Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Kültür Sanat / Seda Arıcıoğlu
Barbar Senarist

O bir 'zen anarşist'. Küçükken Vietnam'a savaşa gidip asla dönemeyeceğini hayal edermiş. Ama astımı yüzünden orduya alınmayınca, savaş filmleri çekmekte bulmuş çareyi. John Milius, 'Batı'ya Doğru Akan Nehir' belgeselinin süpervizörü olacak

John Milius
John Milius

Coen kardeşlerin şahane filmi ‘Big Lebowski’yi hatırlıyor musunuz? Orada bir Walter vardı; incelikten nasiplenememiş, barbar ama yine de gıpta edilecek bir karakter. Öyle bir adam ki ağzına geleni söylüyor, aklına geleni yapıyor, hem de hemen. Coen kardeşler, Walter’ı, yakın dostları John Milius’tan esinlenerek yazmışlar. Yani ne denir bilemiyorum; hık demiş burnundan düşmüş Milius Walter’ın. Ya da tam tersi...

 

‘Kıyamet’in (Apocalypse Now) senaristi, ‘Barbar Conan’ın yönetmeni Milius, Bahçeşehir Üniversitesi’nin davetlisi olarak İstanbul’daydı. Milius, MEDAM’ın (Medeniyet Araştırmaları Merkezi) ilk belgesel projesi olan ve Prof. Dr. Bekir Karlığa tarafından yazılan ‘Batı'ya Doğru Akan Nehir’ projesinin süpervizörü olacak.

Tempo: Bu proje ilginizi neden çekti?

John Milius: Oldum olası tarihe meraklıyım. Medeniyet araştırmaları, tarihin önemli bir parçası. 'Batı'ya Doğru Akan Nehir', bu anlamda bir şeyler yapabilmenin yanı sıra, bu alanda iyi niyetli ve fikirsel düzeyde bir çalışma olacağı için ilgilendim.

 

T.: Ortada senaryo yok. Ya iyi bir senaryo gelmezse?

J.M.: Her şey o kadar zor ki... Elimizden geleni yapacağız. Biz ne yapmak istediğimizi biliyoruz, önemli olan da bu.

 

T.: Yapmak istediğiniz tam olarak nedir?

J.M.: Politikanın ötesinde, medeniyetin ruhuyla ilgili bir şey yapmak istiyoruz.

Savaşlar hep oldu ve olacak. Biz bu belgesel TV dizisi ile diyeceğiz ki: “Tamam savaşın. İlle de savaşmak istiyorsanız, bari kiminle savaştığınızı bilin.”

 

T.: Bir röportajınızda, “Beni, Batı medeniyetleri için bir tehlike olarak görüyorlar” demişsiniz. Neden böyle?

J.M.: Aslında sözünü ettiğiniz cümle bir şakaydı; ama bir yerde de doğru. Ben barbar bir adamım biraz. O yüzden, bu projede yer almamı da son derece ironik buluyorum.

 

T.: Bir gazetede, koyu bir milliyetçi olduğunuz, bireysel silahlanmayı desteklediğiniz yazıyordu. Öyleyse bu durum belgesele nasıl yansıyacak?

J.M.: Ben herkes kadar milliyetçiyim. Hem milliyetçiyim hem kendimi reenkarne olmuş bir Romalı olarak görüyorum. Milliyetçi olmam diğer kültürlere ilgi duymamı engellemiyor. Özellikle film yapımcıları arasındaki konumuma baktığımda, kendimi bir üçüncü dünya ülkesi olarak görüyorum. A listesinde yer almadığım kesin. Ayrıca gerçekten öyle olsaydım, Osmanlı İmparatorluğu hakkında bir şeyler bilir miydim? Hillary Clinton veya Obama’ya sorun bakalım. Osmanlı hakkında bir şey biliyorlar mı?

 

T.: Siz nasıl bilirsiniz Osmanlı’yı?

J.M.: O dönem için bir istikrar unsuru olduğunu düşünüyorum.

 

“Korkuya inanmıyorum”

 

T.: Hollywood’dan neden nefret ediyorsunuz? (Ediyor musunuz?)

J.M.: (Kahkaha) Evet, çok. Çivisi çıkmış bir yer olduğunu düşünüyorum. Kötü bir lise gibi. Son derece düşük değerlere sahip. Popüler olana değer veren bir sisteme dönüştü. Beni, asla Hollywood’u savunurken göremezsiniz. Her zaman ona karşı savaşacağım.

 

T.: Hollywood da sizden pek hazzetmiyor bildiğim kadarıyla. Neden?

J.M.: Oraya uymuyorum işte. Zaten hiç sosyal bir adam değilim. Onların oyunlarını oynamadığım, asla da oynamayacağımı bildikleri için sevmiyorlar beni.

 

T.: Ne çeşit bir oyun oynamak lazım orada sevilmek için?

J.M.: Uzlaşma içinde olman lazım. Gücün onların elinde olduğunu kabul etmen ve ölesiye korkman gerekiyor. Sanki kaderin onların iki dudağının arasındaymış gibi. Ben korkuya inanmıyorum.

 

T.: Şu meşhur Hollywood yıldızları için de durum böyle mi?

J.M.: Hollywood’da yıldız falan yok. Lisede popüler olmak gibi bir şey onlarınki. Değerli işleri olanlar değil, şu veya bu sebepten popüler olmuş insanları, halkın seksi bulduklarını en iyi yapımlarda oynatıyorlar.

