Marianne Faithfull’u son olarak
Sam Garbarski’nin güzel filmi ‘Irina Palm’da izlemiş idik hatırlarsanız.
Faithfull, seneler önce anoreksiya ve bulimiadan muzdarip dolaştığı Londra Soho
sokaklarında, bu kez ‘Irina Palm’
kılığında beyazperde için geziniyordu. Müzik dünyasındaki kadar büyük olmasa da
beyazperdede ufak tefek rollerle kendisine yer edinmiş Faithfull’un, beyazperde
geçmişine kısaca bakar isek.
İlk olarak 17 yaşında, Godard’ın
filmi ‘Made in USA’ de göstermişti güzel yüzünü. Henüz bu kadar çatlaklaşmamış
sesiyle, ‘As Tears Go By’ı söylemişti. Bir sene sonra yer aldığı, dünya sinema
tarihi açısından, ilk kez kitlelere yönelik bir filmde, ‘fuck’ kelimesinin
geçmesi sebebiyle önemli bir film ‘I'll Never Forget What's Is Name’i de
unutmayalım. Ve elbette Alain Deleon’a eşlik ettiği en ünlü filmi ‘Girl on A
Motorcycle’ı. (1968) ve ardından gelen ‘asi gençler ne de güzeller’ kılıklı
filmler ‘Rock’n Roll Circus’, ‘Lucifer Rising’ı.
‘Absolutely Famous’ dizisinin son
bölümünde Tanrı, Robert Wilson’un yönettiği William Burroughs ve Tom Waits’in
müzikali ‘The Black Rider’da şeytan derken, Marianne Faithfull pek çok filmde ve
dizide küçük küçük görünse de, biz onu elbette ki ‘Broken English’ten ‘Working
Class Hero’ya, ‘As Tears Goes By’dan ‘Kissin Time’a, o güzelim şarkılarıyla
hatırlıyoruz daima. Şarkılar eşliğinde öyleyse, dalalım Faithfull Hanım’ın
maceralı hayatına.
Kökler ve köklerle gelenler
“Kökler insanın nasıl biri
olduğuna dair çok şey söyler” der isek, Marianne Faithfull’un annesi tarafından
büyük büyük dayısı Leopold von Sacher Masoch’a bir değinmek gerekir. Masoch,
19’uncu yüzyılda ‘Venus in Furs’ romanıyla, mazoşizmin mazoşizm olarak
anılmasını sağlayan kişi. Hal böyle olunca, Faithfull’un gençlik yıllarında
kendine çektirdiği çileyi az biraz anlıyor insan sanki. Özellikle de ulu
karizma, yaşlı kurt Mick Jagger’la bir zamanlar yaşadığı aşkı ve
getirdiklerini...
Köklerin anne ve baba kısmına
gelirsek, Faithfull’un annesi Viyanalı barones hanım Bayan Eva Erisso, Bertolt
Brecht ve Kurt Weil gibi büyük isimlerle çalışmış bir kişi. Profesör babası ve
barones annesi boşanınca, küçük Marianne çocukluğunun büyük kısmını annesiyle
geçiriyor. Boşanma sonrası, ver elini Berkshire. 1960’ların sonunda, müzik
ellerine folk müzik söyleyerek neşeli bir başlangıç yapıyor Faithfull. Ve müzik
âlemlerine Mick Jagger eşliğinde bir giriyor, pir giriyor.
Rolling Stones’un partisinde
Andrew Loog Oldham tarafından keşfediliyor. Oldham, Mick Jagger ve Keith
Richards üçlüsünün desteğiyle ünlendikçe ünleniyor. Bir sene sonra aktris John
Dunbar ile evleniyor ve oğlu Nicholas dünyaya geliyor. Dunbar’ın uyuşturucu
bağımlılığı sebebiyle çok uzun sürmüyor bu izdivaç ve Marianne oğlunu da alıp
Londra’ya gidiyor. Bu kez kendisi başlıyor uyuşturucularla yakın temasa.
O dönemler kankası, Keith
Richards’ın karısı Anita Pallenberg. Hal böyleyken Marianne’in yanına da Mick
Jagger yakışır. Lakin Jagger, Marianne’imizi biraz karıştırır. İlişki bittiğinde
Marianne’ın kullandığı uyuşturucular da şekil değiştirir ve daha tehlikeli
duruma gelir. Kokain ve eroin zamanları, Rolling Stones’un ‘Sympathy for the
Devil’, ‘Wild Horses’ gibi şarkılarında çıkar karşımıza.
1970’ler itibariyle Marianne
Faithfull fazla dağıldığından, oğlu Nicholas da alınır himayesinden. 1970’ler
boyunca kendisinin bize en büyük armağanı, hemşire kıyafetleri içindeki Marianne
ve David Bowie düeti; ‘I Got You Babe’dir herhalde. Ve sonrası, yazının başında
bahsettiğimiz Londra’nın çılgın mı çılgın Soho sokaklarında anoreksiyanın
kollarında, eroin dolaşır damarlarında bir Marianne Faithfull.
Chelsea, bekle bizi
1976 itibariyle prodüktör Mike
Leander, Soho sokaklarından Marianne’ı çıkarır ve ‘Rich Kids Blues’ albümü
yapılır. Bir parça kendisine gelen ‘Ben Sokak Kızıyım’ Marianne Faithfull,
uyuşturucudan kurtulmak adına klinik klinik gezse de sonunda soluğu her asi
ruhun geçtiği Chelsea’de alır. Ve Punk insanı, ‘The Vibrators’ grubundan Ben
Brierly ile takılmaya başlar. Takılmaların sonucu, dinlemeye doyulmaz, o zamana
kadarki bütün acıları içinde saklar ‘Broken English’ albümü gelir.
1979’da, Faithfull, Brierly ile
evlenir. Ve kısa süre sonra, çılgınlıkta Marianne’den geri kalmaz Howard Tose
girer aralarına. İlişki pek fena sonlanır. Tose, kendisini 36’ncı kattan atmak
suretiyle hayata veda eder. Bu ilişkinin acılı izlerini, 1995 tarihli albüm
‘Secret Life’ta görebilirsiniz. 1986’da Faithfull, Brierly’den boşanır ve iki
sene sonra, üçüncü evliliğini Giorgio Della Terza ile gerçekleştirir. Ondan da
1991’de boşanır.
2000’lere doğru az biraz
akıllanmış, rock camiasına ablalık yapar, torun torba sahibi ve o güzelim sesi
her daim sevilir bir Marianne Faithfull bekler ve de bizi. Bakınız: Roger
Waters’ın da içinde olduğu 2000 tarihli ‘Wagabond Ways’, 2002 tarihli ‘Kissin
Time’, P.J Harvey-Nick Cave ikilisinin de konuk olduğu ‘Before The Poison’
(2005). Ablamızı selamlamak, o güzelim şarkılarına hep bir ağızdan katılmak için
öyleyse, gidelim konsere, uzanalım eskilere. Yaşasın Marianne Faithfull ve
arkadaşları.
Ablamızı selamlamak, o güzelim
şarıkılarına hep bir ağızdan katılmak için öyleyse, gidelim konsere,
uzanalım eskilere. Yaşasın Marianne Faithfull ve
arkadaşları