|
Aldığı psikodrama eğitiminin ve psikoloji mezunu oluşunun
da etkilerinden olsa gerek, kitaptaki bütün karakterleri absürt bir hal içind,e
öyle güzel analiz ediyor ki Öncü, kimi zaman gülüp, kimi zaman ağlayabiliyor
insan satırlarıyla baş başa kaldığında. Tıpkı Gertrude gibi.
----
TEMPO: Gertrude’un manik depresyon
teşhisiyle hastaneye kaldırılmasını da düşünürsek, ‘Büyük D’ depresyon, ‘Büyük
M’ mani olmalı. Kitap manik depresyon üzerine diyebilir miyiz?
Şule Öncü: Kitapta anlatılan, manik depresif bir
kadının hayat hikâyesi. Ancak kavramsal olarak etrafında döndüğüm esas konu
dualite. Akıl-duygu, karanlık-aydınlık, kadın-erkek, doğa-teknoloji,
inanç-şüphe, ben-öteki... Aşırı uçlar ve insanın bir türlü kuramadığı denge.
Kitap, ‘ikilik’ üzerine diyebiliriz.
T.: Gertrude sanki terapi koltuğundan bakıyor
geçmişine.
Ş.Ö.: Gertrude’un derdi, bir yandan da o koltukla aslında. Çünkü toplumun
onaylamadığı pek çok ‘anormal’ gibi, Gertrude da psikiyatrinin devirdiği
çamlardan nasibini alıyor bir şekilde. Bu bakımdan, metnin, ezbere ve üstünkörü
yapılan her çeşit psikoterapiye karşı dalga geçen bir tavrı olduğunu
söyleyebiliriz.
T.: İlkokulda sıra arkadaşı Hikmet’in tacizi,
sokaktaki adamın tacizi... Gertrude’un yaşadıkları, çoğu kadının küçükken
yaşadığı ama kendi kendisine bile itiraf edemediği ‘küçük’ tacizler
sanki...
Ş.Ö.: Yetişkinin çocuğa, erkeğin kadına, varlıklının yoksula yaptığı
tacizleri düşünün. Sınır ihlalini yani. Sonra rolleri değiştirin. Çocuğun
yetişkine, kadının erkeğe, yoksulun varlıklıya yaptığı ve yapabileceği sınır
ihlallerini düşünün. Hepsi gücün kötüye kullanımıyla ve zaman içinde el
değiştirmesiyle ilgili aslında. Gertrude da yeri geldiğinde oldukça mütecaviz
bir karakter. Tacizin doğasıyla, yarattığı patolojinin birey ve toplumlar
üzerindeki etkileriyle ilgileniyorum.
T.: En büyük dindarlar bilim adamları ve dinin
peşinde bir fizik var...
Ş.Ö.: Din dediğimiz şey, farz edilen en büyük güçle, birey arasında duran
kişi, kurum, kurallar ve kitaplar değil mi? Farz edilen en büyük varlık da evren
olduğuna ve fizik de evrenin sırrını çözmekle uğraştığına göre...
T.: İstanbul’dan Korghbourg’a yolculuğu da
Gertrude’un ikiye bölünmesine sebep olaylar arasında sanırız. Bütün alaturkalığı
ve ‘Doğu’luluğuyla, Türk toplumu, adaptasyon sorununu çözmüş müdür sizce,
çözmeli midir?
Ş.Ö.: Sadece Türk toplumunun değil, insanlığın bir adaptasyon sorunu var.
Büyük resme bir bakalım; bir yanda korkunç bir sefalet, umutsuzluk, çaresizlik;
öte yanda korkunç bir tüketim, savurganlık, kendini beğenmişlik, güç
takıntısı... Manik depresyon, sadece bazı ‘hasta’ bireylere musallat olan bir
illet değil ki. Bütün insanlık manik depresif. Uyum, dengeyle ilgili bir süreç.
Topyekûn düştü düşecek haldeyiz.
İnsanoğlu, yeryüzüne uyum sağlayamamış daha, Doğulu Batılıya nasıl sağlasın?
T.: İlk kitaplar genellikle insanın kendi
hayatına yoğunlaştığı, paralel değil, dikine kendini yazdığı kitaplar oluyor.
Bir sonraki kitapta da bu derin kuyu kazımı devam edecek midir
sizce?
Ş.Ö.: Kazı yapmadan yazmak bana anlamlı gelmiyor. ‘Şu oldu, bu oldu, son’
hikâyelerinin okura hakaret olduğunu düşünüyorum. İster kendimden, isterse hiç
tanımadığım birinden yola çıkmış olayım, yazmaya başladığım karakterle onun gibi
düşünene, onun gibi hissedene, onun ağzından konuşana kadar uğraşıyorum. Sadece
edebiyatta değil, senaryo yazarken de aynı şekilde kendimden yola çıkıp,
yazdığım kişi oluyorum. Bunun için hem sezgisel konsantrasyon hem de analitik
çalışma, sizin deyiminizle kazı gerekiyor. Başka türlü nasıl yazılır bilmiyorum.
Devam edersem böyle gider zannederim.
T.: Doktorlardan öğretmenlere, annelerden kocalara,
özgürlük kısıtlayıcı her türlü kurum ve otorite Gertrude’un kâbusu. Sizin de
otoriteyle aranız kötü müdür?
Ş.Ö.: Otorite olmak gibi bir iddia taşımıyorum. O yüzden adil ve bilge
bir otorite varsa, buyursun gelsin. Ancak gücün kötüye kullanıldığını, ortada
bir akılsızlık ve adaletsizlik olduğunu hissettiğim zaman başım belaya giriyor
doğal olarak.
T.: Ülkenin ve dünyanın durumu düşünüldüğünde,
başınız beladan kurtulmuyor olsa gerek. Yazmak, hayata katlanmanın bir yolu mu
sizce?
Ş.Ö.: Kesinlikle öyle. En önemlisi de mizah duygusu. Yazarken çok
gülüyorum ben. Beni güldüren şeylerin okuru güldürdüğünü görmek de mutluluk
verici. Bu yüzden bütün zorluklarına rağmen yazmak benim için sağaltıcı bir
süreç.
__________________
Berrin KARAKAŞ
(1055 – 21
Şubat 2008)
|