir kurban, ne de edilgen bir prensestir” diyor. 34
yaşındaki Wood’un bir kız çocuğu var: “Onun ormanda kaybolmasına izin
veremezdim. Bu yüzden yolculuğu sırasında ona kılavuzluk edecek bir kitap
yazdım...”
İşte bu kitaplar 2007’nin kadın kalemlerinden çıkan
ve ses getiren kitaplarıydı. Elbette kadın yazarlardan pek çok değişik hikâye
okuduk. Ancak belki de yeni olan kadınların seksi ‘âşık oldukları’ adamla
yaşayabilecekleri bir ruhsal birleşme gibi görmekten vazgeçmeleriydi. İntikam
almak, eğlenmek için, seksten alacağı hazzı nasıl arttırabileceğini araştırmak
için seks yapan kadınlar... Peki, bu kitaplar 21’inci yüzyılda ‘edebiyat eseri’
olarak anılabilir mi? ‘Cesurca’ yayımlanan bu eserler, birer günce olmaktan
ileri gidebiliyorlar mı? Bu kitapların aslında yine kadınlar için yazılmış
olmaları, edebiyattan değil de belki en sonunda sahip olabildikleri ifade
özgürlüğünden bahsetmeyi kolaylaştırıyor.
Yazarlara
sorduk
Adalet Ağaoğlu: “Yeter artık. Bana böyle şeyler
sormayın. Kusura bakmayın, sorunuzu dinlemeyeceğim. Çünkü ben kadın yazar
değilim. Ben bir yazarım. Aynı gün içinde o kadar çok tuhaf teklif aldım ki. Ne
zaman beni arasalar, ya kadın yazarlarla ya da cinsellikle ilgili soru
soruyorlar. Bıktım artık. Bunların hepsi magazinsel işler. Ben istediğim zaman,
istediğim şeyi kendim yazarım.”
Pınar Kür: “Erotik edebiyatın cinsel duyguları
okşayan bir şey olması gerekir. 21’inci yüzyıl itibariyle erotizm tanımı
değişmiş olabilir. Artık şiddet, işkence üzerine yazılanlar çoğaldı. Ben de bu
konuda çok zorluk yaşadım; ‘Asılacak Kadın’ erotik edebiyat eseri değildi.
Kadınların cinsel ezilmesi üzerine bir kitaptı...”
Elif Şafak: “Kadın yazarlarla erkek yazarlar eşit
koşullarda yazmıyor, yaşamıyorlar. Erkek yazarlar her şeyden evvel ‘yazar’
olarak algılanıyor. Kadın yazarlar ise her şeyden evvel ‘kadın.’ Kadın
yazarların kendilerini zırhlandırmaya daha çok ihtiyaçları var. Bu şartlar
altında cinselliği yazmaları hiç de kolay değil. Hem dünya edebiyatında hem
Türk edebiyatında pek çok kadın yazarın erkek ismi kullanarak yazması tesadüf
değil. Erkek ismiyle daha rahat anlatabilirsiniz cinselliği, aşkı, tenselliği.
Daha sakınmasız. Daha oto-sansürsüz. Kadın yazarlar ancak yaşlanınca, toplumun
gözünde ‘yaşlı’ olunca bu rahatlığı
edinebilirler.”
Melissa P.: “Ben bir
büyücüyüm” Melissa P. (Panarello), henüz
16 yaşındayken yazdığı erotik güncesi ‘Yatmadan Önce Yüz Fırça Darbesi’ ile 30
ayrı ülkede okundu ve yıllarca tartışıldı. “Bu edebiyat değil!”, “Bu kitap, bu
yüzyılın erotik edebiyatının geldiği noktayı gösteriyor”, “Bu kız aforoz
edilmeli.” Edebiyat veya değil, Melissa P.’nin kendi sözleri tüm yorumlardan
daha aydınlatıcı: “Seks bana verdiği gibi, benden de bir şeyler alıp götürdü.
Hem bir ödül hem bir işkence. Bütün deneyimlerini bir pişmanlık duygusu ile
yaşadım. Toplumun bu tip ilişkileri tasvip etmediğini bilerek yaşadım. Bir de
‘hayır’ demekten korkuyorum. Ben, ‘Herkes kendi yolunu seçer, seçilen yol
herkesin kabul ettiği yol olmayabilir’ diye düşünüyorum. Uyuşturucu ile kendini
bulma 1970'lerin modasıydı. Şimdi seks uyuşturucunun yerini almış gibi
görünüyor. Kolektif bir rahatsızlığı ifade ediyor bu, sadece gençlerin değil,
orta yaşın da sorunu.”
__________________
Seda ARICIOĞLU
(1049 – 10 Ocak
2008)
|