 

T.: Hollywood’a ilk adım attığınız dönemde de böyle miydi?

J.M.: Eskiden yıldız yaratırdı stüdyolar. Şimdi uğraşmıyorlar. Ben epey ‘asi’ bir karakter olmama rağmen, işime saygı duyduklarından, bana da değer verirlerdi. Çok daha özgürdüm. Hollywood, ABD’nin geri kalanından farklı bir tavır takınır hep. Yabancı yapımları baskılar. Neyse ki artık etkisi bitiyor. Ölüyor.

 

T.: Peki alternatifi de doğuyor mu?

J.M.: Bağımsız sinema. Dünya sineması. Zaten asla yazmıyorum Hollywood için. Uluslararası yapımlarda çok daha özgür oluyor insan.

 

T.: Senaristlerin grevi bitti. Sonuçtan memnun musunuz?

J.M.: Hayır. O aptal Oscar törenlerini mutlaka iptal ettirmeliydiler. Oscar, Hollywood’un mezuniyet gecesi gibi. Gerçekten nefret ediyorum. Bu grevden çıkacak en şahane sonuç, stüdyoların yerle bir edilmesi olurdu. Bir an evvel talan edilmeli Hollywood.

 

T.: Siz gerçekten de Big Lebowski’nin kankası Walter kadar ‘vahşisiniz’. Oscar’ı, Coen kardeşlerin almasına sevindiniz herhalde.

J.M.: Çok sevindim. Benziyoruz değil mi. Coen kardeşler, ‘Barton Fink’teki yayınevi patronunu –biliyorsunuz, o da benim gibi kaba, barbar ruhlu bir adamdı- canlandırmamı istemişlerdi. “Yapamam, donar kalırım. Siz kendinize bir oyuncu bulun” dedim. Onlar da buldu; zaten Michael Lerner, Oscar’a aday oldu o rolle. Sonra, “Madem sen oynamıyorsun, biz de seni yazarız” dediler. Ve Walter doğdu. Evet, çok başarılılar bu konuda. Hayattan, zamandan daha büyük karakterler yaratabiliyorlar.

 

“Bush’tan asla hoşlanmadım”

 

T.: Daha önce İstanbul’a keşif için geldiğinizi okudum. Ne keşfiydi bu?

J.M.: Buraya, kafamızda birçok farklı projeyle gelmiştik ama asıl amacımız, ‘Roma’ dizisini (CNBC-e’de yayımlanan ‘Rome’) burada çekip çekemeyeceğimizi görmekti. Eğer bir gün Roma hakkında bir film yapacak olursak, kesinlikle burada çekeceğiz.

 

T.: Diziyi neden burada çekmediniz o halde?

J.M.: HBO! Sağolsunlar, burada rahat çalışamayacaklarını düşündüler. İngiltere’nin o karanlık havasında çalışmak daha rahat, daha münasip geldi onlara.

 

T.: Türk sineması hakkında bir fikriniz var mı?

J.M.: Genç ve sağlıklı olduğunu söyleyebilirim. Ama hiç hatırlamıyorum bir Türk filmi izlediğimi. Bunun sebeplerinden biri, dağıtımın iyi olmaması. Diğer sebep de Hollywood’un yabancı filmlere kendisini kapatmış olması. Fakat ben yabancı filmleri izleyerek büyüdüm. Özellikle Japon sineması. Kurosawa, izlemekten en keyif aldığım yönetmen. Ama Japon sineması da artık tamamen animasyona kaydı ki, animasyondan hoşlanmıyorum. Gerçek, kanlı canlı bir şeyler görmek heyecanlandırıyor beni. Yerel filmleri destekleyen biriyim. Sinemanın teknolojiye bunca bağımlı olmasını eleştirmekle beraber, internetle o filmlere ulaşma olasılığımız artacak.

 

T.: Türkiye hakkında bir film seyretmişsinizdir ama, şu meşhur ‘Midnight Express’i mesela.

J.M.: Ah! Evet. Onu seyrettim. Neden, bizim de öyle bir şey yapacağımızdan mı endişe ediyorsunuz?

 

T.: Sanmıyorum. Ama bu filmin etkisinden hâlâ kurtulamamış olmamız tuhaf…

J.M.: Kesinlikle. O film çok tehlikeliydi. Ama öyle olmayabilir veya etkisi uzun yıllar boyunca sürmeyebilirdi. Sizin bunun tam tersini gösterecek bir film yapmanız halinde olabilirdi bu ancak. Şunu itiraf etmek lazım ki bugün dünya Türkiye’nin nasıl bir yer olduğunu hâlâ tam olarak bilmiyor. 

 

T.: Hem animasyon filmler hem de Hollywood hakkındaki düşünceleriniz, nostaljik biri olduğunuz hissini uyandırdı bende.

J.M.: Sanmıyorum. Filmleri seyrediyorsunuz işte, her şey ortada. Berbatlar. Ama ben Amerika’ya inanıyorum hâlâ. Kim bilir belki bir kahraman çıkar ve Amerika toparlar kendisini. Bu sahtelikten kurtulur. Galiba gelmiş geçmiş en şahane başkan Eisenhower’dı. İyi bir insan mıydı bilmiyorum ama Amerika onun zamanında iyiydi.

 

T.: Bay Bush?

J.M.: Ondan hiçbir zaman hoşlanmadım. Benim adamım Theodore Roosevelt’tir.

14.03.08

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.