|
Seslerini duymak adına festivalleri, Peyote ve türevi
Beyoğlu mekânlarını arşınladığımız, keşfedilmemiş rock gruplarımız, birer ikişer
gün ışığına çıkıyor. Ayyuka, Kreş derken, sıra geliyor Sakin’e. Onur Özdemir,
Özdemir Dereli, Cenker Kökten ve Soner Özışık’tan oluşan Sakin elemanlarının
kimisi Boğaziçi’nden, kimisi İTÜ’den mezun, akıllı, sakin çocuklar! İş müziğe
gelince pek ‘sakin’lik kalmıyor haliyle. Sound’uyla, melodisiyle farklı, hoş bir
tadı var Sakin’in. Önümüzdeki günlerde çıkaracakları albüm öncesi, laf lafı
açıyor.
TEMPO: Albüm, Mor ve Ötesi’nin yapım şirketi Rakun
Müzik’ten çıkıyor. Mor ve Ötesi’yle sık sık anılacaksınız. Bu, bir önyargı
yaratır mı sizce?
Onur Özdemir: Rakun ile tanışmadan önce de biz bu şarkıları söylüyorduk
zaten. Duruşumuzda ya da şarkılarımızda herhangi bir etkisi olmadı. Önyargılı
yaklaşacak insan, elbet bir şey bulur zaten yaptığımız işi baltalamak için.
Cenker Kökten: Bu durumu iyi yönden de okuyabilir insanlar. Asıl, “Neden
Rakun ilk albümünü popüler bir gruba değil de Sakin’e çıkarıyor?” şeklinde
düşünmek lazım. Önyargılı yaklaşacaksak konuya ,“Mor ve Ötesi ve Rakun
yapıyorsa, bir bildiği vardır” demeleri lazım insanların.
T: Yıllardır Peyote’den, festivallerden bildiğimiz
gruplar, peşi sıra albüm çıkarmaya başladı. Neler değişiyor albüm sonrası
süreçte?
Soner Özışık: Özünde değişen bir şey yok aslında. Albüm çıkıyor diye
müziğimizden ya da duruşumuzdan taviz verecek bir durum yok ortada. Albümün en
büyük avantajı, daha çok insana ulaşabilmemiz. Dinleyenler de albüm sayesinde
şarkılarla daha kişisel bir bağ oluşturabilecekler.
O.Ö.: İnternetten şarkı dinlemekle, albüm kartonetini karıştırırken CD’yi
müzik setine koyup dinlemek arasında büyük bir fark olduğunu düşünüyorum.
Özdemir Dereli: Konserlere dair pek çok şey değişecek. Genelde
konserlerimiz festival alanlarında ya da ön grup olarak gerçekleşti. Şimdi en
azından, insanların bizim şarkılarımızı dinleyip severek, sadece bizi dinlemeye
geldiklerini biliyor olacağız.
T.: Albümünüzün adı ‘Hayat’. Pek çok şeyi kapsayan
‘derin’ bir kavram.
O.Ö.: Albümde en çok geçen kelimelerden biridir hayat. Dediğiniz gibi,
pek çok göndermeye, farklı anlamlara sahip bir kelime. Yeni bir hayata
açılıyoruz. Ayrıca albümü dinleyenler için yeni bir hayat olacak. Sakil
durmadıkça büyük, manalı isimler kullanmak iyidir.
T.: Altı senelik müzik maceranızı, onca yıldan sonra tek
bir albüme sığdırmaya çalışmak zor olmadı mı?
S.Ö.: Bizi tamamen yansıttığını söyleyemeyiz. Altı senelik bir süreçten
bahsediyoruz sonuçta. Yine de belli bir süreci yansıttığını söyleyebiliriz.
Kapsadığı yılları düşününce, ilk albüm için gayet bizi anlatan bir çalışma oldu.
T: Altı yıl uzun bir süre değil mi aslında?
C.K.: Aslında altıdan da uzun. Daha öncesi de var. Bizim başladığımız
dönemde albüm çıkarmak pek kolay değildi. Sayılı rock gruplarının albüm
çıkardığı zamandı. Şimdi işler çok değişti tabii. Şu da var, biz albüm çıkarmak
için bir araya gelmiş değiliz. Tek amacımız bir araya gelip müzik yapmaktı. Uzun
yıllar albüm çıkarma fikri kafamızda yoktu.
