|
Macar göçmeni bir aileden gelen yönetmen Frank Darabont, bugüne kadar üç
tane Stephen King hikâyesini beyazperdeye uyarladı. Kendisinin de ilk iki filmi
olan ‘Esaretin Bedeli’ ve ‘Yeşil Yol’, hapishanede geçen filmlerdi ve hücre
duvarlarının aslında kendi korkularımız olduğunu, özgürlüğün umut ederek
kazanıldığını söylüyorlardı.
Darabont, üçüncü Stephen King uyarlamasında, seyirciyi başka bir
hapishaneye sokuyor. Ama burası, bildiğimiz hapishanelerden hayli farklı. Çünkü
içeride, şekerlerden çizgi romanlara, meyve sularından şarküteri ürünlerine ve
şarap reyonuna kadar her şey var. Burası, bir süpermarket. Ama insanoğlu bu ya,
istediği her şeyi bulabileceği bir yeri bile umutsuzluğa kapıldığı takdirde en
büyük kâbusuna çevirebilir.
Oysaki filmin başında, insanları asıl korkutan şey dışarıdaki hava
durumu. Film, dağların arasında bir kasabada açılıyor. Ansızın patlayan fırtına
ve ardından bastıran koyu sis tabakası, insanları erzak temin etmek için
kasabanın tek süpermarketinde buluşturuyor. Fakat sisin içinde bir görünüp bir
kaybolan yaratıklar var; zehirli iğneleri, kocaman çeneleri, solungaçları ve
asitli ağları olan dev sinekler, örümcekler ve mutasyona uğramış bilumum
canavar...
Camdan bakarak yaratıkları izleyen, içeride mahsur kalmış insanlar,
korkmaları gereken şeyin hava durumu değil de doğaüstü ve tekinsiz bir şey
olduğunu anlıyorlar anlamasına ama gerçek tehdidin süpermarketin içinde
olduğundan henüz habersizler.
Batıl inançlar marketi
Makineler çalıştığı ve telefonun tuşlarına basıp polis çağırılabildiği
sürece medeniyetler ayakta kalır. Ama bu lüksleri, insanların elinden alınırsa,
onlar kendi karanlıklarına mahkûm edilirse... İşte o zaman, hiçbir kural kalmaz.
İnsanların yerini içlerindeki canavarlar alır. Filmde buna benzer bir kıyamet de
süpermarketin içinde yaşanıyor. Marketteki her biri çoktan kavgacı, yobaz ruh
hallerine bürünmüş insanlar, zamanla birbirleriyle tartışmaya başlıyor, komşuluk
duyguları eriyip gidiyor ve birer saatli bombaya dönüşüyorlar.
Hikâyeyi okuyanlar bilirler, Stephen King’in öyküsünün ucu açıktır. Ama
Darabont, kendi filmine oldukça rahatsız edici bir son yerleştirmiş. Bunun için
King’in onayını almış olması, insanın içini rahatlatmıyor. Çünkü asıl paketin
içinde bir süpermarket olsa da, içindeki bozulmuş süte benzeyen senaryosu, sakız
olmuş diyalogları ve hormonlu meyveleri andıran dini göndermeleriyle film, bir
de bu şaşırtıcı final eklenince insanın kasadan geçerken kendini kazıklanmış
hissetmesine neden oluyor.
Öldüren Sis
The Mist
Yönetmen: Frank Darabont
Oyuncular: Thomas Jane, Marcia Gay Harden, Andre Braugher, Laurie
Holden
2.5 yıldız
|