|
|
Juno
|
|
|
Savaşlarla birlikte değişen ve ışıltısını
kaybeden dünyada, Amerikan filmleri de modaya uyup kendilerini kan rengiyle uyum
içindeki tonlara teslim ediyor. Hollywood, Dante’nin ‘İlahi Komedyası’ndan bir
sahneye dönüşüyor. Törenin büyük ödüllerini toplayan iki film bunun en iyi
kanıtı: Bir ölüm makinesi kadar mekanize bir zekâ ürünü olan ‘İhtiyarlara Yer
Yok’ ve dipnotları olmasa, okuması son derece zor olan ‘Kan Dökülecek’
entelektüel birikim gerektiren ağır yapıtlar.
Bu iki filmin içinden beyazperdeye doğru
tozlu bir Ortaçağ havası esiyor sanki ve beraberinde akbabaları, cehennem
köpeklerini, kızıl alevleri getiriyor. Bu açıdan törene katılanların
kıyafetlerindeki kırmızı ağırlığına dikkat etmemek imkânsız. İnsan, “Üzerilerine
bulaşan kan lekelerini kapatmak için bu rengi tercih etmişler” diye düşünmeden
edemiyor.
Tuvalet ne
tarafta?
Bilen bilir, Paris’in kanalizasyonları
yıllarca kötü kokular saçmıştır. Dillere destan Fransız mutfağının böyle kötü
kokulara neden olması ironik değil de nedir? Aynı şekilde ‘La Vie en Rose’ filmiyle en iyi
kadın oyuncu ödülünü kazanan Marion Cotillard, aynı filmle en iyi makyaj ödülünü
kazanan Didier Lavergne, Jan Archibald ikilisi, en iyi kısa film ödülünü kazanan
‘Les Mozart des Pickpockets’ ve animasyon dalında ödüle aday olan ‘Persepolis’
bu sene Oscar töreninde Fransız sinemasının ağırlıkta olduğunun kanıtıydı. Sanki
Hollywood, Fransız mutfağının arka tuvaletine dönüşmüştü. En iyi animasyon
ödülünü kucaklayan ‘Ratatouille’ da zaten Fransız mutfağında geçen bir film
olarak bu görüntüye renk kattı.
80’inci Akademi Ödülleri’nin en renkli
siması, hiç kuşkusuz en iyi senaryo dalında ödül alan Diablo Cody’di. En iyi
film dalında Oscar’a aday ‘Juno’ filminin senaristi Diablo Cody’nin eski bir
striptizci olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. Kadınlar gerçekten iyi ve kötü
diye ikiye bölünüyorlarsa, Diablo Cody hem takma ismiyle hem mesleğiyle ‘kötü’
olarak tanımlanacak, kendine has kadınlardan. Erkek filmlerinin ağırlıkta olduğu
ve bir anlamda ‘masum kadın filmlerine yer yok’ da diyen törenin kadınlarla
alakalı tek uyarısı bu kadarla da bitmiyor. Küçük yaşta hamile kalmış ağzı iyi
laf yapan bir genç kızın öyküsüyle ‘Juno’, Bob Dylan’ı canlandırmak için girdiği
erkek kılığıyla Cate Blanchette ve en iyi yardımcı kadın ödülünü alan robotik
görüntüsüyle Tilda Swinton kadınlık kavramının değiştiğine işaret ediyor.
Ve daha büyük günahların gölgesinde küçük günahların sıradanlaştığı,
kadınların narin birer erkeğe dönüştüğü, yabancı dilde teşekkür edenlerin
arttığı bir ödül töreni de böyle sona eriyor.
|