|
Tempo: Serginizin adı ‘Dilek Ağacı’. Ne
diliyorsunuz?
Ertuğrul Ateş: İnsanlık için barış ve iyilik diliyorum.
T.: Kurdele, sizin daha önceki resimlerinizde de olan bir
figür.
E.A.: Evet. Kurdele hep var. Bir dönem biraz gizlendi, saklandı ama sonra
tekrar ortaya çıktı. Resmin kendi içinde bir serüveni var. O bazı enstrümanları
bazen öne çıkarıyor, bazen geri çekiyor. Ona ressamın kendisi bile müdahale
edemiyor açıkçası. Kendi içinde gelişiyor. Ama tabii o kurdele, bizim geleneksel
dilek ağacımızdan kopup düştü resmimin içine. Yıllardır, o enerjiyi, anlamlarını
değiştirerek resmimin içine taşıyor. Yaptığım, zaten kendi kültürel haritamdaki
malzemeleri, onlara farklı anlamlar yükleyerek kullanmak.
T.: Bir röportajınızda, “Ben kendi hayatımdan beslenirim”
demişsiniz. Nasıl bir hayatınız var?
E.A.: Benim hayatım, inişleri çıkışları ve dönemeçleri gayet bol bir
hayat. Son derece meşakkatli yani. Sanatla yaşamak, dışarıdan göründüğü kadar
pırıltılı bir hayat sunmuyor insana. Son derece acı verici. Yaşadığım şeyler,
benim duruşumla birleşip malzeme oluyor aslında. Ben neysem, resmim de o.
T.: Sizin Adana’da doğup büyümüş olmanız, etrafınızda
-tabiri caizse- fakir edebiyatının oluşmasına sebep oldu mu?
E.A.: Çok yazıldı çizildi hakkımda öyle şeyler. Elbette, ben de bazen,
pamuk çuvalı taşımaktan buralara gelmiş olmama şaşırıyorum. Kaşığı ağzında
doğmuş biri değilim. Ama biz hepimiz akrabayız bence. Üst Türk kimliği altında
hepimiz buluştuk ve Türkiye Cumhuriyeti böyle oluştu.
T.: Resim yapmanız gerektiğini nasıl fark
ettiniz?
E.A.: Küçük ödüller sayesinde. Komşumuz beğendi, öğretmenlerim beğendi
resimlerimi. Ben de resim yaparak kendimi ifade etmek için cesaret aldım
onlardan sanırım. Yoksul insan olunca, yapacak başka bir şeyiniz olmuyor. Oturup
resim yapıyorsunuz (gülüyor). Tıp kitaplarından anatomi çalışırdım. Hâlâ da
kendimi öğrenci gibi görüyorum.
T.: Sıklıkla II. Rönesans’tan söz ediyorsunuz. Bununla,
bireylerin devrimi önce kendi içlerinde gerçekleştirmesi gerektiğinden söz
ediyorsunuz sanırım. Sizde devrim oldu mu?
E.A.: II. Rönesans’a mecburuz biz. Batı’yla tanıştığım günden bugüne
süregeliyor bendeki devrim. Londra’ya ilk gittiğimde, tokat gibi bir gerçek
çarptı yüzüme. Batı uygarlığı, kendi meselesini çözmüş ve siz bir yabancı
olarak, öteki olarak kendinize yer edinmek zorunda kalıyorsunuz. Bu, çok zor bir
süreç olmakla beraber, kendimle yüzleşme ve içimde bazı değişiklikler yapma
ihtiyacı doğurdu. Nerede duracağımı, dünyaya nereden bakacağımı anladım en
sonunda. Benim yerim bu ülke. Ve sözlerimi, ayaklarımı bu topraklara basarak
söyleyeceğim.
Sait Halim Paşa Yalısı
Köybaşı Caddesi No: 117 Yeniköy İstanbul
Tel: 0212 223 05 66
Sergi 24 Nisan’a kadar izlenebilir.
__________________
Seda ARICIOĞLU
Fotoğraf: Haydar
ERÇİN
(1057 – 6 Mart 2008)
|