‘Sentetik Sezer’
T.: Müzik endüstrisinin durumuna bakılırsa, yeni bir
grubun albüm çıkarmasına cesaret gözüyle bakılıyor neredeyse artık.
O.Ö.: Özellikle plak şirketi için böyle bir durum var hakikaten.
İnsanların albümleri satın almaktan ziyade internetten indirdikleri bir gerçek!
Fakat dijital platformda parçaları dinlediğiniz zaman, genelde pek içine
giremiyorsunuz parçaların. Yüzeysel bir ilişki oluşuyor. Aynı anda birçok
parçayı indirip dinlediğiniz için, bu ‘tüketim manyaklığı’ tavan yapıyor. Benim
için hâlâ albüm, kapağı ve kartonetiyle bambaşka bir şey.
Mesela, ilk çıktığında Pinhani’nin albümünü almıştım. O CD’yi defalarca
döndürüp dinlemişimdir. Kapağını, içini dışını uzun uzun karıştırmışımdır. Hem
müzisyen hem dinleyici olarak eskisi gibi değil artık hiçbir şey.
T: Yeni grupların ilk albümlerinde ‘olmazsa olmaz’lar
da vardır. Düet, cover gibi güzellikler mesela...
C.K.: Biz o işlere girmedik pek! Bunlar genelde ticari kaygılar nedeniyle
oluyor. Bizim öyle bir derdimiz olmadığı için, yapmadık böyle şeyler. Öyle bir
çalışmamız olsaydı bile, farklı algılanmaması için bu albüme koymazdık. Sırf
ticari kaygıyla yapıldı diye düşünülsün istemeyiz çünkü.
O.Ö.: Mesela yeni gruplardan Kreş’te yok öyle durumlar. Onsuz yapanlar da
oluyor yani. Bu açıdan seviyorum Kreş’in duruşunu.
C.K.: Sırf düet yapıyorlar, cover yapıyorlar diye bir gruba gıcık da
olunmaz ama.
O.Ö.: Tamam da üç-dört tane de koymazsın artık! Önemli olan parçanın
gerçekten bir şeyler hissettirebilmesi bence. Genel amaç ticari olunca, pek bir
şey hissettirmiyor bünyede. Biz biraz da kendi terimizi atıp görmek istedik, tek
başımıza neler yapabileceğimizi. Yoksa düet yapacak gruptan başka bol ne var!
T.: Rock gruplarının ciddi meselelerini kafayı
takma/takmama/takarmış gibi yapma gibi bir durumları vardır.
O.Ö.: Bizim, kendimize göre ‘pop’ bir duruşumuz var bile diyebiliriz.
Kimseye mesaj verme gibi bir kaygımız yok açıkçası. Mesela, Filistin’le ilgili
bir parça yaptığımızda, bunu yapmış olmak için yapmıyoruz. Ya da daha duyarlı
görünmek gibi bir çabadan kaynaklanmıyor. Televizyonda görmüş, duygulanıp
ağlamışızdır. Bu sebeple oturulur, yazılır. Başka bir amaçla yapmayız. Mesela
albümde, ‘Sentetik Sezer’ diye bir parça var. Parça, Irak’taki bir deneyim ile
ilgili olmasına rağmen, aşk parçası olarak algılayanlar var. Benim için de büyük
bir başarı! Kör göze parmak sokmamış olduk.
T.: İlk çalmaya başladığınız günden bu yana neler değişti
sizce Türk rock müzik sularında?
O.Ö: Rock müziği alternatif olmaktan çıkıp ana akım olmuş durumda. Son
iki-üç yıldır Türk rock müziğinden hangi parça çıksa, büyük hit oluyor. Gripin,
Manga, Mor ve Ötesi, Duman, Şebnem Ferah, Hayko Cepkin... Bu insanların yaptığı
parçalar artık dönemin en iyi parçaları oldu. Rock’çıların değişmesinin etkisi
var tabii. Daha önceleri söz, duruş, müzik, tarz konusunda çok obsesiflerdi.
Belli kalıpların dışına çıkmazlarken, şimdilerde onlar da kendilerini bir nebze
olsun rahat bırakmış durumdalar. Bu isimlerin çıkardıkları hitleri
anne-babalarımız bile dinler oldu. Mesela, Mor ve Ötesi’nin asıl patlama yaptığı
sene ‘Bir Derdim Var’ın Kral TV Müzik Ödülleri’nde ‘Yılın Şarkısı’ ödülünü
alması, bu durumun en güçlü göstergesiydi bence.
|