Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Kültür Sanat / Berrin Karakaş
Çatlak ses, çatlak kafada bulunur

Marianne Faithfull, 3, 4, 5 Mart tarihlerinde Babylon'da. Çatallı sesi, kocaman kalbi ve yıllara meydan okuma hususunda Ajda Pekkan'ın dahi yarışamayacağı bu efsaneyi, aman kaçırmayalım

Marianne Faithfull
Marianne Faithfull

Marianne Faithfull’u son olarak Sam Garbarski’nin güzel filmi ‘Irina Palm’da izlemiş idik hatırlarsanız. Faithfull, seneler önce anoreksiya ve bulimiadan muzdarip dolaştığı Londra Soho sokaklarında, bu kez  ‘Irina Palm’ kılığında beyazperde için geziniyordu. Müzik dünyasındaki kadar büyük olmasa da beyazperdede ufak tefek rollerle kendisine yer edinmiş Faithfull’un, beyazperde geçmişine kısaca bakar isek.

 

İlk olarak 17 yaşında, Godard’ın filmi ‘Made in USA’ de göstermişti güzel yüzünü. Henüz bu kadar çatlaklaşmamış sesiyle, ‘As Tears Go By’ı söylemişti. Bir sene sonra yer aldığı, dünya sinema tarihi açısından, ilk kez kitlelere yönelik bir filmde, ‘fuck’ kelimesinin geçmesi sebebiyle önemli bir film ‘I'll Never Forget What's Is Name’i de unutmayalım. Ve elbette Alain Deleon’a eşlik ettiği en ünlü filmi ‘Girl on A Motorcycle’ı. (1968) ve ardından gelen ‘asi gençler ne de güzeller’ kılıklı filmler ‘Rock’n Roll Circus’, ‘Lucifer Rising’ı.

 

‘Absolutely Famous’ dizisinin son bölümünde Tanrı, Robert Wilson’un yönettiği William Burroughs ve Tom Waits’in müzikali ‘The Black Rider’da şeytan derken, Marianne Faithfull pek çok filmde ve dizide küçük küçük görünse de, biz onu elbette ki ‘Broken English’ten ‘Working Class Hero’ya, ‘As Tears Goes By’dan ‘Kissin Time’a, o güzelim şarkılarıyla hatırlıyoruz daima. Şarkılar eşliğinde öyleyse, dalalım Faithfull Hanım’ın maceralı hayatına.

 

Kökler ve köklerle gelenler

 

“Kökler insanın nasıl biri olduğuna dair çok şey söyler” der isek, Marianne Faithfull’un annesi tarafından büyük büyük dayısı Leopold von Sacher Masoch’a bir değinmek gerekir. Masoch, 19’uncu yüzyılda ‘Venus in Furs’ romanıyla, mazoşizmin mazoşizm olarak anılmasını sağlayan kişi. Hal böyle olunca, Faithfull’un gençlik yıllarında kendine çektirdiği çileyi az biraz anlıyor insan sanki. Özellikle de ulu karizma, yaşlı kurt Mick Jagger’la bir zamanlar yaşadığı aşkı ve getirdiklerini...

 

Köklerin anne ve baba kısmına gelirsek, Faithfull’un annesi Viyanalı barones hanım Bayan Eva Erisso, Bertolt Brecht ve Kurt Weil gibi büyük isimlerle çalışmış bir kişi. Profesör babası ve barones annesi boşanınca, küçük Marianne çocukluğunun büyük kısmını annesiyle geçiriyor. Boşanma sonrası, ver elini Berkshire. 1960’ların sonunda, müzik ellerine folk müzik söyleyerek neşeli bir başlangıç yapıyor Faithfull. Ve müzik âlemlerine Mick Jagger eşliğinde bir giriyor, pir giriyor.

 

Rolling Stones’un partisinde Andrew Loog Oldham tarafından keşfediliyor. Oldham, Mick Jagger ve Keith Richards üçlüsünün desteğiyle ünlendikçe ünleniyor. Bir sene sonra aktris John Dunbar ile evleniyor ve oğlu Nicholas dünyaya geliyor. Dunbar’ın uyuşturucu bağımlılığı sebebiyle çok uzun sürmüyor bu izdivaç ve Marianne oğlunu da alıp Londra’ya gidiyor. Bu kez kendisi başlıyor uyuşturucularla yakın temasa.

 

O dönemler kankası, Keith Richards’ın karısı Anita Pallenberg. Hal böyleyken Marianne’in yanına da Mick Jagger yakışır. Lakin Jagger, Marianne’imizi biraz karıştırır. İlişki bittiğinde Marianne’ın kullandığı uyuşturucular da şekil değiştirir ve daha tehlikeli duruma gelir. Kokain ve eroin zamanları, Rolling Stones’un ‘Sympathy for the Devil’, ‘Wild Horses’ gibi şarkılarında çıkar karşımıza.

 

1970’ler itibariyle Marianne Faithfull fazla dağıldığından, oğlu Nicholas da alınır himayesinden. 1970’ler boyunca kendisinin bize en büyük armağanı, hemşire kıyafetleri içindeki Marianne ve David Bowie düeti; ‘I Got You Babe’dir herhalde. Ve sonrası, yazının başında bahsettiğimiz Londra’nın çılgın mı çılgın Soho sokaklarında anoreksiyanın kollarında, eroin dolaşır damarlarında bir Marianne Faithfull.

 

Chelsea, bekle bizi

 

1976 itibariyle prodüktör Mike Leander, Soho sokaklarından Marianne’ı çıkarır ve ‘Rich Kids Blues’ albümü yapılır. Bir parça kendisine gelen ‘Ben Sokak Kızıyım’ Marianne Faithfull, uyuşturucudan kurtulmak adına klinik klinik gezse de sonunda soluğu her asi ruhun geçtiği Chelsea’de alır. Ve Punk insanı, ‘The Vibrators’ grubundan Ben Brierly ile takılmaya başlar. Takılmaların sonucu, dinlemeye doyulmaz, o zamana kadarki bütün acıları içinde saklar ‘Broken English’ albümü gelir.

 

1979’da, Faithfull, Brierly ile evlenir. Ve kısa süre sonra, çılgınlıkta Marianne’den geri kalmaz Howard Tose girer aralarına. İlişki pek fena sonlanır. Tose, kendisini 36’ncı kattan atmak suretiyle hayata veda eder. Bu ilişkinin acılı izlerini, 1995 tarihli albüm ‘Secret Life’ta görebilirsiniz. 1986’da Faithfull, Brierly’den boşanır ve iki sene sonra, üçüncü evliliğini Giorgio Della Terza ile gerçekleştirir. Ondan da 1991’de boşanır.

 

2000’lere doğru az biraz akıllanmış, rock camiasına ablalık yapar, torun torba sahibi ve o güzelim sesi her daim sevilir bir Marianne Faithfull bekler ve de bizi. Bakınız: Roger Waters’ın da içinde olduğu 2000 tarihli ‘Wagabond Ways’, 2002 tarihli ‘Kissin Time’, P.J Harvey-Nick Cave ikilisinin de konuk olduğu ‘Before The Poison’ (2005). Ablamızı selamlamak, o güzelim şarkılarına hep bir ağızdan katılmak için öyleyse, gidelim konsere, uzanalım eskilere. Yaşasın Marianne Faithfull ve arkadaşları.

 

Ablamızı selamlamak, o güzelim şarıkılarına hep bir ağızdan katılmak  için öyleyse, gidelim konsere, uzanalım eskilere. Yaşasın Marianne Faithfull ve arkadaşları

05.03.08

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.